Ablası Sezer Duru ile Tezer Özlü Üzerine: Yedi yıl yasını tutum

Kendisini yersiz/yurtsuz hissetmesi ülkemizdeki çarpık durumları asla kabullenemeyişine dayanır. Sürekli gitmek istemesi de. Yazan insanın iç huzurluğunun sürüklenişinden çok  politik çalkalanmaların olmadığı, sanat yaşamının düzgün olduğu, estetik  ve çevre açısından güzel ortamların bulunduğu, insan onuruna  ve insan haklarına saygılı  ülkelerde yaşama özlemi. Bugünün karmaşık olan Avrupa’sından söz etmediğim açıktır. Tezer vefat edeli otuz yıl oldu.

Soruşturma: Feridun Andaç

 Bir kardeş/abla olarak Tezer Özlü’nün yazarak/yaşayarak büyüme öyküsüne döndüğünüzde, sizde onu tanımlayan duygular/düşünceler nelerdir?

Sezer Duru: Tezer Özlü’nün yazarak/yaşayarak büyüme öyküsü dediğiniz zaman bir yorum yapmaktasınız. Yazarak ve yaşayarak büyüdü mü acaba? Geç yazmaya başladı, ama daha çocuk yaştan dünya klasiklerini okumaya meraklıydı, okudu da. Tüm bu edebiyat bilgisi onda olağanüstü bir birikim sağladı.

Bende onu tanımlayan duygu ve düşünceye gelince: Her şeyden önce o bana ikiz kadar yakın bir kız kardeşti. Aramızdaki sevgi bağı asla sözcüklerle anlatılamaz. Bu sevginin içinde zaman zaman kızgınlıklar, darılmalar, uzak kalmalar (coğrafi olarak) vardı mutlaka, ayrıca da zaman zaman hüzün veren (hastalık gibi) olaylar da.  Her ne olursa olsun aramızdaki sevgi bağı bir an bile kopmamıştır. Onu kaybettiğimde tam yedi yıl yas tutmam bunu gösteren bir olgudur.

Birlikte geçen onca zaman içinde, önünüzde yazan/düşünen, kendini yazıda bir yere taşıyan bir de ağabeyi Demir Özlü var. Onun bu yolculukta etkisi/yönlendirmesi oldu mu?

Sezer Duru: Demir Özlü’nün  Tezer’in yazma eyleminde yönlendirmesi olduğunu düşünmüyorum. Ağabeyimizin ve ana-babamızın etkisi evimizde kütüphanemiz oluşuna dayandırılabilir. Ayrıca biz iki kardeşin edebiyata olan ilgi ve merakımız  erken yaşlarda yazmaya başlayan Demir Özlü’den kaynaklanır. Ana-babamızın evi bugün 50 kuşağı diye anılan en iyi edebiyatçıların yetiştiği dönemde onların da evi sayılırdı.  Hepsini o zamanlardan tanıdık ve sevdik. Doğal olarak bugün yerinde yeller esen Beyoğlu’ndaki Baylan Pastanesi’nin de rolü var. Orada toplanan edebiyatçı ve sanatçıları yan masada oturarak dinlerdik. 

Tezer Özlü’yü yaşayarak yazan, hissederek giden bir anlatıcı olarak değerlendirirsek; bunun yanına siz neleri koyabilirsiniz?

Sezer Duru: Bu soruda  gene yorum yaptığınızı görüyorum.  Sorunuz gibi algılamıyorum bu yorumunuzu. Her insan yaşar, hisseder. Ama her insan yazar olamaz. Yazar olmak için yaşadıklarınızı iyice içselleştirmeniz, artık bunları yazıya dökmekseniz “delireceğinizi” sandığınız bir nokta gelip çatar. Tezer Özlü de zaten “delirmemek için yazıyoruum” diye bir yorum yaptı kendisi için.  Bunların yanına bir şey eklemeye gelince şunu ekleyebilirim: Ülkemizin içinde bulunduğu durumlar hiçbir zaman olmasını istediğimiz çizgide değildi. Hele Batı eğitimi almış bizim gibi insanlar için acı verici durumlar az değildi.  Bu durumları görmemek için kör olmak gerekirdi, ya da cahil. Her ikisi de olmadığımıza göre, ayrıca yabancı okul eğitimi almış kişiler olarak böyle bir toplumda  yaşıyor olmak insanı zaman zaman öfkelendiren, üzen durumlardı da. Bugün olduğu gibi.  Onun yazdıklarındaki isyankâr tavır buradan da kaynaklanıyor diye düşünüyorum.

Biraz yaşadığınız aile ortamından söz etseniz; Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri sizin bu (aile/çevre) öykünüzün neresinde duruyor?

Sezer Duru: Tezer Özlü’nün  Çocukluğun Soğuk Geceleri’inde anlattığı aile ve çevre bana yabancı. Ben daha  neşeli, dışa dönük bir çocuktum ve olayları onun gibi içselleştirmiyordum, ya da içşelleştirmeye yanaşmıyordum. Babamız ve annemiz son derece demokrat, bilgili, hoşgörülü insanlardı. Örneğin çoğu zaman alıntılanan babamızın sabahları “Nazlıydın, niçin geldin askere” diye seslenerek bizi uyandırmaya çalışması son derece dalga geçerek  söylediği sözlerdi, ardından kendisi de gülerdi. Ama yazar doğal olarak buradan yola çıkarak bu durumu başka türlü yorumlayabilir. Anlatılan genel olarak ülkemizdeki küçük burjuva ailelerinde yaşanan, gözlemlenen durumlardır.

Özlü’nün ardında kalanları derleyip toplayarak bir “armağan” kitap (Tezer Özlü’ye Armağan, 1997) yaptınız. Bıraktıkları kadar bırakamadıklarını da yakından bilensiniz; onun kendini yersiz/yurtsuz kılmasını, sürekli gitmesini daha çok neye bağlıyorsunuz? Gidip yazıda yaşamak istemi mi, yoksa yazan insanın iç huzursuzluğunun bir sürüklenişi miydi bu?

Sezer Duru: Tezer Özlü’nün ardından başka kitaplar da hazırlayıp yayınladım. Bu uğraşa yıllarımı verdim. Onu yaşatmak boynumun borcuydu. Değdi de. Bugün bu kadar çok hayranı oluşu beni sevindiriyor. Bunda kendisinin olduğu kadar benim de payım olduğunu düşünüyorum.

Kendisini yersiz/yurtsuz hissetmesi ülkemizdeki çarpık durumları asla kabullenemeyişine dayanır. Sürekli gitmek istemesi de. Yazan insanın iç huzurluğunun sürüklenişinden çok  politik çalkalanmaların olmadığı, sanat yaşamının düzgün olduğu, estetik  ve çevre açısından güzel ortamların bulunduğu, insan onuruna  ve insan haklarına saygılı  ülkelerde yaşama özlemi. Bugünün karmaşık olan Avrupa’sından söz etmediğim açıktır. Tezer vefat edeli otuz yıl oldu.

Onu sürekli uçlarda yaşayan biri olarak tanımlayabilir miyiz? Bunun sizce anlamı nedir, yazı coğrafyasındaki izleri/etkileri nelerdir?

Sezer Duru: Sürekli uçlarda yaşayan bir kişi değildi. Yaşamı boyunca çalıştı, para kazandı, ev geçindirdi, evinin her işini yaptı, yemek pişirdi vs. Uçlarda yaşaması onun kafasındaki düşüncelere dayalı bir olgudur diye düşünüyorum.

Peki, Tezer Özlü ile ilgili yeni metinler/mektuplar/notlar beklemeli mi okur; böyle bir hazırlığınız var mı?

Sezer Duru: Doğal olarak elimde, ya da bendeki Tezer Özlü arşivinde daha bir yığın mektup,kart postal ve fotoğraf var. Ama bunları yayınlamayı düşünmüyorum. Tezer  artık okuyucuya mal olmuş önemli  bir yazarımız. Bana ve ilerde kızına Tezer’le aramızdaki içtenliği gösteren bazı mektup, kartpostal ve fotoğrafların kalmasından yanayım. Bunlar çok intim  belgeler. Okuyucuyu ilgilendireceğini sanmam. Benimle sevgili kız kardeşim arasındaki içtenlik herkesle paylaşılmamalı, bana kalmalı, ilerde de kızına. Onu sevenlerin bunu hoşgörüyle karşılayacaklarından eminim.

Arkakapak

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ahmed Arif’in “eşkıyalık” üzerine düşünceleri: Dağa çıkmanın nedenleri var

Kapat