“Bir yere varan insan, kamil insan kendi olan insandır” Alçakgönüllü Olmak – Yaşar Kemal

Ne oldum delisi olmak ilkel, çiğ insanların işidir. Kişi olgunlaştıkça alçakgönüllü olur. Bu bir orantıdır. Kişi ne kadar başarılı olursa olsun şu dünyada, gene bir karanlıktadır, gene bir imkanın ucundadır. Gene bir sonsuzluğun küçük bir parçasındadır. Alçakgönüllü olmak başkadır, alçakgönüllü görünmek başkadır. Dünyada, daha da çok Doğuda dalkavukluğa kadar varıp dayanan bir alçakgönüllü görünmek geleneği kurulmuştur. Alçakgönüllü olmadan alçakgönüllü görünmek, salt geleneğe uymak için, ne oldum delisi olmaktan daha kötüdür. Alçakgönüllü olmak geleneği Doğuda öylesine yürümüş ki, bir çeşit övünme, bir çeşit kendini gösterme olmuştur.

Bir yere varan insan, kamil insan kendi olan insandır. Bir kişi eğer kendisi değilse, kendi kafası, kendi yüreği değilse o hiçbir şeydir. Yaratıcılık, sanatta olsun, politikada olsun, insanın kendisi olmakla başlar. Kişilikle başlar.

Bir düşüncenin, bir kavganın ulu kişilerine bakalım, hep kendileri olmuşlardır. Kimseye öykünmemişler, kafalarının doğrusuna gitmişlerdir. Gönüllerinin doğrusuna. Ve hiçbir zaman ne oldum delisi olmamışlardır. Yaratıcı kişiler, bulundukları yerden nereye varırlarsa varsınlar ne oldum delisi olmazlar. Önce defterden sildikleri ben benleridir. Kişi olgunlaştıkça kirlerini, ben benlerini döker, yunur arınır. Bizim aydınımız hiçbir zaman alçakgönüllü olamadı. Birkaçı bu oyunun dışında. Çoğu küçücük dağları yarattı. Küçücük dağları yaratanlar hiçbir şey yaratamayanlardır. Eğer bir kişi bir şey yaratıyorsa, mümkünü yok küçücük dağları yaratamaz.

Dünyadaki her şey gibi sosyalist kavga da bir sonsuzdadır. Bizim dünyamız bu işin daha başlangıcında bile değil. İnsan mutluluğunun, kardeşliğinin bir sınırı yoktur. İyiliğin, güzelliğin sınırı yoktur. Her doğan gün bize yeni bir güzellik, yeni iyi bir dünya getirecektir. Her doğan gün bize gene bir eksiklik getirecektir. Her doğan günde kavga yeniden başlayacaktır. Bizim günümüzdeki kavgamız, çabamız sonsuz değildir. Eskiyecektir. Ama insan mutluluğu günündeki eksikliği ta can evinden duymak ve dövüşe girmektir. Burada baş olmuşsun, er olmuşsun hiçbir farkı yoktur. Dövüşte bir başkumandan olmak, bir er olmaya birdir. Belki bir er, bir başkumandandan daha yararlı, daha mutlu olabilir. Sorun bütün bir yürekle savaşa girmektir. Kavganın büyüklüğü karşısında insan şöyle bir düşünürse kendi kişiliğinin çok küçük kaldığını hemen anlar. Büyük olan, güzel olan kavgadır. Bizi yücelten bu büyük kavganın bir üyesi olmaktır. Bizi insanlar içinde mutlu kılan bu büyük kavganın adamı olmaktan başka bir şey olmamalıdır. Övüneceğimiz tek şey bu olmalıdır.

Uzun yıllardan bu yana çok insanla karşılaştım. Sosyalist kavganın adamıyım diyen çok kişiyi gördüm. Kavganın karşısında kendini bir hiç sayanları da, küçük dağları ben yarattım, hep ben ben, diyenleri de tanıdım. Bu kavga hep ben ben diyenlerden çekti. Ben benlerine iş gelip dayanınca, ben benleri azıcık fedakarlık isteyince ne kavganın kaldığını, ne bir şeyin kaldığını gördüm. Aslanın azıcık beni zedelenince savaşı ayaklar altına alıp karşı tarafın en büyük dostu olduğunu gördüm. Çünkü hiçbir zaman onun kavgası olmamış, onun beni olmuştu.

Geri kalmış memleketin geri kalmış aydını ben bendir. Onu bir kavganın eri yapamazsın. O kadar alçakgönüllü yapamazsın. O kavgadan da üstündür, bütün varlıklardan da üstündür. Dünya öküzün boynuzunda değil, onun kulaklarının üstünde duruyordur. Bütün yeryüzündeki küçük dağlar onundur. Büyükleri de dedesinden kalmıştır.

Türkiyede uzun bir süredir iyi kötü bir sosyalist kavga verilir. Birçok insan bu kavgaya canını, gönlünü koymuştur. Büyük acılara katlanmıştır kavga uğruna ya da birçokları öyle tanınır.

Sosyalist kavga memleketimizde bütün yoğunluğuyla İşçi Partisinin kurulmasıyla başladı. İşte bundan sonradır ki, ak koyun kara koyun geçitte belli oldu. Bir parti içinde, onun bütün gereklerini yerine getirerek çalışmak elbette zor. Başıboş, başıbozuk olarak dövüşe katıldığını sanmak, benini doyurmak elbette daha kolay… Ve bu kavgada küçük dağları yaratanlar, ben benler döküldüler… Büyük kavgada kendi yerlerini iyi ayarlayanlar, kavga karşısında kendilerini silenler savaşa devam ediyorlar. Bu bütün dünyada böyle olmuştur. Kavganın karşısına kendi körolası benini koyanlar kavganın, bir daha doğrulamayasıya tokadını yemişlerdir. Alçakgönüllü olmak, er olmak kavganın kanunudur. İnsan olmanın da kanunudur.

Bizde sosyalist kavga yeni olduğu için, daha kişilerin davranışlarıyla uğraşılmıyor. Kavga adamlarının kantara vurulacakları günler yaklaşıyor.

Birinci dökülme İşçi Partisinin kurulmasıyla oldu. İkinci dökülme savaşımın halk kütlelerine inmesiyle, daha da yoğunlaşmasıyla olacaktır.

Ve bundan sonra kavga adamları, ister istemez kendi benlerini silecekler, alçakgönüllü olacaklar. Hayat ve kavganın kutsallığı karşısında bir er olmanın mutluluğundan başka mutluluk tanımayacaklardır.

Bizim kuşaktan sonra gelen genç kuşaklar bizden daha alçakgönüllü… Bu da bir kuramdır.

7 Mayıs 1968

 Yaşar Kemal
Kaynak: Ustadır Arı

Yorum yapın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki yazıyı okuyun:
Manevi sevginin merkezi Asya’ya aşk ile yolculuk; Tim Rayborn ve “Ashek” albümü

Kapat