Arkanızda kapanan bir demir kapının sesidir “dışarı” – Aykut Emre

0

“Dışarı” 

Çoğunluğun, evlerin içinde pencere önüne minder koyarak, sokakları izleyecek noktaya geldiği, sokağı seyretmek için evdeki minnoş kediyle bile kavga etme seviyesine düşülen bu tanımsız günlerde, “dışarı” ya da “dış” kelimesi, yazılmayı bekleyen kelimelerin önüne geçerek ne kadar ahlaksız olduğunu bir kez daha göstermiş bulunuyor. Diğer kelimeleri, şık omuz hamleleriyle bir bir abandone eden “dış” kelimesi, sahne almak istiyor, bunu dayatıyor.

Bu aralar çoğumuzun hayallerini süsleyen “dış”, aslında kimdir? Ne yer ne içer? Birkaç hafta önce hiç kimsenin yüzüne dahi bakmadığı, boğaz köprüsünün korkuluklarında görülse umursanmadan aşağı sallanacak bu kelime, şu anda kendi haline şaşırıyor ve bir açıklama talep ediyor. Sevilmek ona iyi gelmiyor.

“Dış”ın ve bundan türemiş “dışarı”nın bu günlerde neden hayalleri süslediği ortada; evde yemek yiye yiye şişmiş göbek kadar, devamlı biriken bulaşıklar kadar ortada.

Peki bu kelimenin kötü ünü nereden geliyor? “Dış” kelimesi neden sevildiğine şaşırıyor?

Çok sebebi var. Bi’ yerden başlamak lâzım.

Mesela, yemeğin yanında biraz da ortama hoşluk katsın diye insanın ağız yolundan içine giren sıvılara “içki” denirken, bağırsaklarda özütü emilmek suretiyle, yüzüne bile bakılmadan dışarı atılan besin artıklarına “dışkı” deniyor. İşte tam burası, “dış” kelimesinin kaderini belirleyen ve zurnanın zırt, gırnatanın gırt dediği yerdir. Bu adlandırma, “dış” kelimesinin başına gelmiş en silinmez yaftadır. Halbuki esas olan bedenimizse eğer, bedenimize dışardan gelen şeylere “dışkı”, bedenimizin içinden çıkanlaraysa “içki” dememiz daha mantıklı değil midir?

Başka ne vardır “dış” kelimesinin kötü ününe sebep olan?

Hisli, düşünceli insanlara “içli” denirken, “dış”la başlayan dokunaklı bir kelime bulmak zordur. Yüzü, vücudu, bazen de hem yüzü hem vücudu güzel, yani komple güzel insanlara bile “dışı ne güzel ya baksana” denmez. Kadın ya da erkek olsun, kolu başı kırılmamış Yunan heykeli gibi görünen insanlar için bile “amaaan, içi güzel olsun da” tümcesi kullanılır. Bu ses, heykel güzelliğinin ağırlığı altında ezilince çıkan ses midir, yoksa diyecek başka bi’şey mi bulunamamıştır orasını bilmek zor. Ama hep böyledir. Her zaman “iç” esas ve gerçek olanken, “dış” adi, pislik, düzenbaz, yüzüne tükürülesi bir üç harflidir.

Bitti mi?

Çocukluktan beri çok duyulan ve sonuna ses tonlamasıyla ünlem koyulan bir “sen dışarda mısın hala?” haykırışı vardır. Bunu duymak için balkon çocuğu, site veledi, bisküvi bebişi falan olmaya gerek yoktur. Bırakın bugünleri, muhtemelen ilk insanlar mağarada yaşarlarken bile bu kelimeler sarf edilmiştir: “güneş battı hala dışarda mamut peşinde!”. “İçerisi” güvenli ve düzenliyken, “dış” dünya hep tehlikelidir, düzensizdir. 4GB’lık flaş disklerle damarlı harddisklerimize bunlar yüklenmiştir.

Hele bahse konu olan bu “dış” kelimesinin bir hâli vardır ki iç acıtır. Yanında hiçbir kelimenin ona destek bile olamayacağı yalnız bir hâldir bu: “Dışarı!”. Bu laf, kendisine söylendiğinde kimsenin aklına eti puf yumuşaklığı gelmez. Eti pufun kakaolu olanı, koyu renginden dolayı belki biraz anımsanabilir ama hindistan cevizli olanı, yani o beyazı hiç gelmez akıllara. “Dışarı!” denildiğinde yanında kelimemize destek olacak başka bir kelime olmadığı gibi “dışarı”nın sonuna eklenmiş ünlem de aslında bir ünlem işareti değil, kötü etkinin faktöriyel işareti gibidir.

Bir de daha yaşlı bir hâli vardır bu “dış” kelimesinin. “Harici” derler adına. Bunun da yaydığı çağrışım kokuları pek iştah açıcı değildir. “Hariç” kelimesinin kökenidir mesela. Birilerini, bi’şeyleri dışta bırakmanın, onları dahil etmemenin ifadesidir. Tatsız bir hava yayar. Fakat bu “harici” kelimesi, TDK’nin bile tahmin edemeyeceği bir alanda kendisine yer edinmiş, tutunmuş ve çoğalmıştır. Bilgisayar ve bilişim dünyasının ana kelimelerinden biri olmuştur o. Sanal marketlerde, teknoloji mağazalarında ağır hormon altında, ergenliğini yapmakta olanların ağızlarında dolaşır durur: “Kanka senin harici disk kaç cigabayt?”, “kızım yeni bi’ harici ses kartı almışım, hayvan gibi var ya” gibi cümlelerde, adeta internet kafede torununa bakmaya gelmiş dede gibi görünür “harici”.

İyi hâlleri yok mudur peki bu sanık sandalyesindeki “dış”ın?

İyi hallerinin bazılarında bile karşıtı olan “iç” kelimesinden kurtulamaz. Mesela birisi için “içi dışı bir olan bir insandır” denildiğinde bile aslında alttan “dış” kelimesini dürten bi’ sertlik vardır. Neden mi? Çünkü bu veciz söz dizisi, içinde “düzgün, sağlam ve doğru” hisler barındırıp “dış”ına da olduğu gibi yansıtan ve ayak yapmayan kişiler için kullanılır. Tersi durumda, kimse bu güzel veciz sözleri kullanmak istemez. Yani şahsın teki, yapısal olarak adi, namussuz, çirkef bir insansa ve bunu da dışına olduğu gibi yansıtıyorsa buna kimse “içi dışı bir” demez.

“İç”le yan yana geldiği başka bir kullanımındaysa işler yine dışkıya sarar. “Onunla çok içli-dışlı olma sakın” cümlesinde bu sefer iki kelime de doğrudan dışkılayan uzvun altına gider. İkisi de birbirinden ne daha iyi ne de daha kötü bir anlama gelebilirler. “İçli-dışlı olunmaması gereken” kişi, söyleyenin bakışına göre işe yaramazın tekidir çünkü.

Başka kravatlı, takım elbiseli, koltuk altları rulolanmış halleri yok mudur bu “dış” kelimesinin?

En fiyakalı, en bi’şeyler ısmarlanmayı hak eden hâli, karşıtı olan “iç” kelimesinden türemiş “içeri”nin en ayaklar altında olduğu hâline karşı ortaya çıkar. “İçeri düştüğümden beri” diye başlayan bir cümledeki “içeri”nin karşıtı, “dışarda” olmaktır. Elde bavul, önünüz sokağa bakarken arkanızda kapanan bir demir kapının sesidir “dışarı”.

“İç” kelimesiyle bizim “dış”ın yaşlı halleri yani “dahili” ile “harici”, yan yana geldiğinde de çoğunlukla “dış”ı ifade eden “harici” kelimesi daha güzel görünür insana. Mesela hastalık varsa ve “dahiliye”ye sevk edildiysek, işler karışacak demektir. “Hariciye” diye bir tıp bölümü yoktur ama örneğin sıkıntı ciltten falan kaynaklanıyorsa, o kadar da tırsacak bi’şey yoktur. Tıpta “hariciye” iyidir, moral düzeltir biraz.

Yine bu kelimeler düşmanların ait oldukları yer için kullanılırsa eğer, “dış”ı ifade eden “harici” daha bir anlaşılırdır. “Dahili” düşmanlar haindir, yılandır. Hem içtedir hem düşmandır çünkü. “Harici” düşmanlarsa bugüne kadar nasıl olmuş da düşman yüzlerini göstermemişlerdir ki zaten?(!) Zaten dışardalardır ve haberimiz de yoktur ne karıştırdıklarından. Bizi çekemiyorlardır zaten. Düşmanlık yapmayacak da dostluk mu yapacaktır “harici” olanlar?(!)

Bakanlık isimlerinde de çoğu zaman “hariciye” gönüllerin kazananıdır. “İç işleri”, hep karanlıktır. Kullandığı toros arabalar her ne kadar beyaz olsa da işler karanlıktır. Nice yiğitler iç edilmiş, bir çok haktan hariç tutulmuştur, sayısı sayılamaz bile. Ama “dış işleri” denilince akla gelenler, en az iç işleri kadar karanlık olsa da dışa karşı hep bir anlayışla karşılama kredisi vardır millette.

Gider gelir hesabı yapar gibi “dış ve “iç”le ilgili tüm söylenenleri toplasak çıkartsak bile “dışarısı” şimdilerde evlere tıkılıp kalmaktan değil gerçekten de daha iyidir. “İçerisi” yani ev, çürütür. “Dışarısı”, açar, harmanlar ve geliştirir. Er meydanındaki kelimemiz “dış”, niye sevildiğine şaşırmamalıdır.

Birçok kişinin kellelerden başka bi’şeyin görülmediği onlayn iletişim ekranlarından, yani kısaca ifade edersek kellevizyonlardan kurtulup “dışarı” çıkabilmesi dileğiyle!

Aykut Emre

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz