Uluslararası Kadınlar Gününün sosyalist kökenleri üzerine – Temma Kaplan

kadınlar günü
Defalarca anlattığım ve o yüzden iyi bildiğim bir öykü. Düşük ücretler, on iki saatlik çalışma günü ve artan iş yükünü protesto eden konfeksiyon ve tekstil işçisi kadınların 1857 yılında New York kentinde düzenlediği kendiliğinden gösteriyi polis vahşi bir şekilde dağıttı. Çok sayıda kadın tutuklanırken bazı kadınlar kalabalık tarafından linç edildi.

Uluslararası Kadınlar Günü elli yıl sonra bu gösterinin yıl dönümünde bu kadınların anısına kabul edildi. Öğrencilerim bu öyküye şükran duygusuyla tepki verirler. 8 Mart genellikle, sömestr içinde kadın olarak ezilmenin ağırlığını en fazla hissettikleri, kadın direnişi konusunda bilgiye aç oldukları bir ana rastlar. New York kentindeki konfeksiyon işçisi kadınlar, kahraman büyükannelere duydukları ihtiyacı karşılar.

Bu yüzden Fransız feminist dergisi La Revue d’en face’de (bkz 12.sayı, Güz 1982, sf. 67-80) Liliane Kandel ve Françoise Picq tarafından kaleme alınmış makaleyi, “Le Mythe des origines, A propos de la journée internationale des femmes” politik kuruntularla karışık bir akademik merak duygusu içinde okudum. Kökenler bir mit miydi? 1857 yılında yapıldığı söylenen gösteri hiç yaşanmamış mıydı? Doğrusunu söylemek gerekirse, Kandel ve Picq 1857 New York kentindeki konfeksiyon işçileri gösterisinin 1955 yılında doğmuş bir efsane olduğunu yazıyor. Bir hayli aydınlatıcı olan makalelerinde “1857 efsanesinin” kökenlerine kafa yoruyorlar. “Daha fazla uluslararası, Bolşevizmden daha eski, bir Kongre kararı ya da Parti üyesi kadınların girişiminden ziyade kendiliğinden bir köken kazandırmak için Uluslararası Kadınlar Gününün Sovyet tarihinden koparılması ve Clara Zetkine vefa borcu olarak doğduğu yıl olan 1857 yılının seçilmesinin…” muhtemelen 1955 yılında yaşandığı üzerinde duruyorlar.

Tarihsel belgelerimizi yeniden gözden geçirirken kafası karışan Feminist Studies dergisi editörleri, Uluslararası Kadınlar Gününün kökenlerinin daha sahici kaydını çıkarmak için sosyalist ritüeller ve tatil günleri üzerine yaptığı araştırma bizimkine benzeyen Temma Kaplan’a baş vurdular. Kaplan’ın Uluslararası Kadınlar Günü’nün ortaya çıkışına dair esaslı analizleri, çoğumuzun öğrencilerimizin ilgisini geçmişe çekmek için temel aldığı miti yerle bir eder. Kendiliğinden bir gösteri fikrinden ilham alan öğrencilerim, 1857 efsanesini kesinlikle özleyecekler. Örgütlü direnişin önemini daha iyi anlama ihtiyacı içinde olduğumuz 1980ler sayesinde, sadece kendiliğinden gösterilerden değil, fakat aynı zamanda uzun erimli mücadele veren ve amansız düşmanla mücadeleyi güçlendiren ritüelleri yaratan kadınlardan da ilham alsak iyi olmaz mı? -Claire G. Moses]

Ondokuzuncu yüzyıl sonunda seküler komünal gelenekler yaratmaya çalışan sosyalistlerin ve anarşistlerin izlediği yollardan biri özel günlerdi. İspanya’da bile solcular, Fransız Bastille Günü olan 14 Temmuz’da festivaller düzenlediler. Çünkü Rus Devrimine kadar Avrupa’nın takvimindeki en devrimci tarih buydu. Sosyalistler, politik partiler, sendikalar ve siyasi kulüplerden oluşan bir meclis olan İkinci Uluslararası İşçi Birliğini organize etmek üzere 1889’da Paris’te toplanmak için bu tarih seçilmişti. Genellikle Paris Komünü’nün 18 Mart ile 28 Mart arasındaki herhangi bir günde anılmasında olduğu gibi, sabit bir gün yoktu. Nihayetinde gerçekten önemli olan günün kendisinden ziyade topluluk ruhunun pekiştirilmesiydi.

Birinci (benzersiz) Uluslararası Kadınlar Günü, 23 Şubat 1909 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerinde yapıldı. Halk kitlelerini ortak amaçlar etrafında birleştirmeye hizmet edecek bir araç olarak başlayan Kadınlar Gününün tarihi İşçi Gününe (1 Mayıs’a) benzer. Her iki gün de başlangıçta insanların iş gününde çalışmasına engel olmasın diye Pazar günleri yapıldı. Her iki gün de belli bir tarihe sabitlendi çünkü tarihsel olaylar göstericilerin önüne geçti.

Tuhaf bir biçimde 1950’lerde Fransız komünistleri arasında uydurma bir öykü su yüzüne çıktı. Söylenenlere göre, New York’ta tekstil işçisi kadınların grevinin 8 Mart 1857 tarihinde vahşice bastırılması nedeniyle 1907 yılında ellinci yıldönümü anmasında bir miting yapıldı. Böyle bir etkinlik de gerçekte yaşanmamış görünüyor, ancak birçok Avrupalı 8 Mart 1907 tarihinin Uluslararası Kadınlar Gününün başlangıcı olduğunu düşünüyor. Bazı Fransız feministler bu miti; kadınların işçi olmaktan kaynaklanan haklarının ötesinde hakları olup olmadığı konusunda feministlerle komünistler arasında uzun süren çatışmada bir fasıl olarak görmektedir.

Uluslararası Kadınlar Günü’nün gerçek öyküsü, Clara Zetkin’in politik yaşamından ayrı düşünülemez. İkinci Enternasyonal’i doğuran 1889 Bastille Günü Paris toplantısına katılmıştı. O dönemde bir araya gelen solcular, Zetkin’in ileri sürdüğü sekiz saat işgünü, kadın ve çocuk emeği üzerine sınırlamalar talep eden 1 Mayıs gösterisi konusunda anlaşmıştı. Alman Sosyal Demokrat Partisinin kadın gazetesi Gleichheit’in 1890 ve 1915 tarihleri arasında editörlüğünü yaptığı dönemde işçi sınıfı kadınlarının çıkarlarını savundu. Zetkin parti içinde ve dışında feministlerin en büyük muhalifiydi, buna rağmen sosyalistlere kadın işçilerin çalışma koşullarını anlatmaya çalıştı. Savaştan sonra komünist oldu ve Uluslararası Kadınlar Gününü 1922 yılında Üçüncü Enternasyonale taşıdı. Bu tarihten itibaren Uluslararası Kadınlar Günü komünist bir gün oldu ve görünüşe bakılırsa kitleselleşmesi 1945 yılından sonra oldu. Feministler altmışların sonundan itibaren kutlamaları yeniden canlandırdı ve ona yeni bir anlam yükledi.

Avrupa’da ve Amerika’da 1. Dünya Savaşından önceki yıllarda sosyalist kadınların enternasyonalizme olan inancı güçlenmişti. 17 Ağustos 1907 tarihinde -İkinci Enternasyonal’in Almanya Stuttgartta toplanmasından hemen önce- sosyalizmle alakalı kadınlar bir araya geldi. Clara Zetkin ve Louise Zietz’in liderlik ettiği sosyalist kadınlar, yaşamın her alanında eşitlik için mücadele etmeye söz verdi ve amaçlarını halka anlatmak için gösteriler yapmayı tartıştı.

Hem ABD’de hem de Avrupa’da sosyalistler oy hakkı mücadelesinde süfrajetlerin gerisinde kalmışlardı çünkü kadınların siyasi haklarının ikincil ve erkek işçi sınıfının ekonomik ilerlemesine tabi olduğunu düşünüyorlardı. Dünya çapında solcular, kadın oylarını muhafazakarlarla ilişkilendirmişlerdi ve Amerikalılar da istisna değildi. Yine de 1. Dünya Savaşından önce toplanan İkinci Enternasyonalde kadınlar sonunda oy hakkı kampanyası için yoldaşlarının desteğini kazandılar. 1908 yılında Amerikan Sosyalist Partisi. Ulusal Kadın Komitesine Oy Hakkı Kampanyası yürütme görevi verdi ve onlardan gösteriler organize etmelerini istedi. Kampanya başlatmaya hevesli olan New York Sosyal Demokrat Kadınlar Cemiyeti 3 Numaralı Şubesi, 8 Mart 1908 tarihinde kadınların oy hakkı konulu kitlesel bir toplantı gerçekleştirdi.

Amerikan Sosyalistleri, Şubat ayının son Pazar gününü Ulusal Kadınlar Günü ilan ettiler. New York’ta asıl toplantı 23 Şubat 1909 tarihinde Murray Hill Lisesinde yapıldı. Eşit haklar ilkesini anlatan ve kadınlara oy hakkı talep eden Leonora O’Reilly ve arkadaşlarını dinlemek üzere iki bin kişi toplanmıştı. Brooklyn Emek Lisesi toplantısında “The God of Gold” (Altının Tanrısı) resitali yapıldı ve ardından topluluğu coşturan şarkılar söylendi. Charlotte Perkins Gilman, Brooklyn’de Parkside Kilisesinin toplantı salonunda Hristiyan Sosyalist Cemaatinin sekreteri ile birlikte konuşma yaptı. “Bir kadının asıl görevinin evi ve annelik olduğu doğrudur,” diyordu Gilman, fakat “ev dediğimizde bütün ülkeyi anlamalıyız ve üç dört odayla ya da bir kentle veya devletle sınırlanmamalı.”

New York mitingi sonraki yıl 27 Şubat 1910 tarihinde yapıldı ve Carnegie Hall toplantısıyla başladı. İzleyici Marseillaise şarkısını söyledi. Öncesinde Rose Schneiderman, Charlotte Perkins Gilman, ve Metta 1. Stem, kadınların ekonomik eşitliğini ve ardından oy hakkı talep eden Alman sosyalist kadınların 1907 yılında Stuttgartta nasıl önderlik ettiklerini anlattı.

Amerikan sosyalistleri, Ulusal Kadınlar Günü ile Uluslararası Kadınlar Gününü 1909 yılında başlatırken, onları 1911 yılında Avrupalılar izledi. Emek Şövalyelerinin ilk kez 1886 yılında yaptığı ve Avrupalıların 1890 yılından itibaren benimsediği İşçi Gününde de benzer bir yöntem izlenmişti. Ağustos 1910’da Kopenhag’da İkinci Enternasyonal’in genel toplantısından önce yapılan Uluslararası Sosyalist Kadınların Toplantısında Luise Zietz bir sonraki yıl Uluslararası Kadınlar Günü düzenlemeyi önerdi ve Clara Zetkin aynı öneriyi getiren ikinci kişi oldu; ancak belli bir tarih belirtmediler.

Avrupa’da kadın haklarına ve oy hakkına olan ihtiyacı halka anlatmayı amaçlayan Uluslararası Kadınlar Günü, 18 Mart 1911 tarihinde Paris Komününün kırkıncı yıldönümünde yapıldı. Bununla birlikte Amerikalılar Şubat ayının son Pazar günü miting yapmaya devam ettiler.

Nadiren yapılan dayanışma gösterilerinden birinde, Boston’da sosyalist kadınlar süfrajet kadınlara 23 Şubat 1911 tarihinde yerel hükümetin oy hakkı oturumuna birlikte yürüyüş düzenlemeyi teklif ettiler. Kadınlar sokak gösterisi ve Ford Hall’da toplantı organize ettiler. Park Square’de toplandıktan sonra oturumun yapıldığı salona gittiler, fakat salon herkesi alamayacak kadar küçüktü. Her ne kadar bütün kadınlar İngiliz süfrajetlerden esinlenerek beyaz giymiş olsa da, siyasi görüşlerine göre farklı pankartlar taşıyorlardı, fakat sosyalistler süfrajetlerden sayıca fazlaydı. Kadınların Journal (Ulusal Amerikan Kadınları Oy Hakkı Derneğinin resmi yayın organı) için çalışan gazeteciyi “davasına gösteri yapacak kadar yürekten inanaların sadece sosyalist kadınlar olması” korkutmuştu.

New York’da Uluslararası Kadınlar Günü nedeniyle 25 Şubat 1911 Cumartesi günü Carnegie Hall’da toplantı yapıldı. Açılış konuşmasını yapan Bertha Fraser, kadınların pozitif bir yurttaşlık vasfı olan savaşma acizliğini övdü. “Kadınlara karşı ileri sürülen başka bir argüman da asker olamayacaklarıdır. Ve dahası oy pusulasını eline aldığında onu savaşı imkansız yapmak için kullanacaklar.”

Avrupa’da ilk kez Viyana’da 18 Mart 1911 tarihinde yapılan Uluslararası Kadınlar Günü kutlamasında kadınlar, Paris Komününün şehitlerini anan kızıl bayraklar ve pankartlar taşıyarak Ringstrasse’nin etrafında yürüdüler. Kadınlar kent merkezindeki çiçek pazarı önünde kadınların oy hakkı lehine gösteri yaptılar. Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun heryerinde 300 kadın gösterisi yapıldı. O gün Avusturya Parlamentosunun sosyalist delegeleri açıkça ilk kez kadınların eşitliğini ve oy hakkını savundular, böylelikle sosyalistler, kadınların oy hakkına uzun süren muhalefetlerini eylem değilse de sözde terk etmiş oldular. Tam da bazı sosyalist erkekler kadınların oy hakkını desteklemeye başlamışken patlak veren savaş beş yıl süreyle bütün sosyal reform ihtimalini sona erdirdi.

1915 yılında 1. Dünya Savaşının ilk kışı ve baharında kadınlar eylem yapmaya başladılar. Eş ve anne olarak ya da hizmetçi olarak özel alanın yanı sıra kamusal alanda da politik liderlerin yetersiz kaldığı yerlerde devreye girme haklarını deklare ettiler. Uluslararası Kadınlar Günü böyle bir fırsat yaratmıştı. New York’ta çok sayıda Uluslararası Kadınlar Günü kutlaması yapıldı. Bunlardan birisinde Bronx’ta 1907 Barnard mezunu ve misafir ekonomi hocası Juliet Stuart Poyntz konuştu. Sosyalist Marian Craig Wentworth, savaş konseyine kabul edilene kadar kadınların çocuk doğurma grevine gittiği bir oyun yazdı. New York Call’da bir resim savaşın yıkıntıları arasında bir anne ile çocuğunu gösteriyordu. Altındaki yazı kadınların oy verme hakkı olsaydı buna oy verip vermeyeceğini soruyordu.

İsviçre Berne’de Clara Zetkin, tarafsız ve savaşan ülkelerden sosyalist kadınları, savaşa karşı gösteri yapmak için bir araya topladı. Savaşan uluslardan protestocular için bunun anlamı kendi ülkelerine ve partilerine ihanetti. 7 Mart 1915 tarihinde yürüyüş yapan kadınlar Doğu ya da Batı cephesindeki ülkelerini desteklemek yerine, 1914 yılında ulusalcılığın ağırlığı altında yıkılan “İkinci Enternasyonalin yeniden inşası” için çağrı yaptılar. Ancak İsviçre’de sürgündeki Bolşeviklerin istediği gibi yeni, Üçüncü Enternasyonal istemediler. Bunun üzerine Bolşevikler, 1915 Eylül ayı başında Berne’den fazla uzakta olmayan Zimmerwald’da Üçüncü Enternasyonalin nüvelerinin oluştuğu başka bir toplantı organize etti.

Berne’deki sosyalist kadınlar, ülkelerine gizlice dağıttıkları bir manifesto ile döndüler. “Proleteryanın kadınlarına” sesleniyordu ve “Kocalarınız nerede? Oğullarınız nerede?” diye soruyordu. İşçilerin savaştan hiçbir çıkarı olmadığını deklare ediyordu. Oysa kaybedecek çok şeyleri vardı, kendileri için değerli herşeyi kaybedeceklerdi. Bu durum kadınları barış için eylem yapmaya yüreklendiriyordu.

Fransız sosyalisti Louise Saumoneau Fransa’da manifesto dağıttığı için tutuklanıp iki ay hapiste yattıktan sonra, Kasım 1915’de eve döndüğünde çok sevdiği solcu yeğeninin savaşta öldürüldüğünü öğrendi. Kedere her zaman eylemle karşılık verdi ve yazarak yas tuttu. “On altı ay önce aramızdan ayrılanların biz anneleri, eşleri, kızkardeşleri… içimizdeki kedere rağmen bizim için değerli olanın sağ salim döneceği umudunu kaybetmedik. Hiç birimiz istasyonda uğurladığı, genç ve sağlıklı adamın geri dönmeyeceği gerçeğini kendimize itiraf edemeyiz. Yazık o zamandan beri kaç kadın yasta…” diye feryat ediyordu.

Kadınların bütün çabalarına rağmen savaş devam etti, fakat sosyalistlerin Uluslararası Kadınlar Günü kutlamaları da sürdü. New York’ta sosyalist kadınlar, belediye görevlilerini koşer kasapları üzerinde fiyat kontrolü kurmaya zorlayan Zamlara Karşı Ligi alkışladılar. Şubat ayı sonunda Uluslararası Kadınlar Gününü kadınların ailelerini besleme hakkını destekleme çağrısı yaparak kutladılar.

Savaş, Avrupa’da savaşan ülkelerdeki kıtlığı daha da kötüleştirdi. İtalya’da 1910-1917 yılları arasında un fiyatları yüzde 88, şarap yüzde 144 ve patates yüzde 131 arttı. 23 Şubat 1917 Uluslararası Kadınlar Gününde İtalya Turin’deki sosyalist kadınlar, işçi sınıfı mahallelerini baştan sona kadınlara hitap eden afişlerle donattılar. Afişler şöyle diyordu: “Bu savaştan çektiğimiz eziyet yetmedi mi? Şimdi de çocuklarımız için gerekli yiyecek yok. Acı çeken insanlık adına eyleme geçme zamanı geldi. Sloganımız ‘Kahrolsun silahlar!’ Aynı aileye mensubuz. Barış istiyoruz. Kadınların kendilerine muhtaç olanları koruyabileceğini göstermeliyiz.”

En dramatik Uluslararası Kadınlar Günü kutlaması 1917 yılında Rusya’da yaşandı. Feminist Aleksandra Kollontay’ın önderliğinde Rus kadınları, bu günü Amerikalılar gibi 1913 yılında Şubatın son Pazar günü yürüyüş yaparak kutlamaya başladılar. 1917 yılındaki protestonun merkezinde körüleşen yaşam koşulları vardı. St. Petersburg’da, o zamanki adıyla Petrograd’da, 1905 ile 1915 yılları arasında kiralar iki katından daha fazla yükselmişti. Birçok Avrupa kentinde gıda fiyatları, özellikle un ve ekmek maliyeti yüzde 80 ila 120 arasında yükselmişti. Petrograd’da işçi sınıfının temel gıda maddesi olan çavdar ekmeğinin birim fiyatı 1913 yılında üç kopekken 1916 yılında onsekiz kopeke yükselmişti. 1917 Petrogradında sabun bile yüzde 245 yükselmişti. Tüccarlar tahıl, yakıt ve et spekülasyonu yaparken santralleri çalıştıracak enerji olmadığı için fabrikalar kapalıydı. Zorla işten çıkarılan kadın ve erkek ücretli çalışanlar sık sık greve çıkıyorlardı. 1917 Ocak ve Şubat aylarında çoğu Petrograd’da yarım milyondan fazla işçi greve çıkmıştı.

Uluslararası Kadınlar Günü (Batı takviminde 8 Mart, Gregoryan takviminde 23 Şubat günü) vesilesiyle fabrikalardaki ve ekmek kuyruklarındaki kadınlar eyleme önderlik ediyorlardı. Bolşeviklerin kadınların eyleme geçmesini acelecilik olarak görmesine karşın, çoğu erkek metal işçileri de onlara katıldı.

25 Şubatta yani kadınların Uluslararası Kadınlar Gününde başlattığı ayaklanmadan iki gün sonra Çar, Petrograd Askeri Mıntıkasından General Khabalovof’a kadın devrimini bastırmak için gerekiyorsa ateş etmesi emrini verdi. Khabalov kadın tüketicilerin talepleriyle karşı karşıya geldiğinde otoritelerin yaşadığı problemleri şöyle özetledi: “Bize ekmek ver!” dedikleri zaman onlara emek verip ayaklanmayı sona erdirebilirdik. Fakat “Kahrolsun otokrasi!” dedikleri zaman artık onları ekmekle yatıştıramazdık. Böylece Rusya’da Şubat Devrimi başlamış oldu. 12 Mart’a (Gregoryan takvimiyle 27 Şubat) gelindiğinde II. Çar Nikola tahttan çekilmek zorunda kalmıştı. Kurucu meclis seçimine kadar yönetmek üzere kurulan geçici hükümet, kadınlara oy hakkını veren ilk hükümet oldu.

1917 Rusyasında yaşanan olaylar, bir yıl sonra Avrupanın heryerinde yapılacak Uluslararası Kadınlar Günü kutlamalarının tarihini belirledi. Savaşın sonuna doğru 8 Mart 1918 tarihinde Avusturyalı kadınlar Uluslararası Kadınlar Gününü kutladılar. Gösteri yapma yasağına rağmen üç bin kadın, küçük gruplar halinde Ringstrasse boyunca Parlamento ve Adalet Sarayından geçerek yürüyüş yaptı. Aynı zamanda imparatorluğun her yerinde gösteriler yapıldı. Avusturyalı sosyalist kadınların lideri Adelheid Popp, kadınların anne ve eş olarak savaşa karşı olan nefretlerini göstermek ve barış talep etmek için girişimde bulunduklarını anlattı. Çin Komünist Partisinin kutlamalara başladığı1922 yılında Lenin, Clara Zetkin’in yardımıyla Uluslararası Kadınlar Gününü tatil ilan etti. İspanya’da Popular Front adaylarının Şubat 1936 seçimlerinde elde ettiği zaferin ardından, İspanyol Komünist Partisinin liderlerinden biri olan La Pasionaria, büyüyen faşist tehlikeden cumhuriyetin korunması talebiyle 8 Martta Uluslararası Kadınlar Gününde Madrid’de gösteri yapan binlerce kadına önderlik etti. II. Dünya Savaşından sonra, Uluslararası Kadınlar Günü 1967 yılına kadar komünist bir gün olarak kaldı. Bir öyküye göre, Illinois Üniversitesinde Chicago Çevresi denen ve günü ailelerin anlattıklarından dolayı hatırlayan Amerikan komünistlerinin kızlarından oluşan bir grup tarafından ABD’de yeniden canlandırıldı. O zamandan bu yana Uluslararası Kadınlar Günü yeni bir kadın bilinci ve yeni bir feminist enternasyonalizmi algısı için vesile oldu.

Feminist Studies 11, Sayı. 1 (1985)
Çeviren: Yıldız Temürtürkan [Sendika.org]

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Öfkeni aklınla yenemiyorsan, kendini insandan sayma!” Hoşgörü – Voltaire

Hoşgörü nedir? İnsanlığın bir parçasıdır. Hepimiz zayıflık ve hatalarla doluyuz; bu nedenle, herkes diğerlerinin ahmaklıklarını affetsin – çünkü doğanın ilk...

Kapat