“Elinizi vicdanınıza, kendinizi benim yerime koyunuz” | Cürme Teşvik – Aziz Nesin

Muhterem hâkim bey!..
Suçlu olup olmadığımı anlayabilmeniz için, hâdiseyi bütün teferruatıyla huzurunuzda arz etmem gerekiyor.
Bendeniz altmış sekiz yaşında çoluk çocuk sahibi bir insanım. Damatlarım,  gelinlerim, torunlarım var. Böyle bir insan hiç yolda gördüğü kadına lâf atar mı? Ama  itiraf ederim ki, ben bu hanımlara lâf attım. Hem güpegündüz, Beyoğlu caddesinde giden bu iki hanıma lâf attım. Elinizi vicdanınıza, kendinizi benim yerime koyunuz.
Size hadiseyi olduğu gibi anlatacağım. Siz benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?
Fakirhane Kanlıca’dadır. Artık sinnikemâle geldiğimden, is yapmıyorum. Tekaüt  olalı seneler var. Yalnız arada sırada İstanbul’a inerim. Bu sabah sekiz buçuk  vapuruna bindim. Sıcak olduğu için, aşağı salona indim. Karsımda iki hanım oturuyordu. Evvelâ nazarı dikkatimi celbetmediler. Bilâhare, sarışın hanım, yüksek sesle,
— Aman ne sıcak! diye düğmelerini çözüp de, göğsünü mehtap gibi açınca gözümü oradan alamadım. Muhterem Reis Bey!., insafınıza iltica ediyorum. Siz benim yerimde olsaydınız bakmaz mıydınız?
Bunun üzerine yanındaki sedef tenli hanım,

— Aman ben de sıkıldım, diyerek, hem gerdanını, göğsünü açtı, hem de ceketini  çıkararak nîmüryan bir halde kaldı. Bu da kâfi değilmiş gibi, benim başımın üstündeki  fileye çantasını koyarken, affınıızı istirham ederim, ayan beyan meydanda olan koltuk  altı ile burnuma temas eyledi. Bayıltıcı bir rayiha ile âdeta sarhoş oldum. Muhterem  Reis Beyefendi, zatıâliniz benim yerimde olsaydınız, ne suretle hareket ederdiniz? Bu defa sarısın hanım,

— Jartiyerlerim pek sıktı, diyerek, bir anda etekliğini mıntıka-i memnua’ya kadar  fora edip, çorap bağlarını çözdü. Gözlüklerimin üstünden nazarı hayretle temaşaya devam eyledim.

Muhterem Reis Beyefendi, zatıâliniz kendinizi, bendenizin yerine ikame ediniz.
Siz olsanız ne yapacağınızı bilemem, bendeniz yine kemal-i sükûnetle ve daire-i nezaket dahilinde seyre devam ettim.
Bu kere, süt beyazı tenli hanım da, çorap bağlarının baldırlarını sıktığı bahanesiyle, o dahi bayram günü bayrak çeken sefineler gibi, renk renk ipek, dantel içi çamaşırlarını başına kaldırıp, çorap bağlarını gevşetti.

Ba’dehu, her iki hanım da mütemadi surette sıkıldıklarından, vücutlarındaki bütün lâstikleri gevşettiler. Bunlar mevtime kâfi sebep değilmiş gibi, sarışın hanım,

— Vapura ters oturmuşuz, başımız dönüyor! deyince, her iki melek, benim  oturduğum kanepeye, biri sağıma, biri soluma geçtiler. Vapur bomboş olduğu halde sanki oturacak yer kalmamış gibi, her iki yanımdan bendenizi tazyike başladılar.

Yirmi senedir hâb-ı sükûnette duran damarlarımda cevalân-ı dem başladı.
Zatıâlileri olsalar acaba ne yolda hareket ederlerdi?
Her iki hanım, ikide bir yere bir şey düşürüp, yerden almak bahanesiyle eğiliyor, nermin vücutlarının, henüz bana mestur olan kısımlarını da teshir ediyorlardı. Hattâ kaymak beyazı hanım, yere düşürdüğü mecmuayı aldıktan sonra, kendi yerine oturur gibi yaparak, yanlışlıkla kucağıma çıktı ve bir müddet dalgınlıkla böyle oturdu.
Daha sonra da aralarında şöyle muhasebeye başladılar:

• Ben yaşlı erkeklerden hoşlanırım.
• Ben de öyle… Kadından ancak yaşlı erkekler anlar…
• Bazı erkekler de dilini kedi yutmuş gibi susarlar. Ayol insan iki çift lâf eder…
Birkaç defa tekellüme cesaret eylediysem de, dilim tutuldu, ağzımdan kelime-i
vahide çıkmadı. Bu sefer beyaz tenli, nermin vücutlu pâkîze dedi ki:

— Hâlâ konuşmuyor… Dünya yüzünde hiç nezaket, terbiye kalmamış. Biz adam yiyecek değiliz ya…

Bendenize düpedüz hakaret ediyorlardı. Bu sırada Köprü’ye geldik. Vapurdan  çıkarlarken, geriye dönüp bendenize öyle bir nazar-ı âşıkane atfettiler ki, o anda yıldırımla çarpılmışa döndüm.
İstirham ederim muhterem hâkim bey… Benim yerimde siz olsaydınız nasıl bir hattı hareket takip ederdiniz?
Benim takip ettiğim hattı hareket, iki hanımın arkasını takip oldu. Aynı dolmuşla Beyoğlu’na çıktık. Ben hâlâ bir terbiyesizlik yapmamak için, ağzımı açmıyordum.
Onlar önde, bendeniz peşlerinde yürüyorduk. Dönüp dönüp geriye, melekâne tebessümleri ve davetkâr bakışlarıyla bendenizi perişan ediyorlardı. Sarışın hanım, — Her halde beyefendi, bizimle evde konuşacaklar, dedi.
Yine de terbiyemi bozup bir kelime söylemeyecektim. Yalnız o kadar seri gidiyorlar, serçe gibi sekiyorlardı ki bu sinni salimde, peşlerinden takip bendeniz için pek zahmetli oluyordu. Kalbimden muztaribim. Fazla heyecana gelemem. Bende kalp olduğunu anlatmak için bir ara yanlarına sokulup,

— Affınızı istirham ederim muhterem Hâmfendiler, her ne kadar ihtiyarsam da, bende de kalp var, ben de Allahın kuluyum, insaf edin! dedim.

Pek muhterem Reis Beyefendi!.. İşte kızılca kıyamet o zaman koptu. Her iki kibar hanım birden sokak ortasında avazları çıktığı kadar bağırmağa başladılar:

– İmdaaaat!.. Poliiiis!.. Yasından utanmadan koskoca herif bize lâf atıyor!!..
İki hanım da çantalarından düdük çıkarıp öttürmeğe başladılar. Polisler de galiba evvelden hazırmış. Gelip bendenizi derdest ettiler.
Muhterem Reis Beyfendi… Vuku-i hâl bundan ibarettir. Hem bir cürüm işlediysem, bu hanımlar da beni cürme teşvik ile suçludurlar.
Bilâhare muttali oldum ki, bu her iki hanım da polise mensup olup sivil taharri memuresiymiş-ler. Yollarda kadınlara harfendazlık eden zampara ararlarmış. O gün iş bulamadıklarından elleri bos dönmemek için bendenizi gözlerine kestirmişler.

Vicdanınıza hitap ediyorum:
Zatıâliniz benim yerimde olsaydınız, ne yapardınız?

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Bir yerde biter bu namussuzluk” | Hasan Hüseyin Acıyı Bal Eyleyen Ozan – Kutsiye Bozoklar

Hasan Hüseyin, "Ben bir yoksul işçi oğlu adım Hasan Hüseyin bozkırda bir karınca cır cır eden çekirge taş başında bir...

Kapat