KAFKA: DÜN GECENİN YARISINI SANA YAZMAKLA, GERİSİNİ SENİ DÜŞÜNMEKLE GEÇİRDİM

21

Güç şey gerçeği açıklamak, çünkü açıklanması gereken tek gerçek var; o da -çok canlı olduğu için-durmadan biçim değiştiriyor. (Güzel de değü, biliyorum da güzel olmadığını… Belki sadece sevimli.) Pazartesiyi salıya bağlayan gecede, ne iyi etmişim de yazmışım sana… Yazmasaydım, çok kötü olacaktı. Kapana sıkışmış gibiydim yatakta… Bütün gece karşılık verdim sorularına, durmadan yakındım, seni kendimden uzaklaştırmaya çabaladım, durmadan kendime söy-düm.

(Belki mektubun elime akşam geç vakit geçtiydi de ondan; geceye yakın bu saatlerde biraz çarpıntılı, biraz duygulu oluyorum; başa çıkamazdım o ciddi sözlerinle.) Sonra, sabah erkenden Bozen’e çıktım. Klo-benstein’a kadar tramvayla gittik. 1200 metreye tırmandım, ancak orada soluk alabildim biraz, ama, aklım pek başımda değildi. Dolomi Dağlarının karşısına dujuyor burası, hava soğuktu, ama pırıl pırıldı. Oradan dönerken, aşağıya aktardığım satırları yazdımdı sana, yolda yazdıklarımı -şimdi- biraz sert buluyorum.. Ne yaparsın, duyuşlar değişiyor…

“Hele şükür yalnız kalabildim. Mühendis Bo-zen’de kaldı, ben de dönüyorum artık. Mühendisle bu yeni yerler, seninle benim arama girdi diye pek sinirlenmedim, belki kendimde değildim de ondan. Dün geceyi, yarıma kadar sana yazmakla, geri kalan vakti de seni düşünmekle geçirdim. Birkaç dakika gözümü kapayabildim, saat altıda zor kalktım… Yabana birinin başka birini yataktan çıkartması gibiydi kalkışım! Ama iyi oldu, Meran’da kalsaydım umutsuzluk içinde pinekleyecek, durmadan yazacaktım. Bu gezintiyi isteyerek yapmadım, bu yerler anılarımda belirsiz düşler gibi kalacak, olsun ne çıkar? Geceyi böyle geçirdimdi işte. (Direnen bir bakışın var Milena, önemi yok diyelim, öyle ya, sokakları dolduran bunca kişi bakılmaya değer belden daha çoğunu görebiliyorsun. Bu ileriyi görmenden daha çoğunu görebiliyorsun. Bu ileriyi görmen önemli işte; sen başarıyorsun bunu.) Mektubunla eski şeytanları ürküttün, uyandırdın…

tek gözü açık uyuyan, her zaman tetikteki o eski düşmanlarımı. Onları ayaklandırmış olma korkun Milena.. kişiye ecel teri döktürüyor. (Yemin ederim: başka hiçbir şeyden böylesine korkmam, ama bu elle tutulamayan güçlerden çok, çok korkarım.) Gene de iyi oldu, insanın aklını başına getiriyor onlarm var olduklarını bilmek, teker teker önünden geçmelerini seyretmek. “Viyana’da kalamazsın artık” sözümü iyi yorumlamışsın. O tümceyi düşünmeden yazmadım; yük olacaksın diye çekindiğim yok. (Kazancım parlak değil, ama ikimize yeter,  üzülme; hastalık olmazsa tabii.) Düşünülerimde, açıklamalarımda özdenim, yalansızım. (Bu yanımı ilk sen gördün, sen anladın.)

Korkuyorum Milena! Gözlerimi yuvalarından uğratan, çılgın bir korku baygınlığı içinde oluşum, kendi kendimi kargımış

olmaktan. (Uykuda bu korkunun baygınlığı bastırsa, çoktan ölürdüm. Babama yazdığım mektubu okursan daha iyi anlarsın… Hayır, gene de anlaşılmaz pek, ne de olsa babamı göz önünde tutarak yazmıştım o mektubu.) Korkum bir yerde toplanıyor: Bu büyük satranç oyununda yerim yok benim; oyunun kurallarını hiçe sayarak, oyunu altüst ederek gözümü kraliçeye dikmişim! Şahın yerine geçmek istiyorum belki? Belki de bütün alanı geçirmek istiyorum elime? ! Ama bütün bunların olmasını gerçekten istiyorsam, başka türlü davranmalıyım… daha az insanca olmalı bu davranış. Đşte onun için, “Viyana’da kalamazsın” sözünün, senden çok benim için önemi var. Hele şimdi, şu anda o dilek, dileklerin en uygunu, en arınmışı… mutluluğun ta kendisi.”

Dünkü düşünülerim buydu… Bugünse: geliyorum Viyana’ya, diyebilirim belki. Bugün bugün, yarın da yarın olduğuna göre, özgürlüğümü elimde tutuyorum demektir. Korkma, şaşırtı yapmam; perşembeden sonraya da kalmam. Geleceğimi bildiririm sana. (Yalnız seni göreceğim, başkalarıyla karşılaşmak istemiyorum.) Nasıl olsa salıdan önce olmaz. Güney İstasyonuna ineceğim anlaşılan – hangi istasyondan ayrılacağımı bilmiyorum daha-, o yörede bir yerde kalırım. Nerede ders verdiğini bilseydim, gelir beklerdim seni saat beşte. (Bu tümceyi bir masalda okumuş olacağım: “Ölmemişlerse yaşıyorlardır daha!..”) Bugün Viyana’mn bir planını gördüm… Ne demeye böylesine koca bir kent kurmuşlar sanki? Tek oda yetiyor sana, değil mi?! Yemek için yazdıklarını şimdi okudum, haklısın, ben de öyle yapmalıyım. Günün birinde önemli biri olursam yaparım da belki. Korkarak, titreyerek, tetikte, bütün tüylerim diken diken olmuş bir durumda okuyorum mektuplarını… Odamdaki ekmek kırıntılarını kapmaya gelen serçeye benziyorum.

Franz Kafka
Milena’ya Mektuplar
Türkçesi: Adalet Cimcoz

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz