Gülten Akın: “Egemenler iyilikle yönetemediklerini şiddetle yönetmek zorunda hissediyorlar kendini”

Gülten AkınDünyaya sol’dan bakan bir yazarım. Her şeyin değişeceği, olduğu gibi kalamayacağı üstüne kurulmuş bir bakış. Bir var ki, bu değişimin hızı öngörülebilecek olandan çok fazla. Bir düzenin kendi iç gücüyle değişmesi değil bu. Hızla şişirilmiş bir balon içinde gibi insanımız. Balon patladı patlayacak. Yaşlı olmak, salt geçmişin bilgileriyle yaşamı yargılamak, günü anlamak değil de, bu değişimdeki yapay, pompalanmış hızı görmek yani yaşlılığı görmekse, iyidir. Aykırılık bu gidişte bence. Geldiğimiz noktada az sayıda güçlünün (ulusal ölçekte de, uluslararası ölçekte de) ulaşılmazlığa gittiğini, geri kalan büyük çoğunluğun açlığa, yoksulluğa, çaresizliğe itildiğini, savaşlarla tüketildiğini görmemeli miyiz?

“Şiir kimseye dokunmuyor ki”

Gülten Akın, elli yılı aşan şiir serüveni boyunca düzene, kadına, yaşama dair her şeyi konu etti. Onunla birlikte özgüvenli bir başkaldırışın izini sürdük. Şiir kültürümüzün sunduğu bütün kaynaklardan beslendi, büyüdü, özgünlüğüyle yaşamı kavradı, okura sundu. Elli yıl içinde kesintisiz bir değişim içinde gelişen şiirine bakmak, onun bugün çağdaş Türk şiirinin son büyük ustası olarak nitelendirilmesinin nedenlerini belirtir.
Gülten Akın şiiri ellinci yılını devirdi. Okur şiirlerinizle, hem dünyayı algılayışı ve bunu şiire işleyişiyle ayrıksı bir kadın şairin 1950′lerden bu yana yaşadıklarına, duygu ve düşüncelerine tanıklık ediyor hem de bu süreçte yaşanmış toplumsal olayları anımsıyor. Son kitabınız Kuş Uçsa Gölge Kalır’da da geçmişe bakıyor, geçmişin bilgisiyle bugünü anlamlandırıyorsunuz.
Gülten Akın gözüyle, neredeydik, nereye gidiyoruz? Şiir nerede duruyor?

Dünyaya sol’dan bakan bir yazarım. Her şeyin değişeceği, olduğu gibi kalamayacağı üstüne kurulmuş bir bakış. Bir var ki, bu değişimin hızı öngörülebilecek olandan çok fazla. Bir düzenin kendi iç gücüyle değişmesi değil bu. Hızla şişirilmiş bir balon içinde gibi insanımız. Balon patladı patlayacak. Yaşlı olmak, salt geçmişin bilgileriyle yaşamı yargılamak, günü anlamak değil de, bu değişimdeki yapay, pompalanmış hızı görmek yani yaşlılığı görmekse, iyidir. Aykırılık bu gidişte bence. Geldiğimiz noktada az sayıda güçlünün (ulusal ölçekte de, uluslararası ölçekte de) ulaşılmazlığa gittiğini, geri kalan büyük çoğunluğun açlığa, yoksulluğa, çaresizliğe itildiğini, savaşlarla tüketildiğini görmemeli miyiz? Şiir bu karmaşa içinde yer bulamayacak kadar naifleşti. Şairlere pek dokunulmuyor artık, şiir kimseye dokunmuyor ki. 1960’ların, 70’lerin şiirini yazan da, bundan etkilenen de yok. Şiirimiz de demokrasimiz gibi görüntüye, yüzeyselliğe boğuldu. Anlamla ilişkisi bulunmayan, hiç olmazsa anlama bir noktada değmeyen metaforlarla yazılıyor.

İlk dönem şiirlerinizden bugüne acıyı yadsımadınız, yenik düşmediniz de. Toplumsal olaylara duyarlığı kendinize özgü bir biçemle sundunuz okuyucuya. Son kitabınızda da Irak’ı, Lübnan’ı görüyoruz. Bu yıkım sizi umutsuzluğa düşürüyor mu?

İnsan’a inanıyorum. Kendi küllerinden doğacak olsa da.

Şiir, tarih boyunca zaman zaman egemen çevrenin baskısına maruz kaldı. Şiirde bazılarını bu kadar rahatsız eden ne?

Egemen çevreler dediğiniz çevreler iyilikle yönetemediklerini şiddetle yönetmek zorunda hissediyorlar kendini. İktidarı demokrasi içinde sürdürebilmeleri için, meta üretiminin bölüşümünün hakça yapılmasını, yönetiminin de paylaşılmasını kabul etmeleri gerek. Yoksa, gelsin yasalar, yasaklar, baskı ve korku. Şiir işte, hayatı değiştirme isteğini, umudunu özsuyunda taşıyorsa, kitleleri etkileyebiliyor.

Şiir neye yarar?

Şiir bir şeye yarasın diye yazılmaz. Ama edinilmiş bir ön bakışınız varsa, şiire sızar. O hem dokunulmamış bir güzelliği yansıtır, hem dil içinde de olsa alışılmış yapıyı bozarak, gelecek tasarımına yardımcı düş üretir.

“Kent Bitti” şiirini yazmanızın üstünden belki on beş yıl geçti. Yabancılaşma o günün de sorunuydu, hâlâ varlığını –belki de daha baskın biçimde– sürdürüyor. Bugün, yabancılaşma ekseninde toplumu nasıl görüyorsunuz?

Toplum bir yandan yabancılaşma sorununun üstesinden gelmeye uğraşırken, yeniden yeniden yabancılaştırıcı nesneler, gereçler, yaşama biçimleri çıkarılıyor önüne. Protesto yöntemlerini deniyor bir süredir art arda. Ama asıl konuya değinmeden, şimdilik mest ve çizme üstünden. Yine de suskun durmasından yeğdir diyorum.

Şiir uslandı mı?

Şiir uslandı mı, us dışına mı itildi? Biraz söz etmiştim.

Halk edebiyatı ve günümüz şiiri arasında gereğince bir ilişki olduğunu düşünüyor musunuz?
Geleneksel edebiyatlar, halk edebiyatı olsun, divan edebiyatı olsun, bizim alt belleğimizde sürüp gidiyor. Şair geleneksel olanın içinden güne taşıyabileceğinin ayrımını yapabilecek, onun yeninin bilgisiyle bütünleştirecek güçte olandır.

Kadın ve şiir ilişkisi gün geçtikçe sağlamlaşıyor mu?

Kadınların toplumsal yaşama daha aktif katılımları her alanda görülüyor. Dünyaya açılan kadın elbette şiire de açılıyor.

Şiirleri birçok dile çevrilen bir şair olarak, sizce şiirde evrenselliğin ölçütü nedir?

Yerel olanı, ulusal olanı bilmeden evrensel olunamaz gibi geliyor bana. Evrensel olana kendi özgünlüğün içinden ulaşabilirsin. Bir de dünyanın sorunlarına, insanın sorunlarına açık olarak.
Edebiyatçı tek bir edebiyat türünü mü kendine yol seçmeli? Şairin öykü, roman ya da denemeye kayması nasıl değerlendirilmeli? Bunun son dönemde en bilindik örneklerinden biri Şiir Üzerine Notlar kitabınızda da şiirlerinden söz ettiğiniz Barış Bıçakçı oldu. Şimdi daha çok öyküleriyle gündemde. Şairin öykü yazması ya da öykücünün şiir yazması, onun yaratıcılığının dağılmasına mı neden olur, yoksa çeşitlendirmesine mi?
Barış Bıçakçı ne yazarsa yazsın, kendine yakıştıranlardan. Onda has bir sanatçı kumaşı gördüm. Edebiyatçı ister tek, ister birkaç türde eser versin, bunun kuralı olmaz. Sonuca bakmak gerek.

Şavkar Altınel’in Soğuğa Açılan Pencere adlı kitabında dile getirdiği “Şiir Önce Düzyazıdır” görüşü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şavkar Altınel gibi yazılacaksa, şiir öyküleme biçimidir de dese kabulüm. Ama ben o görüşte değilim.

Kitap çıkarmanın geçmişe oranla daha kolay olduğu günümüzde edebiyat dergilerinin edebiyattaki işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dergiler edebiyatın soluk aldığı yerler. Öne düştüklerinde yol gösterirler. Arkadan geldiklerinde eleştiriyle değerlendirilirler, yadsınamaz yerleri vardır.

Son günlerde kimleri okuyorsunuz?

Öyküleri seviyorum. Edebiyat açısından en çok gelişen tür. Yeni romanlar içinde sevdiğim az. Şiir de çok değil. Her türde klasikleri okuyorum. Yeniden beğenerek.

Sine Ergün
Kaynak: Notosoloji, 2007

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmet Altan: Seçim sonucu bir zebra sürüsünün korkuya kapılarak asıl büyük tuzağa doğru koşması

Şu sıkıntılı günlerde beni eğlendiren bir iki şeye rastlıyorum, galiba beni en fazla tebessüm ettireni siyasal analizcilerin, beş ayda beş...

Kapat