Sartre ile Hayatındaki “Kadınlar” Üzerine Yapılmış Bir Söyleşi

sartreKadını öteden beri kendime eşit bir varlık saydım, bu varlığı aradım, benimle eşdeğerde, ama bana sevisel, duygusal öğeler getirebilecek bir varlık. Sevgiyi, sevecenliği hep birbirine sarılıp öpüşen insanlar diye tasarladım. Sevgi buydu. Erkeklerle ilişkilerim hep itişip kakışma biçimindeydi.

Devamı…Sartre ile Hayatındaki “Kadınlar” Üzerine Yapılmış Bir Söyleşi

Cahit Sıtkı Tarancı: Şair kör ya da sağır değildir ki, çevresinde olup bitenleri görmesin

Cahit Sıtkı“Şiir nedir”? diye soruyorsunuz. Edebiyat yapmayı, büyük söz etmeyi sevenler için şiir ne değildir ki! Şiir bir çığlıktır, bir ilan-ı aşktır, sallanan bir yumruktur, bir umuttur, bir kurtuluştur vb… Kuşkusuz, bunların hepsi şiirde olabilir, fakat bunlar nesirde de olan şeylerdir. Şiirin ne olduğunu anlayabilmek için onu nesirden ayıran özellikleri aramak, onlar üzerinde durmak daha doğru olur sanıyorum. Düşüncemi bir örnekle açımlayayım: Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz dizesini elbette duymuşsunuzdur. Şair ne demek istiyor?

Devamı…Cahit Sıtkı Tarancı: Şair kör ya da sağır değildir ki, çevresinde olup bitenleri görmesin

Gülten Akın: “Egemenler iyilikle yönetemediklerini şiddetle yönetmek zorunda hissediyorlar kendini”

Gülten AkınDünyaya sol’dan bakan bir yazarım. Her şeyin değişeceği, olduğu gibi kalamayacağı üstüne kurulmuş bir bakış. Bir var ki, bu değişimin hızı öngörülebilecek olandan çok fazla. Bir düzenin kendi iç gücüyle değişmesi değil bu. Hızla şişirilmiş bir balon içinde gibi insanımız. Balon patladı patlayacak. Yaşlı olmak, salt geçmişin bilgileriyle yaşamı yargılamak, günü anlamak değil de, bu değişimdeki yapay, pompalanmış hızı görmek yani yaşlılığı görmekse, iyidir. Aykırılık bu gidişte bence. Geldiğimiz noktada az sayıda güçlünün (ulusal ölçekte de, uluslararası ölçekte de) ulaşılmazlığa gittiğini, geri kalan büyük çoğunluğun açlığa, yoksulluğa, çaresizliğe itildiğini, savaşlarla tüketildiğini görmemeli miyiz?

Devamı…Gülten Akın: “Egemenler iyilikle yönetemediklerini şiddetle yönetmek zorunda hissediyorlar kendini”

Fikret Başkaya Söyleşisi: “İslam, bir metaya, kâr, kazanç, zenginleşme ve reklam aracına dönüştürüldü…”

Fikret Başkaya (1)Politik İslam iflas etti. Alternatif bir toplum projesi yok. Dünyayı anlamaktan acizler.

Son tahlilde din de bir ideolojidir ve yoruma tabidir. Ve başlıca iki yorum mümkündür: Birincisi, mülk sahibi sınıfların, ezenlerin, sömürülenlerin, devletin, efendinin yorumu, yani egemenlerin yorumu; ikincisi de ezilenlerin, sömürülen sınıfların, egemenlik altındakilerin yorumu. Dinlerin ortaya çıkıp, kurumsallaştığı dönemden bu yana hep egemenler cephesinin yorumu geçerli oldu. Egemenlerin yorumu da benim “Reel İslam” dediğimdi. İbn-i Haldun: “Halkın dini efendinin dinidir” derken, aynı şeyi ifade etmiş oluyordu. Velhasıl, ezilenler tarafından bir İslam yorumuna izin verilmedi.

Devamı…Fikret Başkaya Söyleşisi: “İslam, bir metaya, kâr, kazanç, zenginleşme ve reklam aracına dönüştürüldü…”

Veda: “Bilmem azdan çok anlar mısınız?” – Neşet Ertaş ile yapılmış bir söyleşi

Biz kavga bilmeyiz. Biz insan yapısını hak yapısı olarak biliriz. İnsanlık da içindeki ruhtadır, hayvanlık da içindeki ruhtadır. Suçun sorumlusu ruhtur, vücudun günahı yoktur: Şüphesiz ki her can haktır, incitme canı incitme!.. İçindeki ruha kızıp canı yakan kimselerden de değiliz biz. Ne var ki, “Zengin isen ya beğ derler ya paşa / Fukara isen ya abdal derler ya cingan haşa”! Bunu diyen kimlerdir? Cahillerdir, kendini bilmeyenlerdir. Kendini bilmeyen neyi bilir ki? Kendini bilmeyen dünyada hiçbir şeyi bilemez. İnsan önce kendini bilecek.

Devamı…Veda: “Bilmem azdan çok anlar mısınız?” – Neşet Ertaş ile yapılmış bir söyleşi

“Önemli olan yalnızca an’dır. Yaşamı belirleyen odur!” Kafka ile Söyleşiler – Gustav Janouch

kafkaKafka, Johannes R. Becher’in bir şiir kitabını bende görünce şöyle söyledi: «Bu şiirleri anlayamıyorum doğ­rusu. Öylesine gürültülü, öylesine bir sözcük kalaba­lığını içeren şeyler ki, insan kendi kendisinden kopup üzerlerine eğilemiyor bir türlü. Şiirlerdeki sözcükler birer köprü değil, yüksek ve aşılmaz duvarlar oluştu­ruyor. Biçim sürekli ayağına dolaşıyor insanın, içeriğin yanına bir türlü yaklaşılamıyor.
Sözcükler bir yoğunluk kazanıp dil dediğimiz şeye dönüşemiyor asla. Bir yay­gara, o kadar.

Devamı…“Önemli olan yalnızca an’dır. Yaşamı belirleyen odur!” Kafka ile Söyleşiler – Gustav Janouch

“Önyargıların ve zalimliğin asıl kaynağı korkudur” Tabu Ahlakı – Bertrand Russell

Bertrand-RussellCinsel bakımdan akıllıca davranmak isteyen insanlara ne öğüt verirsiniz?

Russell — Önce şunu söyleyeyim ki, benim yazılarımda cinsel konular yüzde bir ölçüdedir. Ama, okurlarımın çoğu öylesine bir cinsel saplantı içindedirler ki, yazılarımın geri kalan yüzde doksan dokuzunu fark etmemişlerdir. Bence insanların bu konu üe ilgisinin akla uygun ölçüsü yüzde biri geçmez. Başka şeyler için nasıl düşünüyorsam, cinsel ablak için de öyle düşünmem gerekir. Bu konuda da, yaptığınız şey başkasına zarar vermediği sürece, kötülenemez. Bir cinsel ilişkiyi sadece eski bir tabu kötülüyor diye kötülememeli. Zarar verip vermediğine bakmalısınız. Başka her konu gibi, cinsel ahlakın da temeli budur.

Devamı…“Önyargıların ve zalimliğin asıl kaynağı korkudur” Tabu Ahlakı – Bertrand Russell

Yaşar Kemal Söyleşisi: “İnsanlık, değerleriyle bir bütündür, değerlerini yitirdikçe mutsuzluğu da büyür”

yasar kemal— Sanat çalışmalarına Çukurova yöresinde folklor derleme ve araştırmalarıyla başladığın biliniyor Yaşar Kemal. Bunun öncesi ve sonrasıyla ilgili bilgiler vermeni isteyeceğim ilkin.
— Daha okur yazar olmadan işe şiirle başladım, Karacaoğlan gibi olma niyetiyle olacak. Sonra okula gittim, ilkokulda yaşlı halk şairleriyle çakıştığımı anımsıyorum. Daha Kadirlide bu günleri anımsayanlar var. Gene benim ilkokul arkadaşım Aşık Mecit vardı, ikimiz ilkokulun son sınıfındaydık. O çok güzel saz çalardı, bense berbat. Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum.

Devamı…Yaşar Kemal Söyleşisi: “İnsanlık, değerleriyle bir bütündür, değerlerini yitirdikçe mutsuzluğu da büyür”

Milan Kundera ile yapılmış bir söyleşi: “Roman bilinçaltını Freud’dan önce biliyordu…”

Milan KunderaDünyanın bir tuzak olduğunu insan hep bildi. İnsan istemeden doğuyor, kendi seçimi olmayan bir bedenin içine kapatılıyor ve ölüme yazgılı. Buna karşılık dünya evi sürekli bir kaçış olanağı sunuyor. Bir asker, komşu bir ülkeye kaçıp başka bir hayata başlayabilir. Ama içinde yaşadığımız çağda dünya birdenbire üstümüze kapanıyor. Bu dönüşümü başlatan belirleyici olay büyük olasılıkla 1914-1918 yıllarında yaşanan savaştı, ki bu savaşa –tarihte ilk kez– dünya savaşı dendi. Aslına bakılırsa bu bir dünya savaşı değildi. Avrupa’da olup bitti, o da bütününde değil. Ama artık bölgesel felaketler bütün dünyayı ilgilendiren felaketlere dönüşüyor ve bizi dışarıdan gittikçe daha çok belirleyen, kaçış imkânlarımızı da yok ederek bizi birbirimize daha çok benzeten ….

Devamı…Milan Kundera ile yapılmış bir söyleşi: “Roman bilinçaltını Freud’dan önce biliyordu…”

Cemal Süreya’nın “Onüç Günün Mektupları”nı yazdığı eşi Zühal Tekkanat ile bir söyleşi

Cemal SüreyaCemal Süreya’nın ve oğlunuz Memo Emrah’ın ölümü gerçekten de trajik. Sizce başka sebepler var mıdır? Yoksa babasının ölümüne üzülüp bir intihar söz konusu olabilir mi? Çok acılar, üst üste ölümler yaşadınız. Cemal Süreya’nın ve 7 ay sonra da oğlunuzun vefatı. Bu acıya yürek dayanmaz! O dönemlerde sizi yalnız bırakmayan dostlarınız kimlerdi? Ve elbette bilirim ki en büyük desteği kızınız İçsel’den gördünüz. Sanırım kızınız İçsel’in varlığı o günlerde ve bugün de size iyi gelmiş ve huzur vermiştir. Biraz gerçek dostlarınız ve kızınız İçsel’den söz etseniz?

Devamı…Cemal Süreya’nın “Onüç Günün Mektupları”nı yazdığı eşi Zühal Tekkanat ile bir söyleşi

Italo Calvino: “Her metnin kendi öyküsü, kendi yöntemi vardır”

Italo Calvino“En kesin sözler ettiğimde bile, sonuçta geride belli bir içsel kekemeliğin kaldığını duyumsarım”
Genel olarak, bir düşünceye kâğıt üstünde bir biçim vermeden önce yıllarca kafamda taşırım onu ve çok sık olarak da bu bekleyiş süresinde yok olup gitmesine izin veririm. Düşünceyi yazmaya karar verdiğimde bile, düşünce her şekilde ölür: O andan itibaren yalnızca onu gerçeğe dönüştürmeye yönelik girişimler, kestirimler, kendi ifade olanaklarımla mücadele kalır geriye. Bir şey yazmaya başlamak için her seferinde bir istenç çabasına gereksinim duyarım, çünkü bilirim ki yinelenen çabaların, düzeltinin, yeniden yazımın getireceği yorgunluk ve tatminsizlik bekliyor beni.

Devamı…Italo Calvino: “Her metnin kendi öyküsü, kendi yöntemi vardır”

Şair Adnan Yücel ile şiir üzerine yapılmış bir söyleşi – Şemsettin Murat

adnan_yucelDergi ve gazetelerin görevlerinden biri, tıpkı bir okul gibi edebiyatımıza yetenekli şairler ve yazarlar kazandırmaktır.  Oysa görüyoruz ki bazı dergi ve gazetelerin köşe yazarları ve habercileri daha önce isim yapmış yazarlara, şairlere sarılıp duruyorlar . Bu yanlış bir tutum değil midir? Sen de bir gazetede köşe yazarlığı yaptın. Bu anlamda iğneyi biraz da sana batırmak istiyorum, haksız mıyım yani? diye sordum dost Adnan Yücele. Cevabı ilginç oldu. Ama dilerseniz kendisiyle yaptığım söyleşi sürecini baştan başlayayım. Bu söyleşiyi öykü tadında okuyacağınızdan eminim.

Devamı…Şair Adnan Yücel ile şiir üzerine yapılmış bir söyleşi – Şemsettin Murat

“Emekli olmuştu ama çalışmaya mecburdu” | Cemal Süreya ile – Necati Güngör

Cemal Süreya ‘Paçal’ adı altında ‘Aydınlık’ ta yazılar yazmaya başlayınca, başka yazarlara da örnek oldu bu: ‘Muzaffer Buyrukçu, İsmet Zeki Eyüboğlu, Mehmet Seyda, hafta bir gün gazeteye değer ve renk kattılar. Gelgelelim içeriden birilerini rahatsız etti bu durum. ‘Sanat sayfası liberalleşiyor!’ diyen Gül Zileli, Jdavoncu bir yaklaşımla bayrak açtı bu yazarlara. Ne derler? Keskin sirke küpüne zarar verirmiş. O da kendini açtığı bayrağın altında yapayalnız bulmuştu. Feryadına kulak asan olmadı.
Derken 12 Eylül fırtınası çıktı. Gazete kapatıldı, yorgan gitti, kavga bitti. Darbenin kurmay heyeti, ülkeyi bir kışla disiplini içine alma tutkusuyla dört bir yana saldırmaya başladı! Kapatılan gazetelerde çalışanlar, öğretmenler, TRT’ciler, sendikacılar, üniversite hocaları, küçük çapta bir işsizler ordusuna dönüştü. Birçokları Babıali ‘mevkutelerinin’ kapısını aşındırmaya başladı.

Devamı…“Emekli olmuştu ama çalışmaya mecburdu” | Cemal Süreya ile – Necati Güngör