Adolf Hitler’in Ölüm Fabrikaları: Toplama Kampları ile Holocaust (Soykırım) – Tanıl Bora

Hitler, 28 Şubat 1926’da Hamburg Milliyetçiler Kulübü’nde yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: “Bir hareket Marksizmle mücadele etmek istiyorsa, tıpkı onun gibi acımasız olmak zorundadır… Eğer biz galip gelirsek, Marksizm tamamen yokedilecektir; bizim hoşgörümüz yoktur. Son gazeteleri yok edilene, son örgütleri halledilene, son eğitim merkezleri dağıtılana ve en son Marksist de doğru yola döndürülene veya köküne kibrit suyu dökülene kadar rahat etmeyeceğiz. Bunun ortası yoktur.” Nasyonal sosyalizmin karşıtını yok etmeye, fiziki varlığıyla ortadan kaldırmaya dayanan siyasal mücadele (ve baskı) anlayışı, Hitler’in, asıl düşman sayılan Marksizme/komünizme yönelik olarak söylediği bu sözlerinde en açık ifadesini buluyor.

Bu siyasal-ideolojik anlayış, Nazi Toplama Kamplarında, sistemleştirilmiş bir sadizmle uygulandı. II. Dünya Savaşı’nda, düşmanı yok etme histerisi; nasyonal sosyalist ideolojide Almanlığa zararlı bütün yabancı ideolojilerin (başta komünizm olmak üzere) kaynağı sayılan Yahudiliği ortadan kaldırma hedefi doğrultusunda seferber edilerek tırmandı.
Bu süreçte Toplama Kampları, insanlık tarihinin en sistemli ve endüstrileştirilmiş soykırımının gerçekleştirildiği mekânlar (bir tür ölüm fabrikaları) oldular.

Konzentrationslager (Toplama Kampları – KZ) politikası, Nazilerin iktidara geldiği 1933’de uygulamaya kondu. Mart’ta Münih yakınlarındaki Dachau’da ilk Kampı kuran SS Şefi Himmler, bu kurumların, henüz tamamıyla Nazileştirilmemiş olan polisin ve ordunun denetiminden uzak olması amacını gözetmişti. Toplama Kamplarının amacı, hazırlanan özel tüzükte şöyle açıklanmıştı: “Alman millî bünyesine zararlı oldukları anlaşılmış olan ve görüşlerinin değişmesi ihtimali görülmeyen unsurlar, geçici olarak zararsızlaştmlarak işe yarar vatandaşlar haline getirilmek üzere buralarda tutulacaktır,” Toplama Kamplarının yönetim ve gözetimi, SS’e bağlı Totenkopfverbaende’deydi (Kurukafa Birlikleri). Toplama Kampları yönetim ilkelerinin ve hukukunun mimarı sayılabilecek olan, Dachau Kampı yöneticisi Theodor Eicke, özel seçilmiş Kurukafa Birlikleri’ne şu talimatıyla yol göstermişti: “Bir devlet düşmanına acımak, her SS mensubu için onursuzluktur. Sulu gözlere aramızda yer yoktur; bunlar en kısa zamanda bu işi bırakıp bir manastıra kapansınlar. Kurukafa amblemini ve dolu silahlarınızı boşuna taşımıyorsunuz.” Siyah üniformalı ve kurukafa amblemli Kurukafa Birlikleri, Toplama Kamplarını 1940’a kadar yönettiler.

Onlar savaşta cepheye sürülünce de, yönetim gene SS’in özel yetiştirilmiş birimlerinde kaldı. 1935’e gelindiğinde, Almanya’da kapasiteleri 7 ile 9 bin arasında değişen 7 büyük Toplama Kampı vardı.
Buralardaki tutukluların yüzde 90’nını, komünistler, sosyal demokratlar ve sendikacılar oluşturuyordu. 1937’den sonra suçlu grupları çeşitlendirildi ve geniş çaplı bir tutuklama dalgası geldi. Toplama Kamplarına doldurulan yeni tip suçlular çalışmaktan kaçanlar ve asosyallerdi. Bu tanımlamayla, çingeneler, kabadayılar, evsizbarksız gezginler, eşcinseller ve Yehova şehitleri vb. kastediliyordu. Bu çeşitlenmeyle birlikte, tutuklu üniformalarının göğüslerine dikilen üçgen amblemler de renklendirilerek çeşitlendi: Siyasal tutuklular kırmızı, Yehova Şahitleri eflatun, asosyaller siyah, adi suçlular yeşil, eşcinseller pembe, çingeneler kahverengi, iltica ettikleri ülkelerden geri döndüklerinde yakalanmış Almanlar mavi Üçgen, Yahudiler sarı Siyon yıldızı takıyorlardı..
Bazı Toplama Kamplarında, kamp numarası mahkûmun koluna döğmeyle işleniyordu. Bu uygulama, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla kural haline gelecekti.
1938’de, Toplama Kampları aşırı bir yüklenmeyle karşı karşıya kaldılar. Almanya’ya bağlanan Avusturya’da tutuklanan onbinlerce sosyalist ve Yahudi; ardından Kasim’da Reichskristallnacht (Kırık Camlar Gecesi) ile tırmanan devlet törürü altında tutuklanan 20 bin kadar Yahudi, Toplama Kampları’nda bulunan insan sayısının 60 bine ulaşmasına yolaçtı. Yahudilere servetlerini Almanya’da bırakma koşuluyla ülkeyi terketme izni verilmesinden sonra, bu rakam 25 bine indi. II. Dünya Savaşı öncesi dönemde, tutuklular açısından Toplama Kampları, sağlık koşullarının kötülüğüne ve sürekli işkenceye dayağa rağmen, 1940’larla kıyas edilemeyecek kadar rahattı. Kamplarda birkaç ay, hatta birkaç hafta yattıktan sonra tahliye olanlara bile rastlanıyordu; “Kampta olanlar hakkında hiçbir yerde hiçbir kimseye bir şey söylemeyeceklerine” dair bir kâğıt imzalamak koşuluyla…
II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Toplama Kamplan’nın sayısı ve kapasitesi arttı, “hedef kitleleri” genişledi ve koşulları alabildiğine ağırlaştı. Sicherheitsdienst (Güvenlik Servisi – SD) Şefi Heydrich’in emriyle, “savaşın kazanılamayabileceği yönünde kuşkular ileri süren veya savaşın haklılığını tartışanlar” da Toplama Kamplar’nın potansiyel sakinleri arasında sayıldı. Ancak kısa bir süre sonra Toplama Kamplan’ndaki Almanların oranı yüzde 10’a, hatta daha da aşağıya düşecekti.
Kamplar, savaş esirlerlyle doldu. Üstüste birçok büyük Kamp inşa edildi. Yeni Toplama Kampları politikası, tutukluları ucuz emek gücü olarak değerlendirme perspektifine dayanıyordu. Mart 1942’de, SS bünyesindeki VVVHA’ya Wirtschaftsverwaltungshauptamt (İktisadi İşler İdare Amirliği), bütün Kamplarda faaliyet hakkı tanındı.

 Hemen bütün Alman ağır sanayi tröstleri, WVHA’nın gözetimi altında, belirli Toplama Kampları yakınlarında Arbeitslager (Çalışma Kampları) kurdular. Savaşın sonunda sayıları 500’e yaklaşmış olan bu Çalışma Kampları’nda, Toplama Kamplan’ndan getirilerek günde 12 saat çalıştırılan savaş esirleri, Alman sanayisi için muazzam miktarlarda artı-değer ürettiler. SS ve WVHA,bir Toplama Kampı işçisinin verimliliğini şöyle hesaplamıştı: “Tutuklunun günlük ücretini [devlete] devretmesiyle elde edilecek gelir; 6 Mark. Yemek bedeli (60 Pfennig) ve giyeceklerin amortismanı (10 Pfennig) düşülünce: 5.30 Mark, Ortalama 9 ay çalışmanın tutarı: 1431 Mark.
işçinin cesedi üzerinden çıkacak değerli eşyalar, para, saat vs. ve altın dişletin ortalama tutarı: 200 Mark. Cesedin yakılma masrafı olan 2 Mark düşüldüğünde bir işçiden 9 ayda, elde edilecek toplam gelir: 1631 Mark.” Nazilerin her “işçi”ye ortalama 9 ay ömür biçmesinden anlaşılabileceği gibi, korkunç ağır şartlar altında zorla yaptırılan bu mesai, fiilen “çalıştırarak öldürme” niteliğini taşıyordu.

Naziler, savaş esirlerinin ve düşmanlarının ortadan kaldırılmasını, Toplama Kamplan’nın ağır şartlarına ve 12 saatlik zorunlu çalış(tır)manın yıpratıcılığına bırakmadılar.
İlerleyen Alman ordusuyla birlikte Polonya ve SSCB topraklarına giren 600-900 kişilik özel SS birlikleri, Heydrich’in talimatı uyarınca “her düzeyde Komintern mensuplarını [komünistleri], Yahudileri ve diğer radikal unsurları” yok etmekle görevliydiler. Bu SS birlikleri, Haziran 1941 ile Nisan 1942 arasında yalnızca SSCB topraklarında yaklaşık 560 bin insanı, kitleler halinde kurşuna dizerek öldürdüler. 29-30 Nisan 1941’de Kiev yakınlarındaki Babi Yar’da 33.771 Yahudi’nin kurşuna dizildiği katliam, bu toplu öldürmelerin en büyüğü olarak bilinir. Toplu katliamları gerçekleştiren dört SS birliğinden biri olan ve Beyaz Rutenya’da görev yapan “B” birliği, kadın ve çocukları öldürmek için, gaz arabaları kullanıyordu.

Gazla öldürme yöntemi, Nazilerin çok gizli ötenazi programını yürüten SS hekimlerince geliştirilmişti. Hitler, Ekim 1939’da yayınladığı gizli emrinde, “isimleri sonradan belirlenecek hekimlere, etraflı bir incelemeden sonra tedavisinin imkânsız olduğuna karar verdikleri ağır hastaları acı çekmemeleri için öldürme yetkisi verdiğini” belirtmişti. Paravan bir vakıfta, verdikleri ötenazi kararlarını uygulayan SS hekimleri, bir yandan bu uygulamanın kapsamını (“yaşatmaya değmez” damgası vurdukları “aşağı ırktan” insanları, şizofreni, sara vakalarını vs. kapsayacak şekilde) genişletirken, bir yandan da öldürme teknolojisini yetkinleştirdiler. Gaz odaları, bu SS hekimleri tarafından geliştirildi. Ağustos 1941’de Hitler, özellikle kiliseden gelen büyük tepkiler üzerine, artık açığa çıkmış olan Ötenazi Emri’ni geri aldığında, bu uygulama (20 bini çocuk) tam 120 bin kişinin hayatına malolmuştu. Ötenazi programı çerçevesinde geliştirilen gaz odaları ise, 1942’den sonra Toplama Kamplarında kitlesel katliamlarda kullanılacaktı.
Nasyonal sosyalizmin Yahudilere karşı uyguladığı soykırım, Ocak 1942 sonunda, Göring’in talimatıyla SD Şefi Heydrich’in yönetiminde Berlin yakınlarındaki VVannsee’de toplanan gizli konferansta alınan kararlarla sistematikleştirildi.
VVannsee Konferansında ele alınan konu, “Yahudi sorununun nihaî olarak çözülmesi” idi (Endilösung).
SS ve SD’nin yönetimi altında örgütlenecek olan Nihai Çözüm programı çerçevesinde, Avrupa’daki bütün Yahudilerin Doğu’da saptanacak bölgelere nakledilmelerine; çalışabilir durumda olanların saptanarak istihdam edilmelerine, diğerlerinin öldürülmesine karar verildi. Birinci derece akrabalarından biri Yahudi olan- Yarımkalan Yahudiler (Halbjuden) ise ya öldürülecek, ya da kısırlaştırılacaklardı. Nihai Çözüm programinın açıkça vazedilen hedefi, Avrupa’daki 11 milyon Yahudiyi tamamen yok etmekti!
VVannsee Konferansı kararları doğrultusunda, mevcut Toplama Kamplarına ek olarak Vernichtungslagern (Yoketme -veya Tenkil- Kampları) kuruldu. Polonya’da kurulan dört Tenkil Kampı, Belzec, Sobibor, Treblinka ve Chelmno-Kulm, yalnızca kitlesel öldürmeler için öngörülmüştü.
En büyük iki Tenkil Kampı olan Auschvvitz- Birkenau ile Lublin-Majdanek’de ise, buraya nakledilen Yahudilerin çalışabilir durumda olanları tükenene kadar çalıştırılıyor, yeterince güçlü olmayanları ise (yaklaşık yüzde 75’i) doğrudan doğruya gaz odalarına gönderiliyor ve Siklon B gazıyla öldürülüyorlardı. Avrupa’nın dört bir yanından, yığınlar halinde vagonlara tıkılarak Auschvvitz, Majdanek ve diğer kamplara nakledilen Yahudilerin bir bölümü, zaten yolda can verdi. SS hekimlerince “sağlam” sayılarak çalıştırılan 400 bin kişinin ortalama ömrü, 4-5 ay oldu.

Soykırımın planlanmasında baş rolü oynayanlardan Reinnard Heydrich’in (4 Haziran 1942’de Çek direnişçilerince öldürülmüştü); Nihaî Çözüm programı onun anısına, Aktion Reihhard (Reinhard Harekâtı) adıyla yürütüldü.
Chelmno, Belzec, Sobibor, Treblinka ve Majdanek Tenkil Kamplarında yaklaşık 2 milyon Yahudi, Polonyalı ve çingene öldürüldü; yalnızca Auschvvitz’deki katliam, 1.5 milyondan fazla insanı kapsadı. Toplama, Çalışma ve Tenkil Kamplarında, II. Dünya Savaşı boyunca 5 milyonu aşkın insanın öldürüldüğü saptanmıştır.
SS ekipleri, 1943 ilkbaharında Kızılordu’nun Doğu Avrupa’ya doğru yürüyüşe geçmesi üzerine toplu mezarları boşaltarak ölüleri yaktılar, krematoryumları havaya uçurdular.
Ancak Nazilerin Yahudilere karşı uyguladıkları soykırım, saklanamayacak kadar büyük, unutulmayacak kadar acı bir vahşet örneğiydi: Ne krematoryumların havaya uçurulmasıyla saklanabildi, ne de Nazi rejiminin çökmesiyle güncelliğini yitirdiği söylenebilir…

TANIL BORA (STMA)

 
Resimde Auschwitz kampında yok edilmeyi bekleyen tutuklular görülüyor.
Auschwitz, Nazi toplama kamplarının en büyüğü, en ünlüsü ve Yahudilere karşı girişilen soykırımın simgesidir. Krakov ile Katoviçe arasında 7 Polonya köyü boşaltılarak toplam 40 kilometrekarelik bir arazi üzerinde kurulmuş olan Auschwitz (Leh dilinde Öswiecim) kompleksi, iki bölümden oluşmuştu. Mayıs 1940’da savaş esirlerinin (zorunlu) çalıştınlması için kurulan Âuschwitz-1,7 bin kişiyi barındıracağı öngörülmesine rağmen, 1941’de 18 bin nüfusa ulaştı: Auschwitzl’m 28 blokundan 10 numarasında SS hekimleri, tutukluları kobay olarak kullanarak tıbbi deneyler yapıyorlardı. SS şefi Himmler, “Bu deneylere katılmayı reddedenleri vatan haini olarak göreceğini” söylemişti. 11 numaralı blokta da, 3 Eylül 1941’de insanların Siklon B gazıyla toplu halde öldürüldükleri gaz odalarının ilk provası yapıldı. Ekim 1941’de, Himmler’in emriyle Auschwitz’deki ikinci kampın inşasına başlandı.

Auschwitz-2 veya Auschwitz-Birkenau olarak anılan bu ikinci kamp, Vernichtungslager (Tenkil -veya Yoketme- Kampı) statüsündeydi ve 100 bin kişilik kapasitesiyle Nazilerin en büyük toplama kampıydı. Buraya Avrupa’nın hsryerinden nakledilen Yahudilerin çalışabilecek durumda olanları (ki bunlar, gelenlerin yaklaşık dörtte birini oluşturuyordu) ayrıldıktan sonra; gaz odalarına gönderiliyorlardı. Gaz odalarında ölüm büyük acılar içinde kıvrandıktan sonra 32 dakikada gerçekleşiyordu. Kamp komutanı Rudolf Höss’ün ifadesine göre, Auschwitz’de gaz odalarında 1 milyon 135 bin insan öldürülmüştü. (Bu rakamın çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.)
 Ftudolf Höss, 1947’de Polonya’da yargılandı ve ölüme mahkûm edildi. 1963-1967 arasında Frankfurt’ta üç ayrı davadan yargılanan Auschwitz kamp personeli de çeşitli cezalara çarptırıldı. 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Lal Khan: Emperyalistlere karşıymış gibi görünen İslami köktenciler aslında sürekli ilişki içindeler

Pakistan’ın önde gelen Marksist siyasetçilerinden Lal Kahn, ülkesinde yayımlanan Daily Times gazetesinde, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda radikal ve ılımlı İslam ile...

Kapat