“EVE TIKILDIK KALDIK, ‘RESMEN’ HAYATTAN KOPTUK” – AYKUT EMRE

0
261

Hafiften sokaklara çıkıp birbirimize değmeden dolaştığımız günler başladı nihayet. Sonunda her tanıdığımızla dirsek temasımız var artık. Ağzına sütyenin tek parçasına benzeyen mi dersiniz, ucuz bir polyester dondan modifiye edilmiş mi dersiniz, türlü maskeler takıp dolaşanların yanında önemli bir toplamı da sek surat şeklinde turlayan maskesizler oluşturuyor. Maskesizler yani sek suratlar, kullanıldığında etrafa tükürük sıçramasına sebebiyet veren sert ünsüzleri kullanmaktan kaçınır hâldeler. “Fıstıkçı şahap”, yerini daha yumuşak harflerden oluşan kelime kodlamalarına bıraktı. Bu aralar gerçekten de r, b, d, m ve n gibi harflerin yoğun olduğu kelimeleri kullanmak toplum sağlığı açısından elzem görünüyor. Yoksa sosyalleşmenin heyecanıyla daha bir basınçla doldurulan kelimelerden birindeki sert bir “ç” ya da “t” patlamasında, oramıza buramıza virüslü tükürükler yayılabilir.

Bu açıdan bakıldığında biçim olarak masum, yani aradaki “s”ye dikkat edilirse, o hariç yumuşak ünsüzlerden müteşekkil ama arkasındaki anlam dünyası açısından çok şey anlatan bir kelime var. Zaten kendisi çok kullanılırdı. Şimdilerde uzun süredir birbirini üç boyutlu şekilde görmemiş olan arkadaşlar arasında daha sık karşılaşılır oldu. Birbirlerine, karantina günlerinde olanları, başlarına gelenleri ve hislerini ispat etmek ve onaylatmak için sıkça ağızlarda dolaşıyor. “Kızım ‘resmen’ asosyal olduk ya” cümlesindeki ya da “Baboli iki aydır ev hanımına döndük ‘resmen’ ” cümlesindeki “resmen” kelimesi, bu yazının baş rolünü oynayacak. Rol yapmayacak, kendisini oynayacak.

Kelimenin zaten fonetiği, ses yapısı bile mühür vurur gibi bir hava yaratıyor. “Resmen”: İki hece, kelimeye hayat veren sesli harfler aynı ve son hece, “n” ile kapalı halde duruyor. Yavaş söylenemez, uzatılarak söylenemez ve etkisi yumuşatılamaz. Resmî bir evraktaki mühür gibi en sonda gelmesine de gerek yoktur. Başta da olsa, ortada ya da sonda da olsa, aynı mühür etkisini her zaman bırakır. Yazı dünyasında çok kullanılmaz kendisi. O, ses dünyasında yani konuşmalarda adeta ses şeklindeki bir mühürdür. Konuşmalar, ne şekilde olursa olsun bu etki, böyledir. İster bir kişinin anlattığı ve diğerlerinin dinlemek zorunda kaldığı rehine krizi durumlarında, isterse karşılıklı konuşmalarda aynı etki, her zaman egemendir.

Asıl kökeni olan “resmî” kelimesinin ilgili olduğu devlet işlerinde ne ses olarak ne de yazı olarak görebilirsiniz bu kelimeyi. Hiçbir devlet-kamu işinde ya da yönetimle ilgili diğer işlerde kullanılmaz. “Resmî tatil” yerine “resmen tatil”i kullanırsanız kelimenin kendine has anlamı daha bir ortaya çıkar. Bir okul müdürünün “arkadaşlar haftaya perşembe okul resmen tatil” dediğini düşünsenize. Bu açıklamanın ardından kendine güvenen bir öğretmen, şöyle bir şey derse herhalde cuk oturur: “o zaman kopuyo muyuz müdürüm?”. “Resmî” kelimesinin soğukluğu, bürokratikliği yoktur onda.

Yarattığı esas hava, aslında öyle olmayan ama söyleyenin yorumlamasıyla öyle olduğu iddia edilen bir durum onayıdır. Hararetli dedikodularda ve konuşarak insan eritme seanslarında da sıkça rastlanılır bu kelimeye. “Herif resmen kandırdı beni ya!” ya da ironinin sınırlarında gezen “olum kız resmen dedikoducu” cümlelerindeki hâli, konuşma ya da söylevi dinleyen kişinin, mührü görüp onaylanmış belge karşısında pısıp kalması için oraya konulmuştur. Kullanımı bilinçli değildir ama. Yani hesap edilerek oraya konulmamıştır. İşin kötü tarafı tam da burası yani içgüdüsel olmasında saklıdır aslında. Karşı tarafın onayını almak isterken veya bizi dinleyenlerden destek isterken neden bu kelimeyi kullanırız? Etraflı bir inceleme yok ama başka dillerde bu tarz bir kullanıma rastlanır mı bilinmez. Muhtemelen yoktur. Acaba bizim memlekette insanların çoğu resmî olana, onaylanmış olana fazla mı itibar ederler? Belki de sosyal-psikolojik kökeni burda aranmalıdır. “Resmen” kelimesi kullanılırken devletin, kamunun gücü arkaya alınır sanki. Resmî olan bir şeyi tüm kamu bilir ve ondan haberdardır çünkü. Bu sezgi düzeyindeki güçlü onaylama hissi ve kamu gücünün kudreti aynı cümleden “resmen” kelimesini sildiğimizde daha bir belli olur: “”Herif kandırdı beni ya” – “Herif resmen kandırdı beni ya”. İlkinde hâlâ tereddüt edilen birşeyler var gibidir. Durum daha tam onaylanmamıştır. Peki ikincisinde öyle mi?

Bu kelimemizin yarattığı güçlü bir algı da “her şey herkesin gözleri önünde oldu” algısıdır. “Alenen” kelimesiyle anlam olarak çok yaklaştığı bu hâli, daha çok “nâneyi yedik şimdi” durumlarını özetlemek için sıkça kullanılır: “Adam resmen bana taktı” cümlesindeki “resmen” kelimesi, cümleyi kuran kişi için işlerin dışkıya sardığının nişânesidir. Bir de şöyle bir havası vardır: daha önce adamın kendisine takıyor olduğu konusunda şüphelenilmiştir. Bu söz konusu adam, büyük ihtimalle lisedeki bir öğretmendir bu arada. Öğretmen, son bir iki hamlesiyle bu öğrenciye taktığını iyice belli ettikten sonra gariban öğrenci artık mührü basıp, durumu onaylamıştır: “adam resmen bana taktı”. Ama buradaki asıl güçlü his, “siz de gördünüz işte, herkesin gözü önünde oldu” hissidir. Aleni haksızlığa isyan edilmekte ve etraftakilerden destek istenmektedir.

Başka bir hâli de zamansız ve beklenmedik şekilde ortaya çıkıp muhatabını şok eden durumlarda kullanılır: “Resmen çocuğa aşık oldum ya” cümlesini kuran kişi, işlerin nasıl olup da bu raddeye geldiği konusunda fikir sahibi değildir. Sanki uhrevi bir güç, onu bu hisse sürüklemiş ve durum artık onaylanmıştır, geri dönüş yoktur.

Soru hâli yoktur bir de bu kelimenin. Yani size bi’şeyler anlatıp bu kelimeyi kullanan kişiyle şöyle bir diyaloğa girerseniz ya onu dinleyip sallamadığınız ya da dinlemediğiniz anlamı çıkar ve anlatıcı tarafından bir süreliğine persona non grata ilan edilirsiniz: “Resmen çocuğa aşık oldum ya”cümlesine cevaben: “hadi ya resmen mi?” derseniz olmaz. Dosta ortak olunmalı, onayladığı şey onaylanmalı, sorun çıkartılmamalıdır.

Belki de en hafif hissedilen ama aslında en güçlü yanlarından birisi, kullanıldığı hemen hemen her cümlede “ya gerçekten böyleyse” diye etrafı test etme ihtiyacıdır. Yani aslında “resmen”i kullanan kişi, kendi onaylamış olduğu durumun kendisi dışında da onay alıp almadığını ölçer. Bir nevi “bu tespitim ve onayım ofsaytta kalıyor mu acaba” diye topu ceza sahasına pasla göndermenin dilsel ifadesidir “resmen”. Mesela “adam resmen bana taktı ya” serzenişindeki adamın takmış olması tespiti, cümleyi kuran kişi dışında bu serzenişi duyanlar tarafından nasıl algılanıyordur, önemli olan bunu ölçmektir. Çoğu zaman bu serzenişler, abartı içerdiği için cevaben “yok be abi, sakin ol. Dur bakalım. Niye taksın ki sana?” düzeltmelerine maruz kalır. Zaten cümleyi kuranın istediği de bu ölçümdür: “acaba gerçekten taktı mı bana? Bu dışardan da görülebiliyor mu?”. Temel dert budur.

Bu açıdan bakıldığında belki de önemli bir kesimin hafızasında en çok yer etmiş olan kullanımı da çok şey anlatıyor. Gezi Direnişi’nde yere ve bazı duvarlara yazılmış ve sonrasında sosyal medya etkisiyle yayılmış olan “Ay resmen devrim” yazılaması, olan her şeyin alenen, herkesin gözleri önünde olduğunu anlatıyor ve onaylanıyordu. Fakat asıl önemli yanıysa, bu tespit maalesef ofsaytta kalıyor ve bir tespitin “keşke öyle olsaydı” düzeyinde bir temenniyle sınırlı kalmasını anlatıyordu. Sadece burada değil, herhangi bir memlekette “gerçekten” devrim olursa kimse “resmen devrim” demeyecektir.

Aykut Emre

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz