“İptal” Festivali – Aykut Emre

0
270

Yıkamaktan el derilerimizin tavuk ayağının dokusuna benzeyip, pul pul döküldüğü bu günlerde, hangi kelimenin inine girmek ve onu anestezi vermek suretiyle incelemek isabetli olur? Çok da ıkınmaya gerek kalmadan cevap kendiliğinden süzülüveriyor aslında. Kendini dayatıyor ve illa “bana dadan” diye adeta önümüze yatıyor. Halı saha maçlarında, aldığı her pası gole çevirecekmiş gibi devamlı elini kaldırıp top isteyen mahalle topçusu gibi kendini gösteriyor.

“İptal” diye yazılıp yine “iptal” diye okunuyor bu kelime. Yazıldığı gibi okunan bir dilimiz var sonuçta. Sanki diğer diller yazıldığı gibi okunmuyor da. Bi’ de bu var. “Yazıldığı gibi okunan dil” diye bi’şey var. Saygıdeğer kaymakamım, okul müdürüm ve değerli misafirler! Bir İngiliz mesela, hiç şöyle bi’şeyi fark etmiş midir sizce: “Aaaaa! Hiç aklıma gelmemişti lan! Biz bunca yıl niye ‘one’ diye yazıp ‘van’ diye okumuşuz ki?!”. Neyse bu ayrı mesele ama sonuçta “iptal” yazıldığı gibi okunuyor. “Cancel” yazılıp “kensıl” okunmuyor yani..

Dadanizm felsefemize uygun olarak bu hafta dadanıp size ifşa edeceğimiz bu kelime, aslında dillerden çıkıp kulaklara girmekten çok, çeşitli çap ve boyutlardaki ekranlarda, kağıtlarda kendini gösterip, gözlere giren bir kelimedir. Yani ses olarak değil görüntü olarak var oluyor çoğunlukla. Yapıştığı yerde haftalarca kalabiliyor. Sabunla, suyla, antiseptikle, etil mi metil mi nedir, o alkolle de ölmüyor. Hele kurak ve yarı kurak yerlerde teyemmümle hiç bi’şey yapamıyorsunuz. Ayrıca aşırı bulaşıcı bir kelimedir kendisi. İlk önce bir-iki yerde rastlanır kendisine ve eğer sebebi benzerse, ısınmış tenceredeki cin mısırları gibi ardı ardına patlayarak çoğalır ve tencerenin kapağını zorlayarak dışarı taşar. Bir eşikten sonra kendisi gelmeden hissi gelir ve bu hisler çoğu zaman haklı çıkar: “Abi kesin bu da iptal olacak ha! Bak görürsün”lerde bir boğaz kaşıntısı gibi belli eder kendisini.

Çoğu zaman tarihi, yeri belli bir etkinlik görselinin üstünde çapraz yazılmış şekilde görürsünüz onu. Genelde de sol alt köşeden sağ üst köşeye doğru yazarlar “İPTAL” diye. Lodos rüzgarının yönü gibi yani. Aynı lodos gibi bu da migreni azdırır, baş ağrıtır. Bu hali, “iptal” kelimesinin en kaba halidir. Metro Turizm’in yolcu az diye kaldırılmış olan bir seferinde mesela bu şekilde sahneye çıkar.

Çok daha nezaketli halleri de vardır. Bazı durumlarda o kadar nezaketli kullanımları vardır ki kendisini cismen bile göremezsiniz. “İptal” kelimesini kullanmadan, bir buluşma ya da etkinliğin gerçekleşmeyeceğini ifade eden gönderilerdir bunlar. Mesela biletini almış olduğunuz bir tiyatro oyunu hakkında telefonunuza gelen bir mesaj olsun bu. Mesajın daha girişinden, zaten ters giden bir şeylerin olduğu ve mesajın sonunda oyunun oynanmayacağı anlaşılır. Başroldeki kelimemiz “iptal”, size o mesajın arkasından göz kırpmakta, sağ kaşını iki defa sık aralıkla hızlıca yukarı kaldırmakta ve öpücük atmaktadır. Kendisi o mesajda hiç yer almasa bile konunun özüdür. Mesajdaki diğer bütün kelimeler onun birer neferi, adeta köpeği olmuştur. Siz mesajı okurken devamlı o gelir gözünüzün önüne. Kaçınılmazdır. Ama yine de aptala bağlamaktan kaçınamazsınız. Yanınızda birisi olsun olmasın şu veciz kelimeler mutlaka dudaklarınızdan dökülecektir: “eeeee iptal mi olmuş yani?”

En nezaketli hallerinden biri de “ileri bir tarihe ertelenmiştir” ibaresidir. İnine girdiğimiz kelime “iptal”, bu kez karşımıza bir yalancı, bir yumuşak inişçi, sertlik istemeyen fularlı bir entel olarak çıkıp, bu masum kelimeleri öne sürmüştür. Aslında bu “ileri bir tarihe ertelenmiştir” ibaresindeki kelimelerin tek başlarına hiçbir suçları yoktur. İçlerinde en kötü niyetlisi “ertelenmiştir” kelimesidir. Tek başına bile sicil kaydı vardır bunun. Fakat kötü ruhlu, kırmızı gözlü “iptal”, “ertelenmiştir”in önüne bu masum kelimeleri dizdirerek onu adeta bir düzenbaza, kandırıkçıya, palavracıya çevirmiştir. Bu ibareye sahip hiçbir etkinliğin “ileri bir tarihte” yapıldığı görülmemiştir. Tabi “ileri tarih”ten kasıt V.Jeolojik Devir değilse.

Tehlikeli bir kelime olduğu için ağızlarda çok dolaşmaz kendisi. Daha çok yazı olarak karşımıza çıkar. Neden mi? Çünkü bir ağızdan çıkarsa eğer, “iptal” haberine tepki de peşin verilir ve tepkinin tepeceği yer de büyük olasılıkla “iptal” kelimesinin çıktığı ağız olacaktır. Bu yüzden söylemekten çekindiğimiz her meselede muhatabımızı aramaktansa “ayy mesajla atsam olmaz mı yaaa” hallerimiz vardır ya, işte bu mesele de benzerdir. Yaz kurtul felsefesidir bu. Bu felsefenin müridleri seçime girse belediye falan alır.

“İptal” haberini ister yazılı ister sözlü olarak versinler, bu kelimeyi telaffuz edenler açısından durum çok zordur. Girdiği kebapçıda sipariş ettiği kebap için, standart dışı üç istekte bulunup dördüncü bir isteği söylesem mi acaba diye düşünen, töhmet altındaki kentli müşterinin sıkıntısıyla aynıdır bu. Terletir.

“İptal” haberini görenler ya da duyanlar ne hissederler peki? Bunu anlamak için haberin ister okunduğu, ister duyulduğu o ânı durdurup milisaniyelerine, mikro saniyelerine inmek gerekir. Kandan ve sinirden müteşekkil sensörlerimiz tarafından ilk algılandığı o anda, homo sapienslerin (gerçi şimdilerde “home sapiens” oldular ama) uyum yeteneği bir kez daha 84,99’dan 85’e çıkıp takdir belgesini alır. Haberi duyar duymaz bir üzüntü, sıkıntı ve sinir kendini belli ederken, aniden boşta kalmış olmanın verdiği serbestlik hissi ağır basar. Daha çok şehir merkezindeki etkinlik iptallerinde görülür bu semptom. Tedavisi yoktur. Alternatif planlar adeta bir haber kanalının vtr’si gibi hızla gözün önüne gelirler. Mesela bir konser iptal mi oldu? O zaman salona tıkılıp mum gibi oturmaktan kurtulmuştur haberi duyanlar. Arkadaşlar aranmalı ve laklak yapılmalıdır. Bu havada konser de ne saçma şeydir zaten! Anında uyum sağlanır. Aslında iptal haberini alır almaz, alternatif planlar akıldan, çita önünde koşan impala hızında geçer. Tam bu sırada, iptal haberini veren kişiye bir iki sinirlenmiş gibi görünme çabası vardır ama ses tonu hiç inandırıcı değildir: “aaa yapmayın yaaaa! Peki biz n’apıcaz şimdi?” O sırada buluşulup laklak yapılacak kişiler bile seçilmiştir aslında. İptal haberini veren kişi de bu yollardan geçtiği için olsa gerek, malını iyi bilmektedir. Dayak yemeyeceğinin rahatlığıyla dudaklarını “benlik bi’şey yok valla” göstergesine büründürüp ortalıktan sıvışır.

Bu “iptal” var ya bu “iptal” tehlikeli ve tembelliğe iten bi kelimedir gördüğünüz gibi. Bağımlılık da yapar. Bi’ vakit sonra olur olmaz her etkinliğe, her buluşmaya “ah keşke iptal olsa yaa” diyecek noktaya gelirsiniz. Ayda iki avanta iptal yaşamazsa titreme gelenler vardır. İptal bağımlıları “iptal”in kokusunu üç gün öncesinden alırlar. Hava bozuksa, ülke karışıksa, hastalık varsa koku iyice şiddetlenir. İlk önce onlar fark ederler bu kokuyu.

Yani sonuç olarak mesele şu ki; “iptal”lerin ve ortaya çıkan avanta boş zamanların bağımlısı olmayalım, tepkimizi alternatif plan yapmadan önce gösterelim. Yoksa ahırdan bir günlüğüne çıkıp, çayırda otlama etkinliği yapılmış ve sonra bu güzelim etkinliği iptal olmuş koyuna döneriz.

Aykut Emre

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz