Cemal Süreya: Bizim basınımızda haber bütünüyle kişisel yorum

Yazılı Basın
— Gazetelerde bir şey dikkati çekiyor. Birinin bulduğu habere öbürleri hiç el atmıyor. Kendi haberini öne getirmeye çalışıyor. Yalnız birinci, yalnız ilk haberler için değil, öbür haberler için de geçerli bu gözlem.

Bu yüzden bütün gazeteleri almak zorunda okur. Günlük yazılı basının “promosyon” kavgasında böyle bir gerçek de var. Bir yara oldu bu bizim günlük basınımızda. Sanki olay hiç olmamış gibi. O adam öldürülmemiş gibi… O bina yıkılmamış…
— Oysa haber evrenseldir. Haber de evrensel değilse, başka nedir evrensel olan? Tabii basın için…
— Buradan alırsak, günlük basının, haftalık basının çalışma biçimine özendiğini söyleyebiliriz.
— “Asparagas”ın tersi, ama en az onun kadar sakıncalı bir durum ortaya çıkıyor.
— Evet, bir olayı, Cumhuriyet ortaya koydu diye, Milliyet ya da Hürriyet ona hiç el atmıyor. O olay aylarca gündemde kalsa bile.
— Oysa gazeteyi tanımlarken “günün tarihi” diyenler var… İleride o “tarih”i okumak için ülkemizde çıkmış bütün gazeteleri edinmek gerekecek.
— Gazetelerimizde şöyle bir özellik de giderek daha çok yapılanma haline geliyor: Haber başlıkları hiç de nesnel değil. Haber başlığı, haberi alıp bir yere götürüyor. Mutlaka götürüyor. Bu da gazeteyi, günlük basının, haftalık basının olması gereken özelliğinden koparıp aylık dergi özelliğine de götürüyor. Hatta kimi zaman mektup kimliği kazandırıyor ona.
— Şu da var: ortalığı kırıp geçiren bir edebiyat haberi, sözgelimi Tercüman’ın sanat sayfasında yer almaz. Çünkü o adın o gazetede geçmesi sakıncalı sayılır.
— Tersi de öyle. Tam öyle değilse de.
— Yine haber başlığına dönelim. Haber başlığı habere dahildir. Ama bizim gazetelerimizde haber başlığı, kancası habere takılı mavi ve ipek bir helikopter gibidir. Kentin üstünde dolaştırıp durur onu. Düşünce reklamıdır haber başlığı.
— Oysa Le Monde’un yeni yayın yönetmeni işbaşına geldiği gün aşağı yukarı şöyle bir şöy söylemişti: “Evet, gazete günün tarihidir, ama, bir yorumdur da haber. O yorum haberin doğrudan kendisinde vardır.” Neydi o yayın yönetmeninin adı? O sözleriyle haberin dokunulmazlığını da ortaya koymak istiyordu. Oysa bizim yazılı basınımızda haber sadece başlığıyla değil, bütünüyle yazılış biçimiyle de kişisel yorum haline getirilmekte.
— Cumhuriyet’i saymazsak, gazetelerimiz birer küçük banka bugün. Banka ama nasıl banka? İlkel dönemlerdeki trampa geleneğini Merkez Bankası modernizmiyle birleştiren kuruluşlar.
— Cumhuriyet de son yıllarda bir dergi niteliği kazandı.
— Doğru.
— Doğru derken ne demek istiyorsun?
— Televizyon kendi iletişim işlevini doğru dürüst yerine getirirse, Cumhuriyet’in bugünkü konumu doğru. Ama televizyon o işlevden uzak olduğuna göre, “haber”i hiç veremediğine göre Cumhuriyet günümüzde biraz açıkta. Yeni kuşaklar üzerine ve Cumhuriyet okurluğu üzerine biraz düşünmek gerekir. Tabii, yine de en iyi gazete o. Ama en iyi gazete niçin biraz daha fazla satamasın? Kendini sorduran bir sorudur bu.
— Aydının tekisin. Herhalde, birden fazla gazete okuyorsun. Hangi gazeteler senin gazetelerin?
— Ne olursa olsun, tek gazete alsam, Cumhuriyet alırdım. Aslında iki gazete alıyorum: Cumhuriyet, Milliyet. Haftada bir iki kez vapurla karşıya geçerken, gidişimde Sabah, dönüşümde Tercüman alırım. Ayrıca gittiğim yayınevlerinde bütün gazetelere bakarım.
— Yani birinci gazeten Cumhuriyet…
— Öyle. Yine de son aylarda bir değişiklik oldu. Cumhuriyet’i daha sindirerek okuyorum elbet. Ama ikisini birden alıyorum ya, son aylarda Milliyet’in sayfalarını daha önce açmaya başladım. Cumhuriyet, Milliyet. Üçüncü gazetem, kesinlikle Sabah.
— Ama Sabah’ta eli kalem tutmayan yazarlar var. Manşetlerinde bile cümle düşüklükleri var.
— Olsun. Eksik de olsa, barbar da olsa, başka ve yeni bir haber duygusu var Sabah’ta.
— Hürriyet’i yendi mi?
— Yenecek. Türkiye karışıklığının hem iyi, hem kötü yanları var Sabah’ta.
—Günaydın?
—Çok satsa da etkinliği yok.
— Güneş?
— Yok ağabey…

— Zaman?
—Bence fena gazete değil.

24 Eylül 1989
Cemal Süreya
Kaynak: 99 Yüz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmet Kaya’nın sevilen şarkı ve türkülerini online dinle

Ahmet Kaya (Malatya, 28 Ekim 1958 - Paris, 16 Kasım 2000) 1980 ve 1990'larda çıkardığı albümler ve verdiği konserlerle popüler...

Kapat