“Evet”inizi tek mi alırsınız duble mi? – Aykut Emre

0
251

Geçen hafta son anda sahneden inip yerine geçmeye ikna ettiğimiz başroldeki kelimemiz “evet”, bir hafta boyunca metrobüslerde, oksijen tüpüyle kesilip kaldırılmamış banklarda, ısrarla kapanmamış işyerlerinde ve en çok da evlerde dolaştıktan sonra tekrar karşımızda.

Dört harfli ama çok işlevli kelimemiz “evet”in bazen karesi bazen küpü alınır. Yani bazen art arda iki kere bazen de üç kere söylenir. “Evet’in küpü” yani üç tekrarlı hâli “evet evet evet”, sadece evlenme teklifi almış ve çoktandır bu teklifi beklediği anlaşılan bazı kadınların ağızlarında hayat bulur. Başka da hiçbir yerde yuvalanamaz, sese dönüşemez. Tabi kelimenin fırladığı bu ağız, sadece yüz mimikleri orkestrasının solisti olarak işlev görür; kaşlar, gözler, yanaklar bu solistin arkasındaki saz ekibi gibidirler. Bu tripleks “evet”i seslendiren kadınların çoğu, bırakın popüleri pospopüler kültürün bıçağıyla yontulmuş heykelcikler gibidir. Hepsi birbirine benzer. Gerçek hayatta bu sesi duyan çok yoktur ama dizilerde havada uçuşmaktadır.

“Evet”in bir de karesi alınmışı ya da daha sözelci ifadesiyle söylenirse “duble evet” hâli vardır. Hızlıca ve hemen art arda söylenir bunlar: “evet evet”. Genellikle uzun bir iç dökülmesine maruz kalan masum dinleyiciler dillendirir bu “duble evet”i. Dışarıdan bakıldığında güçlü bir onaylama gibi görünse de aslında bu “evet evet” sesi, uzun süren iç dökülmesi ve derde boğulma sırasında ufak bir araya girme çabasından başka bi’şey değildir. “Evet evet” denirken, karşı taraf onaylanır gibi görünür ve o sırada söylenecek olan vurucu cümleler tasarlanır. Daha doğrusu söylenecekler tasarlanmış, cümleler kurulmuş hatta imlaları bile düzeltilmiştir ama ağzın içinde patinaj yapmakta, bir türlü dile dökülememektedirler. Dert dökülmesi sele dönüşmüş, hele bir de dedikodunun tadına varılmışsa eğer, dinleyici olan gariban kişi için ortada bir rehine krizi var demektir. Bu durumda, bırakın “evet evet”i bu masum kişi masada çalan telefonuna bile bakamaz. Onu oradan kurtarmak için artık SWAT ekibi mi müdahale eder, Hızır aleyhisselam mı peydah olur yoksa şansa bir doğal afet falan mı olur bilinmez. Zaten bu rehine krizinin mağdurlarından bazıları, arada böyle numaralar yaparak kurtulmayı başarırlar: tam konuşma sırasında: “Aha, n’oluyo? Dur bi’ dakka! Deprem mi oluyor?” Kapı aralanmıştır ve bir “neyse ya” kıvranışıyla rehine kendini rehin alanın elinden kurtarmaya çabalar.

“Evet yaaa” vardır bir de. Bu tür evetler, iki durumda duyulurlar. Bunlardan biri, kem gözlerden ırak, izbe ve sessiz köşelerde en az iki kişi konuşurken, belli belirsiz duyulur. Tam değil ama hafiften kısık bir ses kullanılır. Söz konusu bu iki kişinin uzun süredir rahatsız oldukları, adeta günsonu raporu alınmaksızın biriktirilmiş nefret yüklü tespitleri, iki kişiden birinin çekingen itirafıyla ortaya çıkar. İşte tam bu sırada karşıdaki kişi tarafından bu “evet yaa” gelir. Çoğu zaman başına “ay”, sonuna da “di miiii” eklenir. Bunlar derde ortak olmayı güçlendiren eklerdir. “Taner de ne uyuz herif be, böyle bi kasılmalar, böyle bi havalar falan..” İşte tam burası bizim kelimemize göredir: “Evet yaaa”, “ay evet yaaa” ya da “ay evet yaa, di mi?”. Böylece dedikodu nişanı takılmış, tespitler ortaklaşmıştır. Bu iki kişinin arkadaşlığı, o sırada orada olmayan başka birinin etini kemirirken bir kez daha güçlenmiş adeta levıl atlamıştır.

“Evet yaa”nın bir başka versiyonu da uzun süredir işkillenilen ve çözülemeyen meseleler çözüldüğünde duyulur. Çetrefil mesele çözüldüğünde mutlaka ucu bu “evet yaaa” diyen kişiye dokunuyordur ve sonuç hep can sıkıcıdır. Fakat buna rağmen mesele çözüldüğünde “hayır yaa” denmez. İstenmeyen bir ilişkiler ağı veya tiksinti veren bir durumlar bilmecesi çözülmüştür ama yine de “evet yaaa” denir. Neden “hayır yaa” değil de “evet yaa” kullanılır? Çünkü bu “evet yaa” sesi, meseleyi çözen kişinin aklında kendisine “sen nasıl anlamadın bunları? Geri zekalı mısın?” diye soran iç sese verilmiş doğru cevaptan başka bir şey değildir.

“Evetler dünyası”nın çok acıklı bir üyesi daha var. Bu üye, “ne yaparsın işte, benimki de böyle evet”idir. Uzun süreli birlikteliklerde daha çok da evli çiftlerde görülür bu “evet” türü. Sosyal bir ortamda oturuluyordur ve çiftlerin her birinin yaptıkları, söyledikleri, sonrasında aleyhlerinde delil olarak kullanılmak üzere vuku buluyor ve bir yerlere kayıt ediliyordur. Bu yüzden ortamda gizli bir gerginlik hüküm sürmekte ve davranışların çoğu sakınık haller almaktadır. Tam rahat olunamamakta ve bir türlü ipler koparılamamaktadır. Bu sırada çiftlerden birinin herhangi bir üyesi, diyelim ki bir meseleye takmış ve o meseleyi uzatmış olsun. Bu bir meseleye takma ve inat ederek uzatma davranışı, çiftin diğer üyesi tarafından defalarca tespit edilmiş, dile getirilmiş ve ne yaparsa yapsın çözülemeyeceği anlaşılmıştır. Yapacak hiçbir şey yoktur. Bundan sonra da maalesef yola bu şekilde devam edilecektir. İşte tam burda eşinin bu tescilli davranışını gören kişi, kendine en yakın duran bir başkasına bir “evet” der. Bu “evet”in ardından çoğunlukla dışa bir nefes verilir. Nefes kesinlikle içe çekilmez, o sırada ciğerlerde, diyaframda ne kadar hava varsa dışa akıtılır. Adeta bir arınma ayini gibi yılların cerahati dışarıya akıtılır. Bazen nefesin çıkma sesi, “evet”in çıktığı ses desibelinden fazla olur. Dert bellidir. İşte bu evet, “ne yaparsın işte, benimki de böyle eveti”dir.

Eveeeeet. Geldik bir kelimenin daha sonuna.

Bu çok işlevli joker kelimenin binbir hâli var. Anlatmakla bitmez ama sonuçta en güçlü ve en kendini gösterdiği anlamı yine kökeni, yani basit bir onay kelimesi olmasıdır. Fakat neye evet dediğiniz neye hayır dediğinizle birleşmezse anlamsız, kuru ve değersiz bir biat kelimesinden başka bir hâl almaz. “Evetler alemi”nin babası, babolisi, gencosu ve canosu bi’şeylere hayır denilirken o şeylerin karşısındaki başka şeyler için ister akla gelen olsun ister dudaktan kayıp çıkan olsun işte o “evet”tir.

Aykut Emre

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz