Bir şehrin sembolü saat, ustasının hüzünlü hikayesi ve bir şiir

prag saat
Prag’ta, Eski şehir meydanında şehrin kalbi gibi atan bir saat durmaktadır. Nazım Hikmet’in tanımıyla “Hanuş Usta’nın yaptığı ve Prag’ meydanındaki Saat”  bu özeliğini koruyarak halen kentin en önemli ve en şık simgesi olarak günümüze kadar gelmiştir. Bir çok kişiyi zaman içinde geçmişin izlerinde  yolculuğa çıkarmakla kalmayan eser bununla birlikte ustasının hüzünlü hikayesini geçmişten geleceğe üstünde taşıyor

Meydanda yer alan bu meşhur saati, 15.yy sonlarında Charles Üniversitesi’nde profesör olan Hanuş Usta yapmıştır. Amacı, Kutna Hora şehrindeki Kemikli Kilise’de olduğu gibi insanlara bir mesaj vermektir. Usta bu çalışmayla yaşamın anlamlandırıp önerilerde bulunmanın yanı sıra geçiciliği ve ölümü ele alır.

Usta o vakit bu muazzam saati yapınca dünyanın en önemli adamı haline gelir. Avrupa’nın her yerinden insanlar Prag’a sadece ve sadece saati görmeye gelince; kral’dan daha fazla adı duyulmaya başlar. Zamanla Hanuş Usta’ya başka ülkelerden de teklifler gelir, fakat Hanuş usta bu teklifleri reddeder. Bir süre sonra bu teklifler Kral’ın kulağına kadar gider ve Kral, Hanuş Usta’nın saati başka bir yere de yapmasını önlemek için onun gözlerine mil çektirir. Kör olan usta intikam almak için kendini saatin mekanizmasına bırakarak intihar eder. Saatin mekanizmasına düşen bedeniyle saati bozar. Kral bütün ustaları toplamasına rağmen saat ancak 50 yıl kadar sonra başka bir saat ustası onarır.

Hanuş Usta’nın saati, Güneş’in, Dünya’nın ve Ay’ın konumlarını gösteren astronomik bir saattir. Saatin dış tarafındaki rakamlar İbranice’dir. Hanuş Usta, (saati Eski Şehir Meydanı’na yaptığından, meydanın bir paraleli de Yahudi mahallesi olduğundan) Yahudilerin nüfusunun fazla olduğu bir bölgede onlara bir jest yaptığı söylenir.

Saatin etrafında 4 tane kukla vardır. Bu kuklalar insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır. Soldan en baştaki, elindeki aynayla kendine bakar; “kendini beğenmişliği” sembolize eder. Onun yanındaki kukla, elinde altın torbası olan “cimriliği” sembolize eder. Bir yandaki kukla ise iskelettir; “yaşama karşı isteksizliği”, sonuncu kukla, elinde mandoline benzer bir müzik aleti bulunan ve adam da; “gece hayatına ve sefahate düşkünlüğü” anlatır. Kısacası bu kuklalar, kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın der.

Saatin altında da insanlara yapmaları gerekenleri anlatan 4 kukla vardır. Bu kuklalar da, bilime, adalete, astronomiye ve eğitime önem verme konusunda bizleri uyarır.

Her saat başı, İsa’nın 12 havarisi de pencerenin önünden geçerek ufak bir gösteri yapar. Horozun ötmesiyle gösteri biter.

Prag’dan geçen Nazım ve kuleli saatin geçtiği şiir.

Hele sabahları, hele baharda
Pırağ şehri yaldızlı bir dumandır
ve kızıl, kocaman bir elma gibi
Nezval geçer taze çıkmış kabrinden
param parça yüreği de elinde
ve Orhan Veli’yle karşılaşırlar
Urumelihisarı’ndan gelir o
ve telli kavağa benzer Orhan’ım
yüreciği delik deşik onun da.
İnsanlık için çarpan yürek

Nâzım Hikmet’in altında ‘Pırağ’ yazılı bu ilk şiiri ‘26.11.1956’ tarihini taşır.


Şair, memleketten uzak,
hasretlerle delik deşik,
Eski kentte duruyordu,
meydanlıkta, yapayalnız.
Gotik bir duvar üstünde
Hanuş Ustanın saati
on ikiyi vuruyordu.
Güneşli bir güne özlem

***

Önündeyim bir vitrinin
bütün bir dünya oyuncak,
kurtlar, ayılar, şipşirin,
düşüp öldürmeyen uçak,
sarı ba calı vapurlar,
otobüsler pırıl pırıl.
İstanbul’da bir Memet var
altısına bastı bu yıl.

Nâzım Hikmet 1958 yılının 1 Mayıs’ında da Prag’dadır. 28 Nisan’da yazdığı şiirde 1 Mayıs’ı ışıklı, bir gün olarak düşünür, ‘Eski şehrin en karışık / en dar sokağında bile / pencereler kamaşacak’ diyerek güneşli bir güne duyduğu özlemi dile getir.

Nazım 56-58 yılları arasında Prag’ta yaşamış bu şehirde vaktini genelikle Slavya Kahvesi’nde geçirirmiş. Bu kahvenin pencesinden baktığında meydanın Karaköy Meydanı’na önünde duran Legil Köprüsü ise Galata Köprüsüne benziyor olmasından kaynaklandığı söylenir.

“Bir şehrin sembolü saat, ustasının hüzünlü hikayesi ve bir şiir” üzerine bir yorum

  1. Çok güzel bir hikaye bu ve diğer paylaşımlarınız için teşekkür ederim…

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Sanatın ölümü – Hegel Estetik Dersleri

... Oysa sanat da, bilincin mutlak nesnesi olarak gerçekle ilişkili olduğundan, aklın mutlak alanı içindedir ve bu yüzden, terimin özgül...

Kapat