Görmemişin oğlu olunca ne yapar? Yaşasın Züğürtlük!… – Aziz Nesin

Bankalardan ev çıkıyor, bankadan apartıman çıkıyor, para çıkıyor, seyahat çıkıyor, ikramiye çıkıyor, hayat boyunca gelir, aylık çıkıyor, herşey çıkıyor. Ne çıkmıyor ki bu bankalardan? Yeter ki, bir yerden yüz lira uydur, koş hemen bankaya yatır. Şansın yokmuş da, hiç bişey çıkmamış diyelim. Ne kaybedersin? Paran yine para, üstelik faizi de işliyor.

Gelgelelim, yıllar yılı ben işte o yüz liracığı bir araya getirip de bankalardan birine yatıramadım. Sıkarım dişimi, dayanırım, dayanırım, seksen olur, doksan olur, tam yüz olacakken ille bir yerden bir dert çıkar, gider paracıklar.

Sanki paralar, biz bu adamın cebinde bir araya gelmiyelim, yüz lirayı bir arada görmesin şu adam, diye inat etmişler. Onlar inat etti, ben inat ettim, sonunda o yüz adet Türk lirasını bir araya getirebildim. Yine elimden gider korkusuyla, hemen götürüp yatıracaktım bankaya ama, o akşam da geç kaldığımdan bankalar kapanmıştı.

O kadar gözüm korkmuş ki, paralar cıva gibi tanelenerek elimden kayıp gidecek sanıyorum.

Görmemişin oğlu olunca ne yapar? Ben de öyleyim işte… Ne diye övünecekmişim, doğrusu bu.

Paracıklarımı yastığımın altına koydum, yattım. Bitürlü uyuyamıyorum. Yüz lirayı bir araya getirdim ya, artık durmadan ahkâm yürütüyorum:

— Azmin elinden hiçbişey kurtulmaz. İnsan bişeyi isterse mutlaka yapar. Yok az kazanıyorum, yok hayat pahalı, yok efendim geçim zor, bunlar hep bahane.. Bak, nasıl yüz lirayı biriktirdim. Demek, istesem, ikiyüz de, beşyüz de biriktin rebilirim, bin de biriktiririm, onbin de…

Ondan sonra dalga geçmeye başlıyorum;. Bin, onbin oluyor, onbin yüzbin oluyor, yüzbin yüz milyon oluyor. Boyuna dizi dizi sıfırları hizaya sokuyorum; sonra gecenin karanlığında onları sağdan üçer üçer ayırıp okuyorum: Yüz milyon, bir milyar, on milyar, yüz milyar… Evet, azmin elinden hiç bişey kurtulamaz.

Eskiden gazetelerde milyonerlerin hayatını yazarlardı. Zamanımızda öyle milyonerler çıktı ki, milyonlar bozuk para gibi kaldı. Ben önce milyoner oluyorum, sonra milyarder oluyorum.. Daha sonra trilyoner.. Dünya yüzüne şimdiye kadar tirilyoner gelmiş mi? Yok… İşte ben trilyoner oluyorum.. Milyoner, milyarder babam da olur. İş trilyoner olmakta… Trilyon be!.. Birin önünde., efendime söyliyeyim.. Kafamı bitürlü toparlıyamıyorum ki.. Parmağımla karanlığa bir «bir» çiziyorum, sonra yine parmağımla birin önüne sıfırları koyuyorum. Bir sıfır, iki sıfır, üç sıfır., beş sıfır… on sıfır, onbir… oniki, tam oniki tane sıfır… Ama birin önünde, ya ikinin önüne olursa? İki trilyon…

Alt tarafı sıfır, elimi yorganın altından çıkarıp parmağımla karanlığa bir yuvarlak daha çiziyorum. Etti üç yüz trilyon. Sıfırlar, reklâm ışıkları gibi karanlıkta asılı duruyor. Bazısı kayıyor düşüyor, kaçıyor. Yaramazları tutup yerlerine koyuyorum. Yine kaçıyorlar, yine tutuyorum. Hep demezler miydi bize, parayı kazanmak bişey değil, iş onu tutmakta diye… Gerçekten öyle oluyor. Sıfırları bitürlü tutamıyorum. Bilya taneleri gibi kaçıyorlar, yuvarlanıyorlar. Ne yapsalar elimden kurtulamazlar, bir kere artık zengin olmaya karar verdim mi, vermedim mi?

Yataktan doğrulup bir cigara içiyorum. Keyifle sıfırlarımı seyrediyorum. Maşallah, hepsi de tombul tombul, fıstık gibi. Genç, güzel kadınların dudaklarına, kalçalarına, omuzlarına, bellerine, göğüslerine benziyor. Zengin olmak ne de zevkmiş…

Güneş doğuyor. Hemen elimi yastığım altına atıyorum, yüz liram oracıkta. Doğru bankaya koşuyorum. Daha bankalar değil, dükkânlar bile açılmamış. Bankanın kapısında bekliyorum. Bir arkadaş rastlıyor.

— Ne o? diyor, ne oldu saha?

— Yooo… bişey yok, diyorum.

— Gözlerin kanlanmış, rengin sararmış.

— Bu gece uyumadım da.. Çok işim vardı, çalıştım.

Bankaya para yatırdığımı görmesin diye arkadaşımı savıyorum. Banka açılıyor. Çekine çekine içeri giriyorum. Aman Zarabbi… Ne büyük, ne süslü yer. Çiçekler, vazolar, güzel güzel kadınlar, şık beyler… Tavanda koca koça avizeler. Saraya girdim sandım. İçeride belki yirmi memur var. Her yer gıcırgıcır. Stil mobilyalar. İçime bir korku düşüyor. Demek bütün bu adamlar benim verdiğim paranın geliriyle geçinecek ha?… Bu koca binalar benim paracıklarımla, bu lüks eşyalar benim paraD cıklarımla, hesap makineleri, daktilolar hep benim paracıklarımla… Olmaz böyle şey… Ben para vereyim, onlar yaşasın.

— Buyurun efendim, bir emriniz mi var?

Ne kadar da nâzik insan bu bankacılar… Bu nezaket karşısında dönüp gidemedim. Paracıklarımı verdim. Güler yüzlü memur iki dakikada işimi gördü. Banka cüzdanından başka, bir de hediye cep defteri verdi.

Dairede o gün arkadaşlar,

— Sen ayakta uyuyorsun!., diye takıldılar. Hiçbirine yüz vermedim. Öğleyin bir arkadaşım,

— Haydi lokantaya! dedi.

— Karnım tok, dedim.

Sabahleyin de bişey yememiştim. İşten artmaz, dişten artar. Akşam bir simitle nefsimi körlettim. Bir gece önceden uykusuz olduğum için erkenden yatağa girdim. Başımı yastığa kor komaz sıfırlar cirit oynamaya başladı. Tekrar dün gece kaldığım yerden dalga geçmeye başladım.

Havada, saydam, ışıklı bir kelebek gibi bir sıfır uçtu, uçtu, geldi yüzün önüne kondu. Oldu bin… onbin, yüzbin, milyon… Sıfırlar, sıfırlar, sıfırlar… Bir parmak oynatışta, bir sıfır yapıp, yerine oturtuyorum. Sonra onlara,

— Uslu durun! diyorum, ben öyle haylazlıktan hoşlanmam. Hayatta düzenli olmak şarttır. Her sıfır kendi yerine, marş, marş!..

Sıfırlar korkudan titreyerek yerlerine geçiyorlar. Bir komutan gibi komut vererek sıfırlarıma talim yaptırıyorum:

— Hizaya geeel!…

Sıfırlar yan yana diziliyor.

— Uygun adııım!.. Marş…

Rap, rap, rap !…

— Bir, iki, üç, dört, bin, yüzbin, milyon!…

Sıfırlara on dakika mola veriyorum,

— Sağoool!… diye bağırıyorlar.

Sıfırlara talim yaptırarak sabahı ettim. Sahana sallana evden çıktım. Ayaklarım kendiliğinden bankaya götürdü beni. Sanki bana, banka batacakmış gibi geliyor, yahut bankayı sırtlayıp götürecekler, paracıklarımm üstüne oturacaklar.

O gün de peynir ekmekle akşamı ettim. Uyku gözlerimden akıyordu. Erkenden yattım. Gözümü yumsam da, açsam da olmuyor. Sıfırlar gecenin içinde göbek atıyorlar, mambo oynuyorlar.

Banka ikramiyesinden bir apartıman çıkıyor,, apartmanı beş yıllık peşin kira, ayrıca hava parasıyla kiraya veriyorum. Kendim ucuz bir yerde oturuyorum. Aklıma geldi, ben bu eve yüzyirmi lira kira veriyorum, yazık değil mi? Hemen yarın sa bah ucuz bir yere taşınmalıyım. Kenar mahallelerde yirmi liraya bir oda bulurum. Ayda yüz lira bana kalır, bankaya yatırırım. Yılda binikiyüz lira eder. On yılda onikibin, yüz yılda yüzyirmibin… Havadan para işte… Müsrifliğin sırası mı?

Yine sabahı ettim. Bankanın önünden geçtim. Arkadaşlar eskisi gibi benimle ahbaplık etmiyorlar. Aman etmesinler. Çay kahve ısmarlamaktan kurtuldum, daha iyi. Sevgilim telefon etti. Kendim için,

— Bugün gelmedi, dedim.

Oysa onunla evlenecektim. Ama şimdi vazgeçtim. Bankaya para yatırdığımdan beri onu görmek istemiyorum. Evlilik masraf kapısıdır.

Çeki taşı asılmış gibi göz kapaklarım kapanıyordu. Dosyanın üzerine başımı koyup uyumaya hazırlanırken sıfırlar, varyete kızları gibi karşıma dizildi. Uyumak elimde mi!

Uyku hapı almayı düşünmedim değil… Arkadaşlardan birinde varmış, hâlime acıdı, verdi. Uyku hapı da etkisiz. O gece, öyle zengin oldum, öyle zengin oldum ki… Sonra bir ara iflâs etmiyeyim mi? Bütün milyarlarım elimden uçtu gitti. İflâs eden milyonerlerin geleneğine uyup az kalsın intihar edecektim. Bankadaki yüz liram aklıma gelince intihardan vazgeçtim. Yeniden zengin oldum. Öyle zengin oldum ki, dünya yüzündeki bütün paraları topladım, kimsede metelik kalmadı. Gazeteciler gelip röportaj yapıyorlar.

— Nasıl zengin oldunuz? Nasıl başarı kazandınız?

Doğrusunu hiç söyler miyim?

— Çalışmakla… Hayata beş parasız atıldım.

Bir konferans çekiyorum. Sonra yoksullara iyilik etmeye başlıyorum. Sömürdüğüm insanların çocuklarına bayram hediyesi çorap dağıtıyorum. Hasta işçiler için günde bir öğün piyaz verdiriyorum. Elinden topraklarını aldığım köylülere avuç avuç toprak dağıtıyorum. Yapmadığım iyilik kalmıyor. Herkes benden «Ne iyiliksever adam!» diye sözediyor.

Gece de iyilik yapmakla sabahı ettim. Açlıktan, uykusuzluktan ayakta zor duruyordum. Doğru bankaya gittim.. Cüzdanı memurun önüne attım,

— Versene sen benim yüz liramı!., dedim.

— Hepsini mi, istiyorsunuz? diye sordu.

— Hepsini, hepsini!, diye bağırdım, yeter be!.. Eşimden dostumdan oldum, insanlığımdan oldum, sağlığımdan, mutluluğumdan oldum… Allah kahretsin!… Hay o paranın ben içine…

Sinirlerim iyice bozulduğu için, kendimi tutamıyordum. Bütün banka memurları yöremi çevirdi, beni yatıştırmaya çalışıyorlardı.

— Verelim beyefendi, dediler.

Paramı aldım. Cebimde de seksen liram vardı. Hemen bir lokantaya koştum. Ver ondan, ver ondan, ver ondan… Oradan en lüks otele… Üç gün üç gece uyumuşum. Ooooh, dünya varmış be!… Bütün paramı ezdim.

Zenginlerin çektiklerini düşünüyorum da, kendi halime şükrediyorum. Zavallıların uykusuzluktan, açlıktan, iflâs korkusundan, batmaktan, hırsız tehlikesinden neler çektiklerini ben bilirim.

Yaşasın züğürtlük!…

Aziz Nesin
Kazan Töreni

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here