Virginia Woolf: Napoleon ve Mussolini de kadınları aşağı görerek kendilerini büyütüyorlardı

Virginia WoolfBütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler, büyülü bir aynaydı bu ve müthiş bir yansıtma gücü vardı. Böyle bir güç olmasaydı dünya hala bataklık ve balta girmemiş ormanlardan ibaret olurdu. Savaşlarda zafer kazanıldığı duyulmazdı. Hala geyiklerin iskeletleriyle kırık koyun kemiklerini birbirine sürter, çakmaktaşı verip koyun derisi ya da gelişmemiş zevkimizi hangi basit süs eşyası tatmin edecekse onu alırdık…Çar ve Kayzer ne taç giyerler, ne de tahttan inerlerdi. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napoleon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi.

Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor. Ayrıca erkeklerin,kadının eleştirisi karşısında ne kadar tedirgin olduklarını, aynı eleştiriyi yapan bir erkeğin verebileceğinden daha fazla acı vermeden, erkeği, daha çok öfkelendirmeden kadının, bu kitap kötü, şu resim zayıf filan demesinin nasıl olanaksız olduğunu da açıklamaya yarıyor. Çünkü eğer kadın gerçeği söylemeye başlarsa aynadaki görüntü büzülür; erkek hayata uyum sağlayamaz olur. Kahvaltıda ve akşam yemeğinde kendini olduğundan bir kat daha büyük görmezse hükümler vermeye, vahşileri uygarlaştırmaya, yasalar koymaya, kitaplar yazmaya, süslenip ziyafetlerde nutuk çekmeye nasıl devam eder? Ekmeğimi didikleyip kahvemi karıştırırken, ara sıra da sokaktaki insanlara bakarken bunları düşündüm. Ayna görüntüsü çok önemli, çünkü zindeliği besler, sinir sistemini harekete geçirir. Kaldırın o görüntüyü, o zaman erkek ölebilir, tıpkı kokainsiz kalan kokainman gibi. O görüntünün büyüsü altında, diye düşündüm, camdan dışarı bakarak, kaldırımda yürüyenlerin yarısı işlerine gidiyor. O büyünün ışınlarının altında şapkalarını başlarına oturtup paltolarını giyiyorlar. Güne güvenli ve zinde başlıyorlar, Miss Smith’in çay davetinde beklendiklerine inanıyorlar; salona girerken kendi kendilerine, buradaki insanların yarısından üstünüm diyorlar, bu yüzden toplum yaşamını derinden etkileyen, insanların zihinlerinin kıyısına tuhaf notlar konulmasına yol açan o özgüvenle, kendilerinden emin olarak konuşuyorlar.

***

Profesör Trevelyan; “ne Shakespeare’in kadınları ne de Verney’ler ve Hutchinson’lar gibi 17.yüzyıla ait gerçek anılardaki kadınlar kişilik ve nitelik açısından eksik görünürler”.
Elbette, düşünecek olursak Kleopatra’nın bir duruşu vardı herhalde; Lady Macbeth’in iradesini kullandığını varsayabiliriz; Rosalind çekici bir kız olmalı diye düşünüyorum. Shakespear’in kadınlarının kişilik ve nitelik açısından eksik olmadıklarını söylerken sadece gerçeği dile getirmiş Profesör Trevelyan. Tarihçi olmadığımıza göre, biraz daha ileriye gidebilir ve ezelden beri bütün şarilerin yapıtlarında kadınların işaret ışığı gibi yandıklarını söyleyebiliriz.-Oyun yazarlarında Clytemnestra, Antigone, Kleopatra, Lady Macbeth, Phedre, Cressida, Rosalind, Desdemona, Malfi Düşesi; düzyazı yazanlarda, Millamant, Clarissa, Becky Sharp, Anna Karenina, Emma Bovary, Madame de Guermantes – bu adlar insanın aklına üşüşürken “kişiliği ve niteliği eksik” kadınları düşündürmüyor hiç. Aslında, eğer kadın, sadece erkeklerin yazdığı kurmacalarda var olsaydı, kadının büyük öneme sahip biri olduğunu hayal ederdik; çok farklı; yürekli; huysuz; muhteşem ve çıkarcı; müthiş güzel ve aşırı derecede çirkin; bir erkek kadar büyük, bazılarına göre erkekten de büyük. Ama bu, kurmacadaki kadın. Aslında, Profesör Trevelyan’ın da işaret ettiği gibi, kadın odasına kilitleniyor, dayak yiyor, oraya buraya fırlatılıyordu.
Böylece çok garip ve karışık bir varlık çıkıyor ortaya. Hayal edildiğinde çok önemli; pratikteyse tamamıyla önemsiz.Şiir kitaplarını baştan sona istila etmiş, tarihte ise adı geçmiyor. Kurmacalarda, kralların ve fatihlerin hayatlarına hükmediyor; gerçek hayatta ailesinin parmağına zorla yüzük taktığı herhangi bir delikanlının kölesi. Dudaklarından, edebiyatın en ilham verici sözcükleri, en derin duygularından bazıları dökülüyor, gerçek hayatta okuması yazması neredeyse yok, zor heceliyor sözcükleri ve kocasının malı durumda.

Virginia Woolf
Kendine Ait Bir Oda


Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf’un belki de en kolay okunan kitabıdır. Kolay okunur, çünkü konu çok somuttur: “Kadın ve edebiyat.”
Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları ‘ezeli’ ve de ‘ezici’ bir soru vardır: “Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” İşte Virginia Woolf bu ‘yakıcı’ soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!..”

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sait Faik Abasıyanık: “Uyandığımız zaman günün üçte birini arkada bırakmışızdır”

Kayıp Aranıyor Bir pazartesi günüydü. Günler, şu garip günler! Uyandığımız zaman üçte birini arkada bırakmışızdır başlayan günün, kaldı mı üçte...

Kapat