Ahmed Arif’in “eşkıyalık” üzerine düşünceleri: Dağa çıkmanın nedenleri var

2 Şubat 1975 yılında Militan dergisinde yayımlanan ve Nihat Berham tarafından yapılan bu söyleşide, “eşkıyalık” kavramı üzerine Ahmed Arif’in düşünceleri ve anıları yer alıyor. 

Nihat Berham- Dağlar Paşası Rüstemo’nun altındaki tarih 1948. Siz 1927 doğumlu olduğunuza göre 1948’de 21 yaşındaydınız. O günlerinizle ilgili bir şeyler söyler misiniz?

Ahmed Arif- Bu şiiri 1947 yılında askerdeyken yazdım. Varlık dergisinin yıllık antolojisinde bazı sözcükleri değişik ya da yumuşatılmış olarak yayımlandı. Attilâ İlhan’ın yardımı ve ısrarı olmasaydı bu şiirin yayımlanması olanaksızdı elbette.

Nihat Berham- Bu şiirin anlamını kısaca yorumlamak gerekseydi ne derdiniz?

Ahmed Arif- Namus uğruna, zulme karşı dağa çıkan sayısız yiğitlerden herhangi birinin, yaralı iken ve üzerine büyük kuvvetler gönderilmişken, Köroğlu ya da Dadaloğlu gibi halini arzedişidir.

Nihat Berham- Dağa çıkmayı veya eşkıyalığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Eşkıyalık olgusunun temelinde sizce neler var?

Ahmed Arif- Eşkıyanın bilimsel anlamda bir mesajı olamazdı. Bütün dünyada feodal çağın kaçınılmaz bir sonucudur, bu sistemin yarattığı bir olgudur. Eşkıya elbette ki politika, ekonomi, felsefe bilgisine sahip değildir. Olamaz da. Eşkıya diye anılan kimseler, nedenlere göre başkaldırmış kişilerdir. Özellikle mertlik ve yiğitlikleriyle ayakta dururlar. Yoksa yaşama, direnme ve halk arasında barınma şansları yoktur. İmparatorluk döneminde dağa çıkanların Osmanlı düşmanlıkları da ezbere bir Osmanlı düşmanlığı değildir. Her birinin kendine özgü nedenleri vardır. Çoğunlukla da namus uğruna dağa çıkarlar. Bunlar ırza, namusa saldırmaz, soygun yapmaz, zulme karşı dağa çıkmışlardır. O günün toplum düzeni böyle gerektirmiştir. Günümüzde de dağa çıkanlar oluyor. Sözgelimi Koçero… Asıl adı Mehmet İhsan Kilit’tir. Bir petrol işçisidir. Babasının öldürülmesi karşısında kan davası onu eşkıya yapmıştır. Bilirsiniz. Koçero hakkında gazetelerde sayısız röportaj yayımlandı. “Dağların Taçsız Kralı” gibi sıfatlar taktılar. Bunların hiçbirisinde Koçero sevimsiz ya da kandökücü bir tip olarak anlatılmamıştır.
Evliya Çelebei (Üsküdar Cengi’nde) bu konularda çeşitli tipleri anlatır. Evliya Çelebi, Kara Haydaroğlu Mehmet Bey için: “Vacibül izale, bir nev civan yegit idi” der. Kara Haydaroğlu 16 yaşında dağa çıkmıştır.
Osmanlı ordusunu belki yirmi sefer bozmuş. Çetesinde yüz kişi ya var ya yoktur. Arkadaşlarını ele vermesi şartıyla, kendisine, Girit saaşına generallik rütbesiyle gönderilme teklifi yapıldıysa da, sadrazama: “Dede Efendi, gün akşamlıktır, bunca fakir fukarayı ele vermek bize yakışır mı? Haydi emir ver de boynumu vursunlar.” Diyor. Ve Mehmet Bey’i Parmakkabı’da astılar. Zaten yaralıydı. Bütün İstanbul seyrine geldi.
Comar Bölükbaşı da bu anlatılanlar arasındadır. Ona da ordu kumandanlığı teklif edilmiştir. Kabul etmemiştir. Sonunda başını getirene dirlik vaadedilmiştir. Van’da atını uçurumdan göle sürmüş; Bitlis Hanı, beşyüz kişiyle çevirip oklarla vurdu, sonra başını kesti, bal torbası içinde padişaha gönderdi. Padiişah “böyle bir yiğidin başı gövdesinden ayrıl gömülmez” deyip geri yolladı. Şimdi türbesi vardır. Halk ziyarete gider.

Evliya Çelebi’nin anlattıklarından bir diğeri de Gürcü Nebi’dir. Yüzbin kişiyle Osmanlı ordusunu Sivas’tan Üsküdar’a kadar kıra kıra sürmüştür. Artık yüzbin kişilik bir topluluğa eşkıya denemez. Üsküdar’dan karşıya geçseydi, bitmişti Osmanlı İmparatorluğu. Ayrıca, her dağa çıkanı eşkıya saymak yanlıştır. Bir de soylular yahut lider nitelikte kimseler vardır ki, bunlar için “ferman” çıkar. Bunlar da canını kurtarmak için dağa çıkmak zorunda kalır. Bazen bu adamlar tek başına değil de bütün aşiretleriyle asi olur (Binboğa’daki Oğuz boyları gibi). Şyh Abdurrahman da asla bir eşkıya değil, bu tipte can derdinde bir kimseydi.

Nihat Berham-  Karşılaştığınız, anılarınız olan bu türden olaylar var mı?

Ahmed Arif- Şeyh Abdurrahman’ı gördüm. Çok yakışıklıydı. Tam deyimiyle ceylan gözlü, mahzun duruşluydu. Altın sırmalar içindeydi. Bakmaya kıyamaz insan. Babamla konuşması, sohbeti hâlâ gözümün önünde. Bana da bir çift ceylan getirmişti. Siyale Aşireti Reisi Hüseyin Salih’i gördüm. Bunun emrindeki binlerce silahlının hepsinin de çok kıyıcı olduğunu söylenirdi. Hamidanlı Eyyub’u gördüm. Dağ gibi bir yiğitti. Çok eşkıya gördüm. Bunlardan özel bir anım olanı Kucaklı Hasan’dır. Kucaklı Hasan’ın babama düşmanlığı vardı. Öyle ki, iğne deliği kadar bir açık yakalasa, babama yüz kurşun sıkardı.
Bir gün atla dörtnala giderken Kucaklı Hasan’la karşılaştım. O atını bir meşeye bağlamış, tabakasından tütün sarıyordu. Sabah vaktiydi. Durdum. “Beni tanıdın mı?” dedi. “Evet” dedim. “Kimim?”, “Kucaklı Hasan’sın”, “Nerden bildin?”, “Senden başkası buralarda dolaşamaz”, “Korkuyor muun?”, “Hayır!”, “Niye?”, “Sen bir eşkıyasın, ben bir çocuğum, eşkıya, çocukları öldürmez” dedim. “Haydi güle güle git” dedi.
Bir de babamın can kardeşi gibi sevdiği Abdulkadir Bey vardı. “Drei’nin oğlu Abdulkadir” kendisi ve aşireti hakkında verilen “tenkil” yani yoketme emrini ta Ankara’dan, kaynaktan aldığı için çabuk davranıp, aşiretiyle Suriye’ye geçti. Birkaç yıl sonra af çıktı ve Drei Aşireti, Suriye’den anayurda döndü.
Bende anısı olanlardan bir diğeri de Semo’dur. İnsan güzel bir adamdır. Birgün gözlerimizin önünde, kiralık katiller, çadırını kurşunlayıp onu öldürmek istediler. Hepsinden daha keskin nişancı olduğu için, çadırını kurşun yağmuruna tutanları o an tek tek vurdu. Dağa çıktı.

Nihat Berham- Semo’yla bir yakınlığınız var mıydı? Asıl adı nedir, sonu nasıl oldu?

Ahmed Arif- Semo’nun aslı İsmail’dir. Ama Semo adı artık bu haliyle kullanılıyor. Bizim Semo yıllarca dağda kaldı. Bir evin tek erkeğiydi. Dağda olduğu sürece kimseye bir zararı olmadı. Sonunda tüberkülozdan öldü. Tas tas kan kustu. Teslim oldu. Yattı çıktı. Aile yakınımızdı. Biz çocukken onu kırda görür, kimseye söylemezdik. O bize eylan yakalar, tavşan yakalar verirdi.
Diyeceğim şu ki, dağa çıkanların hepsinin kendine ait bir nedeni vardır. Mesela Semo melek gibi bir adamken dağa çıkmıştır. Fakat dağa çıkanların zalimleri de vardır. Azgın katiller de vardır.

Nihat Berham- Dağlar Paşası Rüstemo’da bazı sözcük, deyim ya da yerel isimler işaretledim. Anlamlarını sizden dinlemek daha sağlıklı olacak.

Ahmed Arif- Modan Yaylası: Siverek kuzeyinde bir yayla.
Eşkin: Soylu atın kendine göre bir yürüyüşüdür.
Maktele: Fırat üzerinde vaktiyle bir çok insanın boğazlandığı bir köyün adıdır. Adı üzerinde: “Maktele”, katil ya da adam öldürmekten gelir.
Sirkat: Soygundur, hırsızlıktır.
Öşür: Aşar vergisinin halk dilindeki adı.
Fransız üçlüsü: Haznesi üç kalın fişek olan ve genel olarak kurşunu boşa gitmeyen, yani hedeften sapmayan bir çeşit filinta.
Serencam: Başa gelen hâl. “Bunun serencamı böyle” halk dilinde başa gelenler anlamında kullanılır.
Kaltak vurmak: Ordu sefere çıkarken atların eğerlenmesi. (Çerkez kaltağı, Arap kaltağı diye eğerler vardır.)
Tatar Ağası: Padişahın fermanını ileten adam.
Hamaylı: Boynuna çapraz asılan muska. Halk inancında bunlar kurşun geçirmez dualar taşır.
Dostooo: Kürtçe “sevgili dostum”, “biricik dostum” demektir.
Demezem: Doğu Anadolu Türkçesinde “demem” anlamında. (Gelmezem, bilmezem, dendiği gibi.)
Salavat getirmek: Savaştan önce askerlerin kendilerini yürekli kılmak için “Allah Allah” diye bağırmaları.
Narlı Bahçe: Özel isimdir, yer adıdır.

Nihat Berham- Eşkıyanın bölgelere göre tanımı da değişik oluyor…

Ahmed Arif- Evet, batıda dağa çıkana efe diyorlar, doğuda eşkıya diye anılır. Urfalı Nazif de eşkıyadır. Ama Fransız’a karşı, Kurtuluş Savaşı’nda kahramanca vuruşmuştur, yiğitçe savaşmıştır.

Nihan Berham- Sevenleriniz yeni şiirleriniz olduğunu bilmiyorlar. Gerçi “Kalbim Dinamit Kuyusu” isimli uzun şiirinizin bir bölümü yayınlanmıştı. Yeni şiirlerinizi ve ikinci kitabınızı yayımlamak konusunda düşünceleriniz..?

Ahmed Arif- Evet, yeni şiirlerim var. Uzun süreden beri üzerinde uğraştığım parçalar var. “Kalbim Dinamit Kuyusu” ayrı bir şiirdir. Şiirlerimi yayımlayacağım. İkinci kitabım olacak. Gecikmesi tamamen özel nedenlere bağlıdır.

Nihat Berham- “Rüstemo”yu kitabınıza almayı düşünüyor musunuz? Bildiğim kadarıyla bazı şiirleriniz üstüne yılları bulan çalışmalar yapıyorsunuz. Kitabınızdaki bazı şiirler ilk yayımlanışlarına göre değişiklikler de taşıyor. “Rüstemo”yu alırsanız, değişiklik yapacak mısınız?

Ahmed Arif– Bu şiiri sanırım yeni kitabıma alacağım. “Dostooo”yu “Cano”, “Sirkat”i de “Soygun” olarak değiştirmek istiyorum.

Militan
2 Şubat 1975

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Vincent Van Gogh’un Kaleminden Hayatına Dair 3 Mektup

Kapat