Sennur Sezer şiirleri “Yorulur gövdene inen sancılar/ Acılar bakır/ Beklemeyi bil”

Kar durdu
Yaşlı bir köylü yüzüyle
Bezgin ve dinç
Doya doya gülmemişliğin dinçliği belki bu
Belki hep borçlu olmanın

Kar durdu
Bir çocuğun ilk kımıltısı gibi
Beklemede bıraktı sessizliği
Gün -o hep buruşturup attığımız- gün
Üstünde yarım bir söz
Işıltıya durdu: Sev…
Kar durdu
Durdu saatleri kuşkunun
Karın üstünde yarım bir ayak izi
Bir silik söz: Belki… yarın

DİRENÇ DOĞURAN KADINA

Tırnaklarını etine geçir bağırma
Isır kanat dudaklarını parçala
Bırakma yaşamayı bırakma umudu
Daha çok yok sabaha

Yorulur gövdene inen sancılar
Acılar bakır
Beklemeyi bil
Başkaldırır gövden başkaldırır
Susar

Önce öleceğim sanacaksın
Direnmen bitsin diye uğraşacak sancın
Gitgide sıklaşacak kamçılar
Sessiz ağlayacaksın

Unutacaksın başın nerde nerde ayakların
Bin kollu bir boşluk beyninde
Dünyadan uzaksın

Kim duyar sesini haykırsan
Gücünü tüketme
Dayan bir sınav bu
G ü l ü m s e

KADININ AKŞAM DUASI

Durmadan dağılır oda
Küflü bir ıslaklık dolaplarda
– Aşkı düşün aşkı, dayan –
Işıldayan sabun köpüğü

– Öyle yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri
Saçlarıma değmeden geçiyor
Camlarda kalıyor izi

– Bir çayevinde olmalı şimdi
Şiirler okumalı akşam serinliğinde
Uzaktan uzağa toprak kokusu –
Bulaşık kalsın
Soğudu su, yağlar dondu
Çorba pişmeli

– Yüreğine akşamla çökeni
Sokaklar uzaklaştıramaz
Uyanırsın yanında yabancı biri
Aşkı kimseler kurtaramaz

Öyle yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri

SAVAŞ AYIRMAZ SEVİŞENLERİ

Bir adım kala kör kurşunlara
Sigaramın üşüyen ucunda
Öpüşünü bıçak gibi tadarım

Çakıllar utardı sımsıcak
Sevişgen çılgınlığımızdan
Bir büyük çığlıktı ağaran
Deniz tutuştu tutuşacak

Bilenir bir çelik alabildiğine
Şimdi sevişmeyi andığımız gün
Öpüşlerimiz soğuk keskin
İnce bir sızı gibi düğün

Ellerine bir adım kala
Bir adım kala kör kurşunlara
Öpüşünü bıçak gibi tadarım

DURMADAN

Beni sevmekten utanıyor
Elleriyle örtüyor yüzünü
Yol ortalarında istasyonlarda
Her çıtırtı bir adam oluyor

Beni sevmekten utanıyor
Oysa şimdi tüfekler kan-kına
Arpacık gez göz
Madrid’e uzanıyor
Ve pirinç kokan ellerine Han’ın
Pirinç saçlı Li’ye
Hedef Çin

Niçin ekmek yediğimiz eller çeker tetiği
Altın halkalar taktığımız
Tanrının önüne çıkmadan ilk arıttığımız
Çeker tetiği

Beni sevmekten utanıyor
Elleriyle örtüyor yüzünü

ÇOCUĞUN SÖYLEDİĞİ

Bir çocuk “HAYIR” dediğinde
Göğe bakın
Kuşlar uçuşuyor mu
Yoksa bir uçak mı yaklaşan
Kuşkulu

Uyku mu karşı koyduğu
Yoksa kararan ekran
Bir gülüşün ölümü
Kırılışı mı bir oyuncağın

Büyür çocuk
İnsan
Hayır

AKŞAM TÜRKÜSÜ

Kimse öldüremez bu boşunalık duygusunu
Soğan doğra kıyma koy ateşi kıs
Ateşi kıs pirinçler diri kalsın
Salçalı pilavlar votkalar kahkahalar

Ödemez arkadaşsızlığımı
Zor günler yaşadım
Utanmam anmaktan
Çirkindim yoksuldum arkadaşsızdım
Kocaman sözler iri göğüsler hantallıktı simgem
Utanmam
Ama akşamları
Bu boşunalık duygusu kapıyı çalmadan
Usulca ilişiverir yanıma
Çocuğu giydir parklara çık
İşten dönenleri gözle
Köfte güzel olmuş saçın yakışmış
Orhan ağbi ölmüş… Artık yazmıyor musun?
Kirazlar aldandı
Ben aldanmadım
Ayşeyi büyüttüm
Büyüttüm öfkemi… arkadaşsızlığı
Çirkinliği
Hadi saçlarını kes ninniler söyle:
Kızımın da adı Ayşe
Yiğit atılır ateşe
Bu ışık böyle büyüsün
İş düşmez bir gün güneşe
Hadi çamaşırları yıka ölülere ağla
Ninni söyle:
Kızımın da adı Bengi
Dünyaya saldığım türkü
Sular aktıkça durulur
Bozuk yapılar yıkılır
Çürür sarı yaprak gibi

Hadi kendini yen hadi kendini

AY SONU KUŞLARI

Güzelliği çarmıha gerdik kaz kanatlarında
Kuğu boyunlarında kaskatı

Kurşun yarası gözlere
Bölük-pörçük bir cam örttük

Göl kıyıları serin ve ıslak
Islak gagalı ördekler ve çirkin ayakları
Güzelliği dinletir kanat-kanat
Kanar duvarlarda ördek sorguçları
Serinledik

Av sonu kuşları salon salon
Ki belki bir lokma et bir aça
Aça aça kanatlarını bir kuğu çirkin
Çirkine adanmış milyonla mumya

Sonra
Ölü kuşlara kanat

KİRLENMİŞ KAĞITLAR

Bilir misin bekleme salonlarını küçük istasyonların?
Akşam saatleri, uzak İstanbul’a, Ankara’ya,
Dünya’ya birden iner karanlık. Ve üstüne sinmiş is
kokusuyla, hep geç kalırsın artık.

Uykusunu alamamış beden, acımış yağ ve
tanımadığın bir koku ortalıkta. Belli ki çoktan gelip
gitmiş posta. Ve ışık ışık geçen hızlı tren durmaz
bu aralıkta. Geç geldin.

Bir söylentiyle büyütülür herkes: “Gündönümü
şenliklerin ateşleri sönmeden geri döner
zemheri. Tipiye karışır erkenci çağla, çiğdem…
Savrulur erik çiçekleri. “Boy atamayan ahlat
yineler: “Geri döner zemheri…”
Ve tadını kalın kabuklar ardına saklar…

Kadınlar, ki yoklukları farkedilir olsa olsa. Kadınlar,
bir yazma, bir renk, bir devinim… Karıncalar kadar
olağan… Payları karıncalar kadar hayatta.
Göçerler, trenleri tanımadan. Selvisiz ve söğütsüz
bir ıssızda, katar katar gece taşları.

Bekleme salonları. Ucuz tütün, mektup torbası ve
bir öykü: cılız ışığıyla. Susuz ve ışıksız köylerin
kapısı. Dünyayı bir durak sayanlara, örnek:
“Budur payına düşen. Bekle…”
Ve gökte gecikmiş bir turna katarı.

Bilir misin bekleme salonlarını?

II

Gül desem gocunur musun, her gördüğüm çiçeğe.
Her dikeni gül saysam… Böyle kıraçlar varmış,
dinledim: Gül diye adlandırırmış her rengi,
Ve gül kokarmış ortalık. Sonra sevdanın
ulaşmadığı kuytularda, karasevda olmuş her
tanışıklık.

Ah, dilini anlamadığım kalabalık…

Suçludur erken açan ve erken geçen çiçek
Rüzgâra sinen koku. Yaban diye adlanır
utangaçlık. Hırsızlık yasak ama yağma helâl.
Kirletilmiş düşler, parçalanmış yürek…
Gülün morardığında menekşe sayıldığı…
Gülün tanınmadığı gerçek…

Ah, sesime sağır yalnızlık…

Güzle ballanacak dikenleri tanı. Dil buran
meyvelerden sakın… Ağuludur terle, kanla
sulanmayan ürün. Eldeğmemiş bahçe,
görülmemiş düş hayretmez.

Ey adım uydurduğum koşu… Yorulmaz aşk…
Yetinmez aşkınlık.

SESİMİ ARIYORUM

Bir ses arıyorum
Yeni bir şiire başlamak için
Bir doğum çığlığı gibi kaçınılmaz
Çocuğun ilk ağlayışınca güzel
Bir ses.
Çünkü yüreklerimiz
Acılarla şişe şişe nasırlaştı
Kızgın demirlere değen ellerimiz
Su toplayıp kabarır, nasırlaşır
Ateşe ve demire dayanır
Yüreklerimiz acıyla dövüle dövüle
Çelikleşti.
Yalnız orda, ta dipte küçük bir çekirdek
Gözyaşı gibi titriyor mavisiyle havanın.
Kız çocuklarının perçemleriyle oğlanların afacanlığı
Kaynatıveriyor o damlayı.

Bir ses arıyorum
Yeni bir şarkı için
Çocukların ilk sözcüğü gibi umutla,
Sevinçle duyulacak bir ses,
Çünkü umutsuzluk yasaktır
Don vuran ağaç sürgün verecek,
Kaya çatlayacak, tohum yeşerecektir.
Ama susmaktan sesimi yitirdim
Nasırlaştı dilim.

Elim ateşten korkmuyor,
Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım küt
Ateşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirim
Köz basarım yüreğime.
Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor,
Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyen
Çekirdek ateşten korkmuyor.

SUS

Sus
Kaldır at şu yıpranmış sözcükleri
Ellerimde ellerinle büyüsün düşündüklerin
İlk yaratıldığın güne dön

Sus
Ne bulduk iki yüzlülüğünde seslerin
Sus büyüsün bu derinlik
Büyüsün öğreneceklerin

Sus
Bu gürültü yıkacak evreni günün biri
Sus tükeniyoruz soluk soluğa
Buğu gibi

YORGUN ÇİNGENE

Esmer elleri var sevdalımın
Uzun kirpikleri kaygılı ıslak
Saçları yüzüme değer uykumda
Soluğu derimde ürperir korkak

Esmer elleri var sevdalımın
Yorgun elleri var sevda şaşkını
Gülüşü kinini seven bir bıçak
Yaşamak yanılmak ölmek bıkkını

Yorgunsam bezginsem çaresizsem
Onu düşünürüm üzgün ve kırgın
Türkülerle avunması gibi
Yorgun bir çingene açlığının

Sennur Sezer
Şair, yazar (Eskişehir, 1943 -). Asıl adı Sennur Fatma Çelik. Sennur Çelik, Fatma Çelik, Fatma Abla imzalarıyla da yazdı.  1965-1968’de Varlık Yayınevi’nde düzeltici olarak çalıştı. 1969-1975 yılları arasında Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde resim sergileri, ressamlar ve yazarlar ile ilgili yazılar, TRT’ye radyo oyunları yazdı. 1975’te Arkın Yayınevi’nin ansiklopedilerinde redaktör ve metin yazarı olarak görev aldı. Yapı Kredi Bankası Sanat Dünyası dergisi, Asa Ajansı, Gelişim Ansiklopedisi ve Görsel Yayınlar da emekli olana kadar (1983) çalıştığı kuruluşlar arasında. 1999 yılında kısa süre TYS genel sekreterliği yaptı. Günümüzde ise çalışmalarını, Evrensel ve Cumhuriyet gazetesi ile Radikal Kitap, Varlık, Evrensel Kültür dergilerinde yayımlıyor. İlk şiiri Sanat Dünyası dergisinde 1958’de, ilk şiir kitabı Gecekondu, 1964’te yayımlandı. Doğan Hızlan, “Kimi yazarlar kadın duyarlığı sözünün üstüne basa basa yazılmasına karşıdırlar. Sezer onlardan değil, kadın duyarlığının, kargaşa içinde yaşayan bir toplumda kadın olmanın sorumluğunun şiirini yazıyor” diye yazdı (Cumhuriyet, 19 Mart 1977). Bu nedenle olacak ki, Sezer’e, 1980 yılında kadınlara yönelik yazıları ve şiirleri için Kadınların Sesi Dergisi’nin 8 Mart Ödülü; 1987’de “Bu Resimde Kimler Var” adlı kitabıyla Halil Kocagöz Şiir Ödülü; 1990’da Adnan Özyalçıner ile birlikte yazdığı “Keloğlan ile Köse” adlı öykü kitabı için Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü; 1998’de “şiiri alanlara taşıdığı için” Pir Sultan Abdal Dernekleri Edebiyat Ödülü verildi. 2000 yılında Oğuzkaan Koleji’nin “2000 yılı şiir ustaları” sanını Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Sunay Akın ile birlikte aldı. “Kirlenmiş Kağıtlar” adlı kitabıyla 2000 Yılı Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı.

Eserleri
Şiir: Gecekondu (1954), Yasak (1966), Direnç (1977), Sesimi Arıyorum (1982), Kimlik Kartı (ilk üç kitaptan seçmeler, 1983), Bu Resimde Kimler Var (1986), Afiş (1991), Direnç Şiirleri (Toplu Şiirler, 1995), Kirlenmiş Kağıtlar (1999), Dilsiz Dengbej (2001), Bir Annenin Notları (Seçme Şiirler, 2002),. Deneme: Şiir Gündemi (1995).İnceleme Araştırma:İstanbul’un Taşı Toprağı Altın (Eski İstanbul Yaşayışı ve Folkloru, Adnan Özyalçıner ile, 1995, kitabın gözden geçirilip genişletilmiş ikinci baskısı Bir Zamanların İstanbulu adıyla, 2005), Osmanlı’da Fal ve Falnameler (1998), “Nazım, Dünya ve Biz”, (Şükran Kurdakul ile, 2002), Üç Dinin Buluştuğu Kent İstanbul (Adnan Özyalçıner ile, 2003).Çocuk Kitapları: Gerçeğin Masalı (şiirler, 1979/2003), Sümüklü Böceğin Masalı (şiir-masal, 1989), Keloğlan ile Köse (Adnan Özyalçıner ile,1989/2004), Hasır Ören Padişah (Masal, 1991), Robin Hood (1993), Pencereden Bakan Çocuk (1995), Anadolu’dan Öyküler (Adnan Özyalçıner ile,1995), Masal Evi (Masallar, Adnan Özyalçıner ile, 2003), İğne Mızrak Mercimek Kalkan (Tekerlemeler, bilmeceler, 2005) Anlatı: Türk Safosu Mihri Hatun (Belgesel Anlatı, 1997/2005), Kerem ile Aslı (2005) . Seçki: Uçuk Seçik Şiirler (şiir seçkisi, 1991), Emek Öyküleri I, II, III, IV (Ekmek Kavgası, Grev Bildirisi, Motorize Köleler, Dokumacının Ölümü, öykü seçkisi, Adnan Özyalçıner ile, 1998-1999).

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bir şehrin sembolü saat, ustasının hüzünlü hikayesi ve bir şiir

Prag’ta, Eski şehir meydanında şehrin kalbi gibi atan bir saat durmaktadır. Nazım Hikmet’in tanımıyla “Hanuş Usta’nın yaptığı ve Prag’ meydanındaki...

Kapat