Elias Canetti: Babamın ölümü beni hiç terk etmedi…

…Annemin geldiği gün babamı görmedim, akşamları bizim odaya çocuklara gelmiyordu.Ama hemen ertesi sabah çıkageldi ve küçük kardeşimi konuşturdu.”Georgie” dedi, “Canetti” dedi küçük çocuk, babam “two”, küçük kardeş “three,” babam “four”, “Burton” küçük, “Road” babam, “West” küçük, “Didsbury” babam, “Manchester” küçük, “England” babam ve sonunda ben çok gereksiz ve yüksek sesle “Europe!” Böylece adresimiz yeniden tamamlanmıştı.Daha iyi bellediğim sözler yoktur, bunlar babamın son sözleriydi.

Her zamanki gibi kahvaltıda aşağıya indi.Az sonra inleme sesleri duyduk.Dadı merdivenlere koştu, ben de peşinden.Yemek odasının açık kapısından babamın yerde yattığını gördüm. Boylu boyunca uzanmıştı, masayla şömine arasında, şöminenin hemen yanında, yüzü bembeyazdı, ağzının çevresinde köpük, annem onun yanına çökmüş bağırıyordu: “Jacques, konuş, bir şey söyle, Jacques konuş benimle!” Tekrar tekrar bağırdı, insanlar geldi, komşu Brockbank’lar, bir Quakerci karı koca, sokaktan yabancılar.Ben kapının önünde duruyordum, annem saçını yoluyordu, gittikçe daha çok bağırıyordu.Ben çekinerek odaya adımımı attım, babama koştum, anlamıyordum, ona sormak istedim.O sırada birinin sözlerini işittim: “Çocuğun çekilmesi gerek!” Brockbank’lar beni usulca kolumdan tutup sokağa, ordan da kendi bahçelerine götürdüler.

12 Ünlü Şairin Babalarına Yazdığı 12 Şiir: “Yalnız senin elini öpmek için eğilir başım”

Orada oğulları Alan beni karşıladı; benden çok daha büyüktü ve benimle hiçbir şey olmamış gibi konuştu. Bana okuldaki son kriket maçını sordu, ona cevap verdim, bu konuda her şeyi tam tamına bilmek istiyordu ve ben söyleyecek bir şey bulamayıncaya kadar sordu. Sonra, benim iyi tırmanıp tırmanmadığımı sordu, ben evet deyince, orada duran ve bizim ön bahçeye doğru eğilen bir ağacı gösterip “ama buna tırmanamazsın” dedi.” İmkansız ona tırmanamazsın” Bu kışkırtmaya kapıldım, ağaca bir göz atıp “Evet, tabii, tırmanırım” dedim.Ağaca yaklaştım, kabuğuna tutundum ve yukarı zıplamak istedim, bu sırada bizim yemek odamızın bir penceresi açıldı. Annem iyice dışarı sarkıp beni Alan’la birlikte ağacın yanında görünce bağırdı:

“Oğlum, sen oynayıp duruyorsun, babansa öldü! Sen oynayıp duruyorsun, babansa öldü! Baban öldü! Baban öldü! Sen oynuyorsun, baban öldü!”

Bunları söylerken sokağa doğru bağırıyordu, sesini gittikçe yükseltiyordu, onu zorla odaya geri çektiler, o direniyordu, bağırışını duyuyordum, onu artık görmediğim halde sesini hala duyuyordum. Onun çığlığıyla içime işledi babamın ölümü ve beni hiç terk etmedi.

Babanın Ölümü
Ölüm Üzerine – Elias Canetti

Edebiyat tarihimizde sıradışı ve şaşırtıcı baba-oğul çatışmaları – Hakan Güngör

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kadınlar, kadının toplumdaki yeri konusundaki inançları yıkan Marx’a ne borçludur?

Kapat