Ayağını Kaldır Paşam – Aziz Nesin | Delilik, en sağlam dokunulmazlıktır

İşlerin bütün zorluğu, adını deliye çıkarana kadardır. Bir kere adı deliye çıktı mı birinin, hayat boyunca artık önünde hiçbir zorluk kalmaz. İşte o yüzden yıllarca adını deliye çıkarmak için uğraşanlar vardır da yine de bu isi beceremezler. Ama Yusuf, «Mekteb-i Harbiye» den mülâzim-isâni çıkar çıkmaz, adının basına bir «deli» lâkabı oturtmasını bildi: Deli Yusuf…
Delilik, bir insanı tımarhaneye götürecek kadar değilse, en sağlam dokunulmazlıktır. Akıllı bilinen biri yanlış iş yaparsa, başı derde girer. Deli, bir delilik yaparsa, «Adam, delidir o…» der geçerler.
Bir de arada bir doğru düzgün bir iş becerirse, «Yapar yapar, ne delidir o…» diye değerlendirirler.
Deli Yusuf, orta kararı bulanlardandı.
Oldum olasıya deliye, deliliğe içten bir sevgimiz vardır. Deli Yusuf da en sevilen zabitlerden biriydi. Gözü pek, dili tok…
Bu meziyeti, çabuk terfilerine de vesile oldu. Pek kısa zamanda pasa oldu.
Levazım zabiti Hasan Efendi, Deli Yusuf Paşa’nın fırkasındaydı. Hasan Efendi’nin dört kere rütbesi geri alındı. O yeniden dört kere terfi etti. Bütün dileği, kolağası rütbesinden emekliye ayrılmaktı. Savaş sırası bir de binbaşılığa yükselirse, işler büsbütün yoluna girerdi.
Deli Yusuf Paşa, Levazım zabiti Hasan Efendiyi seviyordu. Hasan Efendi, Harbiye Mektebinden çıkmamıştı. Çantadan yetişme bir zabitti. Bilgisi kıtsa da, çalışkandı, doğruydu, becerikliydi. Savaş sırasında en çok gereken de buydu. Binbaşılığa yükselip emekliye ayrılmak ümidiyle de çok daha iyi çalışıyordu. Ama, içinde hep korku vardı; rütbesinin geri alınması korkusu… Dört kere rütbesinin geri alınması ne demek?
O her seferinde mülâzimliğe inmiş, sonra yeniden kolağasılığına yükselmişti. Binbaşı olmasa bile, bu rütbeden de emekliliğe razıydı. Tek, rütbesi geri alınmasın da…
O zaman ordudaki manyetolu sahra telefonları sustalıydı. Telefonla konuşurken bu sustaya basmak gerekiyordu. Yoksa ses gelmezdi.
Ne zaman karargâhtaki telefonla konuşulsa, levazım zabiti Hasan Efendi şaşar, karargâh zabitlerine,
— Bu ne iştir anlamıyorum, derdi, ben bir türlü telefonla konuşamıyorum.
Hasan Efendi telefondaki sustayı, bu sustaya basılacağını bilmiyordu.
Bir gün yine karargâh zabitlerinden biri telefonla konuşurken Hasan Efendi,
— Ver şunu bana! diye telefonu arkadaşının elinden aldı.
— Alo… Allooö!.. diye bağırmaya başladı.
Ses gelmiyordu. Öbür zabit,
— Tabii konuşamazsın Hasan Efendi, dedi, sen telefonla konuşurken iki ayağını birden yere basıyorsun, elektrik cereyanı hep toprağa gidiyor.
Hasan Efendi,
• Peki, ne yapılacak? diye sordu.
• Ayağının birini kaldıracaksın, biriyle yere basacaksın,
• Demek ondan konuşamıyorum?
• Ondan ya… Bak, işte böyle!
Genç zabit, ayağının birini kaldırıp telefonu eline aldı, çaktırmadan sustasına bastı,sonra Hasan Efendinin kulağına uzattı,
— Ayağını kaldır, konuş! dedi.
Hasan Efendi ayağının birini kaldırdı, genç zabitin elindeki telefonla konuşmağa başladı. Tam o sırada bir yazıcı asker içeri girdi. Hasan Efendi’ye,
— Paşa, sizi istiyor efendim… dedi.
Hasan Efendi, Deli Yusuf Paşanın yanında beş dakika kaldı kalmadı. Alı al, moru mor döndü, geldi. Başını iki eli arasına alıp,
— Rütbeler yine gitti, dedi.
Levazım zabiti Hasan Efendinin beşinci defa rütbesi geri alınmıştı, yine mülâzımlığa indirildi.
Hasan Efendi, Deli Yusuf Paşa’nın odasına girdiği zaman Paşa telefonla konuşmaktaydı. Odada Paşa’nın yaveriyle, erkân-ı harp reisi vardı.
Telefon hatları hem iyi bağlanmadığı, hem karışmış olduğu için paşa bir türlü konuşamıyordu. Sinirlenmişti. İşte bu sırada binbaşılığa terfi için bir fırsat yakaladığını sanan levazım zabiti Hasan Efendi,— Bir ayağınızı kaldırın paşam! dedi.
Deli Yusuf Paşa, maiyetindeki subaylarla doğrudan doğruya, yüz yüze konuşmaz, yaverinin aracılığıyla konuşurdu.
Paşa, yaverine sordu:
— Ne diyor?
Yaver de levazım zabitine sordu:
— Ne diyorsunuz Hasan Efendi?
Hasan Efendi,
— Paşa hazretleri telefonla konuşmak istiyorlarsa, bir ayağını kaldırsın, dedi.
Yaver, paşaya,
— Bir ayağınızı kaldırmanızı söylüyor efendim, dedi.
Deli Yusuf Paşa’nın odasından bir gök gürültüsü, bir kükreme duyuldu. Sonra Hasan Efendi içeri kaçtı. Masasına oturdu… Telefona sıkı bir sövdükten sonra,
— Gitti bizim rütbeler, yeniden başlayacağız! dedi.

Aziz Nesin
Ayağını Kaldır Paşam, Bay düdük

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ali Topuz: Uludere Katliamı ne hata ne kaza, ne de bir kusurdur, o iktidarın seçtiği yoldur

Meclis Uludere komisyonu, Heron görüntülerini izledi. Komisyonun iktidar partili başkanı, diğer üyelerin "Vahşeti gördük" açıklamalarını kabul etmedi: "Resmin tamamını görmeden...

Kapat