Basında Taraf tartışması Sürüyor: İstifaların Gerçek Sebebi Ne?

ahmetaltanAhmet Hakan (Hürriyet)
Ahmet Altan neden istifa etti?
AHMET Altan’a bakıyoruz:
Herhangi bir gerekçe açıklamıyor.
Taraf’ın sahibine bakıyoruz:
“Ahmet Altan’a minnettarız” diyor, başka bir şey demiyor.
Dedikodulara bakıyoruz:
Kimi “iktidar baskısı” diyor.
Kimi “maddi sorunlar” diyor.
Kimi “misyonu tamamlandı” diyor.
Kimi “Ahmet Altan zaten gazeteye uğramıyordu” diyor.
Bu her şeyi belirsiz bırakma hali…
Her şeyi açıkça söylemekten imtina etmemekle övünen bir gazeteye de, o gazetenin babası konumunda olan Ahmet Altan’a da yakışmıyor.

Mustafa Akyol (Star)
Bu hafta sonu hiç beklenmedik bir haber aldık. Taraf gazetesini Taraf gazetesi yapan dört kritik isim istifa etti: Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Neşe Düzel ve Murat Belge. Hepsi de, görüşlerini beğenin veya beğenmeyin, Türk basınında ağırlığı olan ve politik tartışmalara katkı sağlamış kalemlerdi. Dolayısıyla gidişlerine üzüldüm.
Dileğim, bu depremin Taraf’ı tümden yıkmaması ve Türkiye toplumu olarak bu ezber sorgulayıcı gazeteden mahrum kalmamamızdır.
Taraf’a dair diyebileceğim bundan ibaret. Ancak bu vesileyle bu “olay”ın da içine oturduğu daha geniş bir mesele hakkında bir şey söylemek istiyorum: AK Parti ile “liberaller” arasındaki ilişki.

Bu ilişki, mâlum, her iki tarafın da 28 Şubat rejiminin hedefi olmasıyla gelişti. (Gerçi Cumhuriyet’in başına, hatta II. Meşrutiyet’e kadar giden bir liberalizm-muhafazakârlık paralelliği vardır ülkemizde; ama o ayrı hikaye.) AK Parti’nin iktidara gelip de rotayı AB’ye çevirmesi, bir çok özgürlükçü adım atması ve askeri vesayeti alaşağı etmesi, liberalleri AK Parti’ye iyice yakınlaştırdı.
Ancak askeri vesayetin tasfiyesiyle birlikte, “ortak düşman”a karşı birleşen kesimler arasındaki farklar su yüzüne çıkmaya başladı.
Böyle olması da doğaldı aslında. Çünkü dünyada da pozitivist otoriterliğe (Batı’da Marksizm’e, bizde Kemalizme) karşı aynı safta olan liberaller ve muhafazakârlar, demokratik zemin sağlandıktan belirli konularda farklılaşılar.
Ama Türkiye’deki farklılaşma epey kavgalı, gerilimli ve hatta hakaretli oldu ve oluyor.
“Türkiye’de zaten ne öyle olmuyor ki” diyebilirsiniz. Haklı da olursunuz. Çünkü hakikaten Türkiye’de en küçük fikir ayrımları bile öfke patlamalarına, karşılıklı “hainlik” ve “şerefsizlik” suçlamalarına sebep olabilir.
Ancak söz konusu liberaller-AK Parti geriliminde kritik bir unsur daha var: Sözünü ettiğimiz liberallerin bir kısmının epey seküler (din-dışı) bir dünya görüşü içinden düşünüp konuşmaları ve dahası bu dünya görüşünü neredeyse demokratlığın gereği saymaları.

Aslı Aydıntaşbaş (Milliyet)
Taraf, sabahları kendi gazetemden sonra elimi ilk attığım gazeteydi. Her manşetine, her haberine katılmasam da, başka yerlerde okuyamayacağınız yorumlar, iç gıcıklayan haberler olurdu bu gazetede.
Gazete ilk çıkışında ordu, son dönemde ise Tayyip Erdoğan’a yönelik sert muhalefet yapma cesaretini gösterdi. O yüzden, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın ayrılışının sıradan bir medya haberi olmadığını, hatta Taraf’ın üslubu ve ses getiren manşetleriyle Türkiye’de askeri vesayetin geriletilmesi ve sivilleşme konusunda ciddi bir rol oynadığını teslim edelim.
Ama yine de dilim varıp Ahmet Altan’a “demokrasi şehidi” muamelesi yapamıyorum. Gerçek şu ki, Taraf’ın Türkiye’nin demokratikleşmesine katkısı kadar zararı da oldu. Mesele sadece bu gazetenin Balyoz, Ergenekon, Oda TV ve KCK davalarında (ilk dalgada) emniyet ve savcıların borazanlığını yapmış olması değil; mesele bu davalarda Taraf’ın yayınları nedeniyle hala birçok masum insanın cezaevinde olması.
Taraf, bilerek ya da bilmeyerek, bir dönem emniyette hakim gücün maşası olarak bu operasyonlarda bizzat kilit rol oynadı; kamuoyunda arzulanan havayı yarattı. Dezenformasyonsa, alası yapıldı.
Bugün gazetesi yazarı Nuh Gönültaş’ın twitter’da “Taraf gazetesi misyonunu tamamladı. Taraf, Ergenekon davası için özel olarak kurulmuştu. Taraf bu görev için kurulmuş bir koalisyondu“ sözü, beni düşündürdü.

Taraf’a sızdırılan belgeler sayesinde yargılanan birçok insan, bu yılbaşı da çocuklarından, eşlerinden, sevdiklerinden uzak, zindanlarda olacak.
Taraf’tan bu davalarda takındığı tutum ya da yayımladığı sahte belgelerle ilgili en ufak bir ‘özeleştiri’ gelmiş olsa, Ahmet Altan gerçekten gözümde bir demokrasi kahramanı olurdu. Ama maalesef Altan’ın o duygulu, öfkeli, isyankar kaleminden, mahvettiği hayatlarla ilgili utangaç bir ‘özür’ cümlesi bile okumadım ben…

İdeolojik olarak, Taraf çizgisinin temsil ettiği liberal, otoriter devlet karşıtı çizgiye her zaman yakın durdum. Taraf iyi ki askeri vesayete karşı çıktı, iyi ki son dönemde Başbakan’a kafa tuttu, devletle alay etti.
Ama madalyonun bir de karanlık yüzü var. Gazete onlarca hukuksuzluğa, haysiyet cellatlığına, medya lincine meşruiyet sağladı. Orada medyadaki kalan muhalifleri ‘tehdit eder’ yazılar kaleme alındı; polis fezlekeleri çarşaf çarşaf yayımlandı. O yayınlar yüzünden bugün hala hapiste olan insanlar varken, Ahmet Altan’ın gidişini minnet duygularıyla izleyemiyorum.
Yerinde ben olsam, yüreğim kaldırmazdı…

Tarhan Erdem (Radikal)
Taraf diğerlerinden farklı bir gazeteydi; sevdiğim tarafı dürüstlüğüydü.
Dürüstlük, her yazı ve haberin doğruluğu anlamına gelmez; dürüst haber, saklanan bir amaca yarar sağlasın diye değil, gerçekliğine inanarak yazılıyor demektir. Böyle yazılınca haber veya görüş üzerinde düşünür, yerinizi belirlersiniz. Dürüstlük dışına çıkıldığında, geri planda bulunan amacı gören, yutturmacaya kırılan okuyucu çoktur.

Bu gelişmeye direnen Taraf’ta beş yıldır manipüle (ayarlanmış) haber okumadım.

Taraf bu yüksek dereceli depremi atlatabilir mi? Çok zordur, tanımı kişilere bağlı bir kurumu aynı biçim ve özde sürdürmek. Örnek sayılabilecek AKİS, Metin Toker’le bütünleşmiş bir dergiydi, ondan sonra devam ettirilemedi; hatta benzerleri bile yaşatılamadı. Neyse, Taraf sahibinin ve kalanların işi zordur!

Taraf olayında, ‘yazarların gazete sahibinden bağımsızlığı’ söz konusu oldu. Kuralmış gibi söylenen bu söz, kandırmacadır. Ne demektir yazarın gazete ve gazeteden bağımsızlığı? Haberci de yazar da gazeteye, dolayısıyla onu yönetenlere ve tabii ki sahibine bağımlıdır; bunlara bağımlı olmayacaksa nereye, kime bağımlı olacaktır?

Taraf’tan ayrılanların ayrılma nedenini açık biçimde söyleyen var mı? Sayın Altan, “Artık gitme vakti” diyor, gazete sahibi de “Minnettarız”! Ne anladınız?
Ya Çongar veya Düzel?.. Üçünün veya daha başkalarının birlikte ayrılışını, “Artık ayrılma vakti” açıklamıyor!
Bilmediğimiz, açıklanması şık olmayacak nedenler olmalı; gazeteyi her şeyiyle, tek anlamda tanımlayan elkitabı olsaydı, orada yazılı nedeni söylerlerdi!

Orhan Bursalı (Cumhuriyet)
Sakin olun, olan biten ülke boyutunda ama bir adi vaka, daha sonraki yıllarda polisiye, “Mission of Turkey” ve ağır bir siyasi ama mutlaka hukuki bir vaka olarak anılacak… gazetecilik vakası olarak da bazılarınca incelenebilir! Görev başarıyla yerine getirildi, amaca ulaşıldı, şimdi görevliler “merkezlerine” dönüyor, koalisyon dağıldı. Birkaç aydır zaten herkes nasıl dağılırızın pususuna yatmıştı.
Tabii The Taraf’tan bahsediyoruz. Bir varaka, artık ondan ne köy olur ne kasaba!

The Taraf; 15 Kasım 2007’de hayata geçti. (2003’te Irak’a müdahale için ABD büyükelçiliğinin büyük dostu bir büyük gazeteci tarafından çıkarılan Yarın gazetesini anımsıyor musunuz? Görevi ve paraları bitince kapatılmıştı.)
***
Bu tür görevli gazetelerin gerçeği aramak diye bir meselesi yoktur. Tek gerçek, kendisine sözde “sızdırılan” senaryoları manşetlere çekerek “bomba patlatmak”tır. Günlerce, aylarca… Hiçbir manşetini araştırmadı, gerçekle ilgisi nedir diye. Ne hukuk takmıştır ne yasa… ne insan hak ve özgürlükleri ne kişi hayatı… Kendine ulaştırılan itirazlara, gerçeklere yer vermedi.
The Taraf, hukuk katliamının adıdır. Balyoz’da insan mezarlığının, Silivri toplama kampının, siyasi özel yargının, Ergenekon’da hukuksuzluğun ve zorbalığın ve tüm sahtekârlıkların, Odatv gazeteci tutuklamalarının adıdır. Bütün bunların savunuculuğunu yaptı. Taraf, iktidar savaşlarının organıdır. Bir vesayetin ordudan alınıp Erdoğan’a verilmesinin temel aracıdır!
TSK’nin “kötü şöhreti” bu tür yayıncılığa göz yumulmasını sağladı ne yazık ki. Buna göz yumanlar ve destekçisi geniş kesim, ilginçtir ki ülkemizde insan hak ve özgürlüklerinin de bir No’lu savunuculuğu görüntüsü ile tanınmıştı!
***
Bu gazetenin misyonu uzun zaman önce bitmişti. Artık “sızıntı haberciliği”, daha doğrusu büyük operasyonlar sona erince operasyon gazeteciliğinin de sonu gelir. Artık ne Ergenekon ne Balyoz ne Odatv ne de başka bir şey. (Faruk Mercan da bunu ilan etti zaten!)
Vee tabii ki ne de hukuk! Taraf, hukuku düzmenin de adıdır.
Yetmez ama evet, 2010 yılı anayasa referandumu, en son büyük misyonuydu gazetenin. Büyük bir kütlenin beynini boşalttılar…
Üçlü ittifakı bir araya getiren “görev” bitince, gazetede çatırtılar başladı. Gazetenin cemaatçileri, MİT ve şike olaylarında Erdoğan’ı topa tutmaya başladı. A. Altan “namusu” kurtarmak, o “muhteşem” kirli 5 yılı unutturmak ve muhteşem bir şekilde içine ettiği çeyrek demokrasi için Erdoğan’ı hedef aldı. Arada sırada da VikiLeaks belgelerinde ortaya çıkan notlardan cemaati yokladı. Ama hiçbir zaman ciddi bir “karşı çıkış” yapmadılar. The Taraf; sadece Erdoğan’ın izin verdiği operasyonları yapabilirdi, gazetecilik ise asla! Ve delikli taştan süpürüldü!
Özetlersek, bir deyim vardı çocukluğumuzda anımsar mısınız: Evli evine köylü köyüne evi olmayan…

Adem Arslan (Bugün)


Neredeyse ‘Taraf’ın kapanma ihtimali’ 40 gün 40 gece kutlanacak.
Silivri sakinlerinin ya da Balyozcuların kutlamaları anlaşılabilir fakat bir gazetenin kapanma ihtimali gazetecileri neden bu kadar mutlu eder anlamak mümkün değil.
Oysa Taraf sadece bir gazete değildi.
Türkiye’nin demokratikleşme serüveninde bu gazetenin çok büyük katkısı oldu.
Taraf korku duvarını aştı

Her gazete zaman zaman tarihe geçecek manşetler atar.

Burada haberleri sıralamanın, tek tek anlatmanın bir önemi yok. Çok zor ekonomik şartlarda çıkarttıkları gazeteyle bir çığır açtılar.

Tabii ki her yaptıkları doğru ya da tartışmasız değildi.
Özellikle son dönemde Başbakan’ın şahsını hedef alan yazılar işin tadını kaçırmıştı. Çünkü eleştiriden çok alay eden bir üslup takınmıştı ki, bu hareketiyle ciddi rahatsızlık uyandırdı.
Sorunlu başka haberleri de vardı.
Fakat şunu da unutmamak lazım. Günahsız, hatasız kimse olmaz. Taraf’ın da ‘günah’ hanesine yazılacak işleri var. Ancak bırakalım günah sevap hesabını okur ya da tarih yapsın.
Taraf üzerinden dönen tartışma bir şeyi daha hatırlattı.

Sadece son günlerin popüler tartışmaları bile Türk medyasının Taraf gibi gazetelere ihtiyaç olduğunun delili.
Kaldı ki geriye dönüp şöyle bir düşünelim. Eğer Taraf olmasaydı biz nelerden haberdar olmayacaktık?
Kimse kendini kandırmasın. Taraf’ın attığı manşetleri, bastığı yazıları birçoğumuz yapamazdık.
Taraf’ın son dönemde yalpalayan çizgisini toparlayıp, yayın hayatına devam etmesi şart.
Son bir not.
‘Taraf misyonunu tamamladı’ diye düşünenler hangi ülkede yaşıyor bilmiyorum.
Ama Erdoğan gibi güçlü bir lider olmasa ben görürüm şeffaflaşan, demokratikleşen Türkiye’yi!

Hilal Kaplan (Yeni Şafak)
Haberi aldığımdan beri ne yazmam gerektiğini düşünüyorum. Bu hususta yazmak benim için bir ‘gereklilik’, evet.
Daha Taraf’ta yazmaya başlamama bir yıldan fazla bir süre vardı. Orada yazmak aklımın ucundan dahi geçmezken, kendimi çıktığı ilk günden beri heyecanla aldığım gazetenin önünde buluvermiştim. Çünkü dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, arkasına kuvvet komutanlarını dizip ‘beşi bir yerde’ poz vererek, kameralara parmak sallayarak Taraf’ı açıktan tehdit etmişti.

Ve hafızam o günle bugün arasında gidip geliyor, buraya sığdırması imkansız bir sürü güzel anıyı diriltiyor.

Taraf, özellikle son bir yıldır eskisi kadar dikkatle takip ettiğim bir gazete olmaktan çıkmıştı. Özellikle son bir yıldır Stratfor yayınlarından tutun da Ahmet Altan’ın ‘ajit-prop’ bulduğum yazılarına kadar pek çok hayal kırıklığını beraberinde getirmişti. Hatta yayın politikasına ilişkin Alper Görmüş’un eleştirilerinden Yıldıray Oğur’un gazetenin mutfağından çekilmesine kadar Taraf’ta içeriden de hissedilen bir ‘memnuniyetsizlik’ havası vardı. Ancak bunların hiçbiri Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın böyle apar topar ve belli ki çok da istemeden ayrılışlarının bende yarattığı burukluğu azaltmıyor. İnsan, ister istemez, “bu sayfa böyle kapanmasaydı” diye beyhude düşüncelere gark oluyor.

Ergenekon savunucularından karşıtlarına, Türk milliyetçilerinden Kürt milliyetçilerine, ulusalcısından ‘muhafazakâr’ına kadar herkeste Taraf’ın bir ‘proje’ gazetesi olduğuna dair garip bir görüş birliği mevcutken, Altan ve Çongar’sız bir Taraf, ‘proje’sini gerçekleştirmeye ne derece muvaffak olacak göreceğiz.

Mustafa Sönmez (Cumhuriyet)

Taraf’ın ne menem bir gazete olduğunu, daha doğrusu gazete olup olmadığını sormuştu Yusuf Yavuz, Odatv’den… Bundan 2 yıl 2 ay kadar önce. İnternette tam tarih var; 30.10.2010’da… Açıp baktım ne demişim diye; şöyle yer almış demeç Odatv sitesinde:
Taraf operasyon gazetesi

Taraf’ın kalıcılığı ve sürdürülebilirliği pek mümkün görünmüyor bana. Bir de tabii medya tarihinde bu kadar araçsal bir örnek yok. Gönüllü araçlar vesaireler var ama böyle büyük bir oyunun sol görünümlü aracı yok. Belki bu kayda değer bir şey.
Nokta’yı satın alan mali müşavir görünümlü kişinin, Bakırköy’de Alper Görmüş’ün yöneticiliğinde dergiyi çıkardığı zaman, bu süreç başlatıldı. Sonra Nokta’da kesintiye uğrayan sürece Taraf’ta devam ettirildi. Zaten Nokta’daki aynı kadroyu aşağı yukarı Taraf’ta da görmek mümkün. Ben Nokta ile Taraf arasında bir devamlılık olduğunu düşünüyorum. Hatta Taraf’a daha çaplı, geniş katılımlı devam eden bir operasyon gözüyle bakabiliriz.

Büyük dönüşümün bir parçası olarak bunlar yaşandı Türkiye’de. Bu konuda seçilen isimlere de bakmak gerek. Neden şu bu değil de bir gazete çıkarmak için Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın seçildiği önemli bana göre.

***

Bir de 16 Mart 2012 tarihli Cumhuriyet’te, “AKP-FG-Taraf: İç Savaş Büyüyor” başlıklı yazımda şöyle demişim: “İttifak içi kavga sürüyor. Taraf’ta Ahmet Altan, adeta ihanete uğramış gibi. Hem RTE’ye, hem cemaate vuruyor. Başbakan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın’ın Stratfor ile ilişkisini bir tür casusluk gibi niteleyerek duyuran Taraf, yandaş medya Sabah’tan Emre Aköz’ü de ‘işbirlikçi’ ilan edince kıyamet koptu tabii. Hele RTE’nin, Taraf’ı, parayı atanın nağmesini çalan bir ’müzik kutusu’na benzetince Ahmet Altan, çileden çıktı ve şöyle yazdı: Referandumdan önceki Erdoğan’ı sonuna kadar alkışlarım, bugünkü Erdoğan’ı da sonuna kadar eleştiririm… Şimdi yaptıklarıyla saygıyı hak etmediğini düşünüyorum.” Taraf’ın cemaate salvosu da Stratfor belgeleri ile… Stratfor üstünden Gülen tarzı hücre örgütlenmesini gündeme getiren Taraf, cemaatin bamteline bastı. Bu hücre örgütlenmesine fener tutanlara, mesela kitap yazan Hanefi Avcı’ya ve kitabı basılmadan derdest edilen Ahmet Şık’a neler çektirildiği malum… Taraf’a göre, eski bir Gülenci Hürriyet yazarı (kim olduğu çözülemedi!..) şöyle konuşmuş: “Gülen ilk defa resmen bir siyasi partiyi destekliyor. Ancak Erdoğan onu sevmiyor (ya da nefret ediyor). Bütün ilişkileri karşılıklı çıkar üstüne kurulu. Gülen’in güçlü bir siyasi partiye ihtiyacı var, AKP’nin ise geniş bir siyasi desteğe. Ergenekon konusunda büyük kavgaları olmuş. Bir noktada, Erdoğan işlerin mahvolabileceğini düşünerek biraz geri adım atmak istemiş. Fakat Gülen davayı genişletmek konusunda ısrarcı davranmış…” Bazı iddialara göre, iç savaş Taraf’ın içine de uzanmış…”
Bu konuda mütevazı olamayacağım; ben demiştim, ben yazmıştım…

Yetvart Danzikyan (Radikal)
Taraf gazetesinde yaşananlara siyasal düzlemde bakarsak: zoraki yürüyen dindar/muhafazakar cephe-liberalizm yakınlığının artık bittiğini düşünebilir miyiz?

3 gündür basın, sol ve entelektüel camianın gözde konusu Taraf gazetesinde yaşananlar. İki günde sayısız analiz yayınlandı, bir şekilde bu konuya temas edilmeyen bir sohbet olmadı. Elimizde net bir gerekçe olmamakla birlikte genel kanı, Ahmet Altan’ın ve Taraf manşetlerinin sert bir muhalif çizgiye geçmesiyle, Başbakan Erdoğan’ın artık sık sık eleştiri oklarını Taraf’a yöneltmesi, sağ basında (Star, zaman zaman YeniŞafak , bambaşka -daha çirkin- bir düzeyde Akit) bilhassa Ahmet Altan’a yönelik eleşitirilerin artması, Şemdin Sakık’ın 2. andıcında Taraf’ın bahsinin geçmesi -ilginç biçimde bu ikinci andıç vakası da AKP iktidarına nasip olmuştur- dikkate alınarak, olup bitende “siyasal baskı”nın etkili olduğu yönünde. Yani sermayedar, iktidar cephesinden gelen baskılardan bunalmış olabilir, Altan ve Yasemin Çongar da sermayedarın elini rahatlatmak için çekilmiş olabilir. Mesele böyle anlaşıldı, özetle. Tabii bambaşka etkenler de rol oynamış olabilir, şu aşamada bilmeye imkan yok, kulislerde dolanan versiyonların gerçekliğini ölçmek de mümkün değil.

Olay yukarıda saydığım senaryo içinde gerçekleşmemiş olsa bile, bütün bu sayıp döktüklerim bir vakıadır. Dolayısıyla iktidar ile Taraf gazetesinin temsil ettiği liberal akım arasında -şu dönem için- iplerin tamamen koptuğunu düşünebiliriz.

Altan’ın temsil ettiği diğer cephe ise -ya da belki de sadece Altan- AKP’nin otoriterleşmesini Erdoğan’ın kişiliğindeki değişime bağlıyor, -kimbilir belki de- Erdoğan’ı sert bir biçimde sarsmanın, hatta tokatlamanın kendisine getireceğine inanıyordu. Yazılardaki genel ton buydu.

Tüm bu politikalarda kanımca gözden kaçan AKP’nin artık tamamen soy kapitalist-sağcı bir parti olarak hareket ettiği, buna ilave olarak siyasal düzlemde ise Tek Parti İktidarı reflekslerini kazanmaya başladığı, otoriter kadim “merkez”i devraldığı, elbette bunu ilk örneğin tersine oy desteği ile sağladığı, bu özelliğiyle sınıfsal yönü ağır basan bir otoriter rejim kurmaya yöneldiğiydi. AKP özetle mücadele ettiği şeyin bir başka biçimine dönüşmüştü artık. Bu haliyle sevilmek, beğenilmek istiyordu. Yoksa onun yanında, yakınında işiniz yoktu. Sizin fikirlerinizin ise hiçbir değer yoktu.

T24

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz