Yaşar Kemal: Masalsız, efsanesiz bir insan dünyasını aklımıza bile getiremeyiz

Masal Deyip de Geçmemeli

Masal ayağı yerde, yüzde yüz somuttan soyuta giden sanat eseridir. Uzun yıllar, yüzyıllar, insanların edindiği deneylerden, olaylardan ortaya çıkmıştır. Sanatın doğuşunda masal vardı dersek, yeridir. İnsanoğlu bütün duygularını, çektiklerini, özlemlerini masala koymuştur. Masal, yüzyıllar boyu bütün koşullarda insanların can yoldaşı olmuştur. Toprak gibi, daha doğrusu doğa gibi bir şey. Masalsız, efsanesiz bir insan dünyasını aklımıza bile getiremeyiz. Uzun insanlık tarihinde halkın tek tutunduğu dal masal olmuştur, dersek, o kadar yanılmayız.

İlkin masal vardı. İnsanoğlu doğa karşısında, olaylar karşısında içini dökmek zorundaydı, veryansın etti masala. İnsanoğlu kendine bir dünya yapmak zorundaydı, veryansın etti masala. İnsanoğlu yeni dünyalar özlüyordu, veryansın etti masala. İnsanoğlu kızıyordu, öfkeleniyor, gülüyordu, veryansın etti masala. İnsanoğlu öğüt vermek, kıssadan hisse çıkarmak istiyordu, veryansın etti masala. İnsanoğlu korkuyordu. Derebeyinden korkuyordu, doğadan korkuyordu, ağadan korkuyordu, yıldırımdan, hocadan, papazdan korkuyordu, canavardan korkuyordu, haramilerden korkuyordu, veryansın etti masala. Düpedüz, açık açık söyleyemeyeceklerinin hepsini masala döktü. Oidipus bir masaldır. Oidipusu bugün bile bir Anadolu masalında bulabilirsiniz.

Demem o ki, yüzyıllardan bu yana masal, halkın her türlü özlemini, derdini, deneyini koyduğu, kolaylıkla koyduğu bir tür olmuştur.

Masal insanların, cümle insanların ortak malı olduğundan, bütün insanlar masal anlatımına karıştığından dolayı, masaldaki anlatma işi çok ileri gitmiş. Ben, masal bilmeyen, anlatmayan çok az köylüyle karşılaştım. İki söz vardır halk arasında: Masal bilmeyen adam da olur mu? Türkü bilmeyen adam olur mu? Herkes masal anlatır. Herkes kendinden masala bir tat katar. Usta masalcıların elinden geçer masal, öteki usta masalcılara. Halktan usta masalcıya, masalcıdan halka… Yaratıcı masalcıdan halka, halktan yaratıcı masalcıya… Seninki arada öylesine bir mekik dokur ki, öylesine bir tat olur ki, deli divane olmaktan başka bir şey gelmez elinden. Masal insanlığımızın malıdır. Bu, hiçbir sanata nasip olmamıştır. Köylünün kentlinin, okumuşun okumamışın, herkesin malıdır. Herkesin tadıdır.

Masal ortak malımızdır, demiştim. Destanların, şiirlerin, romanların, piyeslerin kaynağı. Bir ham kaynak mı? Masal bence en olgun meyvedir. Her sanatçı bu dünyadan payını almadan edemez. Pay almamışsa meyvesi güdük olur.

Kişiliği büyük sanatçıların dünyasının bir yerinde bir masal oturur. Kimlerde yok ki… Shakespeare’de, Charlie Chaplin’de bile…

Bir de tüm sırtını masala dayamışlar var. Bunların başında da La Fontaine gelir. La Fontaine, alçakgönüllü adam. Demiş ki, bu masal dünyası benim hoşuma gidiyor. Aradıklarım burada. Şu masal da öylesine bir miri malı ki, istediğim gibi atımı oynatırım… Almış masalları, yaratmış masalları, insanoğlunun tam gerçeklerini koymuş eserine sanat yoluyla. Masaldan almış koymuş.

Sabahattin Eyuboğlunun deyişiyle, bir de sınırsız dünya bulmuş bu masallarda, bu sınırsızlık içinde bir de dille oynamış ki, deme gitsin. Çağların büyük dil ustaları arasına karışmış. Çağların temel sanatçıları arasına karışmış.

La Fontaine’in önemi, tuttuğu yoldadır. La Fontaine öyle bir yolla, öyle bir gerçeğe varma çabasıyla masal yazmasa da, sanatta başka bir yola gitseydi, gene varacağı yer aynı büyüklüktü. Aynı ustalıktı.

Bütün mesele, insanoğlunun iç ve dış gerçeğine varmak. Yolu, sanatçı yaratılışının gösterdiğini bulmak…

La Fontaine masallardan çok şey öğrenmiş. Masala bu yönden çok şey katmış. Bir bakıma bize Montaigne’in verdiğini veriyor. Sanatçı olarak.

Diyorum ki, çağımızda da La Fontaine üstünde önemle duralım. Ondan öğreneceğimiz bir yol var ki, epeyce önemli. Masallar, insanın gerçeği, sanatçıların göz önünden ırak edemeyecekleri en önemli kültür eserleridir. Bu yazıyı bunun önemini söylemek için yazıyorum.

İnsan meselelerine doğru… İnsan dünyasının içinde, meselelerinin içinde… İnsan soyu gökten inmemiştir. İnsanı yalnız ve yalnız meselelerinin içinde bulabiliriz. İnsan gökten inmediğine göre, insanı görgüleri, düşüncesi yapar. Meseleleri yapar. İnsan soyut bir yaratık değildir.

5 Şubat 1961
Yaşar Kemal
Ustadır Arı 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cemal Süreya: Belirsizlik ağır oturdu hayatımıza. Belirsizlik bir şeyin öncesidir

Kapat