1 Kasım 1922- 1 Kasım 2015: Saltanatın Rövanşı – Zahit Atam

0
8

Zahit AtamMuhalefetin hükümet kuramayacağı ve hatta bunun için çalışmadığı, yeni bir hükümetin kurulmasının açık bir şekilde AKP’nin tek başına hükümet kuracak sayıya ulaşması en net ve kirli biçimlerde topluma gösterildi, dayatıldı. Çıkış yolu olarak sunuldu ve bütün bunlara medyanın tahammül edilemez düzeyde tekseslileşmesi eşlik etti. Bunun sonucunda çok büyük sayıda eğitimli ve siyasal bir kesim, korku ile pasifleşti ve en azından sabit durarak kendi can ve iş güvenliğini korumaya çalıştı…
Bu anlamda hırçın ve kirli işler yapan merkez görüntüsüne rağmen, sorun çıkaran ve kan döken merkezi kimliğini korudu ve bütün burjuva demokrasinin yasal çerçevesi ve işleyiş normları terk edilerek, merkez, kamunun bütün olanaklarını kullanarak kendini kirli bir şekilde restore etti.
Seçimler üzerine aykırı düşünceler…

1. Yeltsin Hilesi adı verilebilecek bir hile var.
Bizim gibi ülkelerde bu hile çok net yapılır, hatta bu hile bir şekilde meşrulaşmış, yaygınlaşmıştır.
Nedir Yeltsin Hilesi?
Sanıyorum 1993 yılındaki seçimlerdi, Rusya’da Devlet Başkanlığı seçimleri yapıldı.
Sandıklar açıldığında ve sayım yapıldığında Komünist Partinin Yeltsin’e az bir farkla kaybettiği anlaşılıyordu. Ama sonuçta resmen hile başladı ve ilerleyen kısımlarda Komünistleri içten içe yıkmak için aradaki o küçük fark büyütüldükçe büyütüldü.
Aslında % 40’ın üzerinde oy almış olan Komünistlerin oyu % 32 civarında gösterilmişti. Sonuç büyük bir moral yıkım oldu. Aynı zamanda merkezi iktidarın yıkıcı eylemleri de bir anda meşrulaşmış oldu.
Hem toplumun kendine güveni sarsıldı, toplumun normali yeniden tanımlandı, merkezi iktidarın aşırı kararları için de zemin oluşturdu. Merkez gittikçe daha hiddetli, daha saldırgan, bu memleketin efendisi benim gibi hareket etmeye başladı. Bütün bunlar sonraki zamanlarda açıkça dillendirildi, Yeltsin kendisi de anlattı bunları.
2. Daha sonrasında Meclis’te yani Duma’daki duruma bakıldığında Komünistler çoğunluktaydı ve Duma’da (Rus Meclisi) alınan kararlar ile Yeltsin’i etkisizleştirdiler. Peki, Devlet Başkanı Yeltsin ne yaptı?
Düpedüz Duma’yı topa tuttular.
Askeri topla meclise ateş ettiler ve sonrasında pek çok insanı katlettiler, katledilenlerin arasında seçilmişler de vardı.
Yeltsin Hilesi budur.
3. Türkiye’deki bugünkü koşullarda:
7 Hazirandan sonra parlamentoda koalisyon gerekiyordu. Ama diğer partiler 17-25 Aralıkta ortaya çıkan açık tapelerin hesabının sorulmasını istediler. Çünkü seçim öncesi muhalefetin asıl birleştirici noktası buydu ve seçmenin beklentisi de buydu. AKP içinde ise Erdoğan dışarıda bırakıldığında partiyi bir arada tutacak ve yeniden yapılanmaya gidecek bir alternatif yoktu. Erdoğan ise partinin halkla ilişki kuran ve onlarla hukuksal zemini kuran isimdi. Kendini kurtarmak için sistemi kilitledi. Şurası açıktır ki pek çok AKP’li de koalisyonu istiyordu. Net biçimde sessizleştirildiler ve ardından provokasyonlar başladı, millet üzerinde tehlikeli bir oyun oynanıyordu.
Bu anlamda Türkiye’de AKP özellikle Karadeniz ve Orta Anadolu’nun ittifakı üzerinden birinci parti kimliğini korumaktaydı. Sonuçta AKP birinci partiydi, diğerleri aralarında net bir koalisyon oluşturamıyordu ve yeniden seçim için ne yapılabilirdi?
İki olasılık devreye girdi:
1. Kürtlerin belirli bir bölümü kazanılamazdı,
2. CHP’de kemikleşmiş ve Cumhuriyet üzerinden kendi kimliğini kazanmış ve eğitimli kesim ise AKP’ye kayamazdı,
Bu koşullar altında MHP’nin oyları başta olmak üzere,
Belirli bir uzlaşma dâhilinde diğer partilerden “hile ve hurda” ile de olsa oy alarak sistemi tekrar işler hale getirme yolu seçildi. Ve bu süreçte ardı arkası kesilmeyen provokasyonlar başladı. Bu provokasyonların en önemli hedefi siyasallaşan, aktifleşen ve parlamentodan pek çok şey bekleyen, anti-AKP bir tavra bürünen halkın şiddetli biçimde pasifleştirilmesidir.
Çünkü Türkiye’de halkın siyasallaştığı ve siyasetin net biçimde saydamlaştığı koşullarda, MHP’den ciddi oy kapmaları da, hileyi hurdayı rahatlıkla yapmaları da imkânsızdı.
Toplumda, özellikle eğitimli ve hayatı daha orta-burjuvaya, orta sınıfa yakın kesimlerde çok net bir korku iklimi oluşturuldu. Derin bir korku ile nefret iç içe geçirildi. Ama sinmişlerdi. İnsanlar ürküyor, bütün bunların bu ülkede nasıl olabileceğine akılları alamıyordu. Her şey ortadaydı ve kendi devletlerinin, bürokrasinin bunlara nasıl alet olduğuna bile inanamıyordu. Başını kaldıran herkesi, AKP iktidarı tamamen gayri-ahlaki ve yasa-dışı yollardan açıkça ezdiklerinde, kendilerini savunacak, haklarını koruyacak meşru ve sonuç alıcı hiçbir odak kalmamıştı. Türkiye’nin görüntüsü buydu.
Dikkat ederseniz, 7 Hazirandan sonra en fazla ses getiren eylemler doğrudan örgütler ve silahlı çatışmalar üzerinden olmadı. Doğrudan daha sivil kesimlere karşı yapıldı ve toplu büyük ölümler gerçekleşti. Toplum üzerinde sinme durumunu gerçekleştiren en büyük eylemler, silahlı çatışmalar değil, tam aksine sivillere yönelik öldürücü, yok edici, hatta bedenleri parçalayıcı eylemler oldu. Eğitimli insanlar ne olduğunu çok net anlıyorlardı, ama bütün bunların hesabını sistemde hiçbir kurumsal kimlik sormadığı gibi, kamuoyuna göz göre göre en büyük yalanlar söylenebiliyordu. Meclis, bütün bu sürede ne mi yapıyordu? Tatil yapıyordu. Tuhaf! Memleket ulusal düzeyde ve uluslararası düzeyde bir savaş içindeyken meclisin tatil yapması, bir tür sivil toplum kuruluşu gibi çalışması nasıl açıklanabilir? Toplumun pasifleştirilmesi ve ortalığın en kirli insanlarca söz kalabalığı ve tehdit ile kirletilmesi bu dönemde gerçekleşti. Büyük pasifizasyon ve moral yıkım dönemiydi.
Bütün bunlara eşlik eden ise, sıradan insanın en yoğun şekilde hissettiği haliyle büyük bir ekonomik durgunluk ve giderek piyasanın kötüleşmesi denilen, yaklaşan bir iktisadi krizin ayak sesleriydi.
Sonuçta Muhalefetin hükümet kuramayacağı ve hatta bunun için çalışmadığı, yeni bir hükümetin kurulmasının açık bir şekilde AKP’nin tek başına hükümet kuracak sayıya ulaşması en net ve kirli biçimlerde topluma gösterildi, dayatıldı. Çıkış yolu olarak sunuldu ve bütün bunlara medyanın tahammül edilemez düzeyde tekseslileşmesi eşlik etti.
Bunun sonucunda çok büyük sayıda eğitimli ve siyasal bir kesim, korku ile pasifleşti ve en azından sabit durarak kendi can ve iş güvenliğini korumaya çalıştı…
Bu anlamda hırçın ve kirli işler yapan merkez görüntüsüne rağmen, sorun çıkaran ve kan döken merkezi kimliğini korudu ve bütün burjuva demokrasinin yasal çerçevesi ve işleyiş normları terk edilerek, merkez, kamunun bütün olanaklarını kullanarak kendini kirli bir şekilde restore etti.
Bu anlamda somut olarak seçimlere baktığımızda ne görüyoruz?
1. Türkiye’de yaşayan insanlar olarak kamunun merkezde olduğu bir sistem olan seçimler, kamunun süreci yönetmesi açısından KULLANILAN OYLAR VE SAYIMLAR, BUNLARIN SİSTEME GİRİLMESİ AÇISINDAN, TÜRKİYE’DE BÜROKRATİK AYGIT BU KADAR –nşa’da- HIZLI VE SERİ ÇALIŞAMAZ, BU ÜLKENİN GERÇEKLİĞİNE VE ÇALIŞMA DİSİPLİNİNE AYKIRIDIR. EN BAŞINDAN İTİBAREN SANDIK SONUÇLARI KASITLI OLARAK OLGU MERKEZLİ OLMAKTAN UZAK VE KEYFİ OLARAK AÇIKLANDI.
2. Pek çok şeye önceden karar verilmişti ve sistemde sayım süreçleri netleşmeden oylar açıklandı ve sistem bir anda kendi tercihini yapmış gibi gösterildi.
Bu anlamda bu seçimin karakterini belirleyen şey, net olarak Yeltsin Hilesi ile şekillendi.
BU SÜRECİN DORUK NOKTASI İSE, HDP, MHP VE CHP’NİN ANKARA KATLİAMININ SONRASINDA, AKP’NİN YAPTIKLARINI KABUL ETMESİ VE BU OYUNDA BEN YOKUM HAVASINDA TRİBÜNE ÇIKMASIDIR. YANİ ÖNCE BURJUVA PARTİLERİ HİLEYİ HURDAYI KABUL ETTİLER, ANCAK ONDAN SONRASINDA HALK HİLEYE HURDAYA BOYUN EĞDİ.
Türkiye’de bu koşullar altında AKP’nin böylesi bir merkezi gücü taşıması ve bu şekilde halkın teveccühünü kazanması imkânsızdır.
TÜRKİYE’DE 1 KASIM SEÇİMLERİNDE HALK DEĞİL, SİYASİ İKTİDAR SEÇİMİNİ YAPTI.
YAPTIKLARI YAPACAKLARI KİRLİ ŞEYLERİN TEMİNATIDIR.
3. % 92 SENDROMU NEDİR?
Türkiye’de 80 darbesinden sonra 1982 yılında Anayasa Referandumu yapıldı. Bütün alternatifler ve özgürce tartışma yolları tıkanmıştı. Anayasa süreci hem televizyondan hem de meydanlardan tek elden yürütülüyordu. Toplum daha öncesine göre benzeri görülmemiş bir şiddete maruz kalmıştı.
Hemen her aileden bir insan, bazılarından birçok insan tutukluydu, işkence görüyordu, tehdit altındaydı, işini kaybediyordu ve toplum da büyük bir iktisadi krizin sonuçlarını solumaktaydı.
Acılı bir sessizlik, herkese ölçüsüzce ve hukuksuzça yönelebilecek şiddet, yasal kurumlar işlemiyor, toplumsal uzlaşma rafa kaldırılmış, sınırsız ve yok edici de olabilen, ölçüsüz şiddet uygulayabilen bir iktidar var.
Bu koşullar altında Anayasa Referandumu yapıldı. Bilimsel olarak şunu net söyleyebiliriz: Seçimleri bu şekilde yapanlar, aynı zamanda seçimleri yapmadan önce toplumun yüzde kaçının da Evet diyeceğine de karar vermişlerdi. Seçimlerde halkın çoğunluğunun desteğini almışlardı. Ama genel olarak asla net bir sayım yapılmadı ve açıklanan % 92 Evet rakamı aslında iktidarın kendi arasında karar verdiği bir rakamdı, oyların sayımıyla elde edilmedi.
Aydınlara ve Solculara karşı sonrasında bu sonuç çok kullanıldı. Burjuva siyasetinde bir saldırı biçimine dönüştürüldü. Pek çok militan daha sonra “halka karşı ilenmek için” kendi akıl yürütmesinde bu % 92’yi defalarca telaffuz ettiler.
Aynı şey aslında tersinden halk içinde de yapılmaktaydı. Nasıl mı?
1980 öncesinde, sol halkın içine nüfuz etmişti, halkın gerçekten içinde kök salmıştı. Oysa 1980 darbesinden sonra keskin biçimde sokaklar boşaldığında, halk hem iktisadi krizler, hem sendikalar açısından tam bir gerileme yaşarken, halkın büyük oranda aç kalma korkusu yaşadığı bir zamanda,
GEÇMİŞTEKİ SOL, her yere girmiş, topluma nüfuz etmiş sol, DARBE SONRASINDA ORTALIKTA YOKTU VE ONLARLA BİRLİKTE HAREKET EDENLER, YARDIM EDENLER, GÖNÜL BİRLİĞİ EDENLER DE TEHDİT ALTINDAYDI. BU YENİLGİ SONRASINDA, İNSANLAR HAYAT MÜCADELESİ GAİLESİ İÇİNDE İDEOLOJİYE DOĞRULARA HALKÇILIĞA BÜYÜK ORANDA YÜZ ÇEVİRDİ.
1980 DARBESİNE SOSYALİST HAREKET İDEOLOJİK ÖRGÜTSEL VE SİYASAL OLARAK ALTERNATİF BİR GÜÇ ODAĞI OLARAK DİRENEMEMİŞTİ.
Halk da “KORKUNÇ BİR İKTİDAR” insanlara zulmederken, eski sosyalistlerin demek ki hiçbir gücü yokmuş ki bu iktidardakiler demek ki bu kadar güçlüymüş ki bunları yapabiliyorlar diye belledi.
Sonuçta halk ile sosyalist hareket arasında ideolojik değerinden çok daha fazla, çok daha yıkıcı belirleyici olan bir güven ilişkisi yıkımı yaşandı.
Bir süre sonrasında sosyalistler tekrar geldiklerinde, sözlerinin doğruluğuna inansalar bile, halk bunların sonunda yeniden yenileceğini ve umutsuz vakıalar olduklarını düşünüyorlardı.
% 92 SENDROMU: ÇİFT TARAFLI BİR GÜVEN YIKIMI VE SAHTEKÂRLIĞIN BAŞTACI EDİLMESİ VE KORKU İLE HALKIN VE DEVRİMCİLERİN SİNDİRİLMESİ ANLAMINA GELİR. AVANTACILIK BÖYLE BAŞTACI EDİLDİ. İKİ YÖNLÜ OLARAK DA MERKEZ KENDİNİ RESTORE EDER VE YIKICI AHLAKSIZ VE HALK DÜŞMANI OLANLAR İKİ TARAFI DA ZOR MEKANİZMASI İLE SİNDİRİR.
1 KASIM SEÇİMLERİNİN BUGÜNKÜ ANLAMI BU SENDROMUN FARKLI BİR DÜZEYDE YENİDEN TOPLUMSAL DURUMU BELİRLEMESİDİR.
4. BU SEÇİM SONUÇLARINA BAKILDIĞINDA, SEÇİM SONUÇLARI DENGELERİN İÇ İÇE GİRDİĞİ ORTADOĞU’DA MERKEZİ İKTİDARA MAKSİMUM HAREKET ALANI DOĞURACAK BİR ALAN BIRAKTIĞINI UNUTMAYALIM.
BU ANLAMDA SİYASİ İKTİDAR ÇOK RAHATÇA SİYASAL MANEVRALAR YAPABİLECEKTİR, BU KOŞULLAR ALTINDA ÇOK FARKLI GÜÇLERİN DENKLEMİN İÇİNE GİRDİĞİ KOŞULLARDA “DEMOKRASİ VE KOALİSYON” SİYASİ İKTİDAR TARAFINDAN LÜKS OLARAK GÖRÜLDÜ. KİŞİSEL SORUNLARINIZI BAŞKA BAHARA ERTELEYİN DENİLMİŞ OLUNDU.
BU SEÇİMLERDE SONUÇ OLARAK, HALKA VE MİLLETE NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ, KİMLERİ MECLİSE GÖNDERİYORSUNUZ DİYE SORULMAMIŞ OLDU. ÇÜNKÜ ZATEN MECLİSİN KENDİSİ TATİL EDİLMİŞTİ, ERTELENMİŞTİ VE ÇALIŞMIYORDU…
Bu koşullar altında hükümetin değiştirilmesi ile uzun süredir bir parçası olunan bataklıktan çıkılamazdı. Siyasi iktidarın kaygısı buydu.
5. Bir kez daha, düzen siyasal krizini çözerken, iktisadi ve can pazarlığı açısından, Kürtlerin yaşam koşullarını ve canını riske etti, zulüm her tarafı kapladı. Bu toplumun ötekileri olarak, siyasal kriz sırasında düşmanlaştırıldılar, ötekileştirildiler ve düpedüz sanki hınç çıkarır gibi Kürt Halkının bedenine saldırıldı. Öldürüldüler, parçalandılar, cesetlerine işkence yapıldı ve nefret dalgası yayılırken, aynı zamanda Kürtler büyük bir iktisadi krizi yaşadılar. Bu tam anlamıyla bir can pazarıydı.
6. Ortadoğu’daki durum düşünüldüğünde, iç siyasi çekişmelerin merkezde durduğu, pek çok noktada geçmişte yapılanların deşifre edilebileceği, toplumun siyasallaşabileceği bir koalisyon dönemi, siyasi iktidar tarafından riskli bulundu. Bu nedenle sonuçlar tam ayarlanmış gibi, AKP’yi ve merkezi iktidarı, elini serbestleştirecek şekilde, Kürtler tamamen siyasi temsilden yoksun bırakılmamış, can çekişse de hala ümit var denilecek şekilde, MHP ise belirli anlamlarda yeni bir dönemde kendisine geçmişte uğradığı haksızlığı telafi edebileceği vaadi ile sonuçlandı. Tam ayarlanmış gibi, hassas bir şekilde.
Bu seçimde siyasi iktidar tercihini yaptı, halk değil, halka verilen mesaj sen kenarda kıyıda köşede bekle, senin sıran gelmedi denildi. Ayar verilirken baz alınan Ortadoğu’daki dengelerdi, demokrasi oyununun kuralları değil.

SONUÇLAR
1. Siyasi iktidar şunu test etmiş oldu: seçim yapıp halka fikrini sormadan, istediği sonucu alabiliyor.
2. Meşruiyet krizi zorbalıkla ve sindirme politikaları ile, kamuoyu net biçimde yönetilebiliyor.
3. Muhalefeti istediği gibi zapturapt altına alabiliyor.
4. Kritik durumlarda, iç ayarları yapmak için PKK etkin olarak kullanılabiliyor. Bunu diyor ve susuyorum, malumunuz arkadaşlar eleştiri falan dinlemez.
5. Kendi siyasi iç ayarları için, vatandaşlarının canı, malı ve hatta can vermiş bedenleri kullanılabiliyor.
6. Vatandaşlarda derin bir yeis ve depresyon kaynağı olabilecek söylemleri harekete geçirerek, tuhaf yargı kararları vererek, toplumun eğitilmiş kesimlerini sindirebiliyor.
7. Toplumsal uzlaşma hiçe sayılarak, vatandaş siyaset organlarının dışına itilebiliyor.
8. Saltanatın kaldırılmasının hıncını ve saltanat özlemlerini azdıracak şekilde, kirli oyunlarla büyük bir oyuna çevirebiliyor.
9. Daha da önemlisi Türkiye’de anayasal temel kurumlar ve bizzat Anayasanın kendisi fiiliyatta geçersiz kılınabiliyor.
10. Bu halkın hisleri ve maddi varoluş koşullarından bağımsızlaşmış bir siyasi çekişme ortamı oluşturulabiliyor.
11. En önemlisi de 12 Eylülü yapanların iktidarını farklı koşullarda yeniden tesis edebiliyor.
12. Solun ideolojik olarak yeniden canlanma yaşama şansını, kirli oyunlarla ve sistematik olarak devre dışı bırakılabilir ve düzen kendini acımasız araçları kullanarak restore edebilir.
13. Türkiye’de muhalefet gerektiğinde en doğal en açık en bariz “adil oyun” isteğini hukuki ve siyasi olarak dile getirme hakkından mahrum bırakılabilir ve Muhalefet iktidarın dayatmasıyla en doğal halkın taleplerini dile getirmekten –kendi zararına- vazgeçebilir.
14. Türkiye’de hükümet ile siyasi iktidar birlikte topluma tuhaf ve hatta insanlık dışı oyunları yapabilir. Toplumun buna gıkı çıkmaz, en fazla derin bir yasın içine girer.
15. Korku iklimi, ideolojik netlik, kalkınma sorunları ve toplumsal refahtan daha etkili bir yönetme/ sindirme aracıdır.
16. En açık haliyle, seçim sonuçlarının hileli olduğunu, bu işlerin merkezden yönetildiğini hepimiz biliyoruz, muhalefet partilerinin sessizliği, sınırlı sayıda isyankârı da susturmanın en etkin yoludur. Sistematik hile ile yolu döşediler.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz