“Sahip olduğumuzun çok uzağındayız” Pozitiflikler, disiplinler, bilimler – Michel Foucault

Bilim ve Bilgi
Bütün önceki çözümlemelere, ilkesini vermeden, çerçevesi belirtilmeden, sessiz bir sınırlama empoze edilir. Anımsanan bütün örnekler istisnasız çok dar bir alana aittir. Sahip olduğumuzun çok uzağındayız…

söylemin sınırsız alanının bir hesabının çıkarıldığını söylemiyorum, ama derinlemesine incelendiğini söylüyorum; «edebî», «felsefî», ya da «siyasî» metinleri sistemli bir biçimde niçin savsakladık? Bu bölgelerde, söylemsel oluşumların ve pozitiflik sistemlerinin yeri yok mudur? Bilimlerin tek bir düzeniyle yetinmede, niçin matematiğin, fiziğin ya da kimyanın adı anılmadan geçilmiştir? Niçin kuşkulu, henüz biçim kazanmamış ve belki de sürekli olarak bilimselliğin eşiğinin altında kalmaya mahkûm bulunan bunca disipline başvurulmuştur? Tek kelimeyle, arkeolojinin bilimler hakkındaki çözümlemeyle ilişkisi nedir?

Pozitiflikler, disiplinler, bilimler

İlk soru: biraz tuhaf olan «söylemsel oluşum» ve «pozitiflik» terimleri altında, arkeoloji sözde-bilimleri (psikopatoloji gibi), tarih-öncesi dönemdeki bilimleri (doğa tarihi gibi) ya da tümüyle ideoloji tarafından kavranmış bilimleri (ekonomi politik gibi) bütün yalınlığıyla betimlemiyor mu? 0 her zaman bilimsel olana yakın kalacak olan şey hakkındaki ayrıcalıklı çözümleme değil midir? Örgütlenmelerini bilimsel modellerden alan, tutarlılığa ve kanıtlanmışlığa yönelen, bilimler gibi kabul edilmiş, kurumsallaşmış, yayılmış ve bazen öğretilmiş olan ifadelerden oluşan bütünlere «disiplinler» adı verildiği takdirde, arkeolojinin, varolan disiplinlerden hareketle (ya da onlara rağmen) oluşabilmiş olan bilimleri betimleyeceği halde, gerçekte bilim olmayan disiplinleri betimlediği söylenemez mi?
Bu sorulara olumsuz yolla cevap verilebilir. Arkeoloji disiplinleri betimlemez. Olsa olsa, disiplinler, apaçık görünüşleri içinde, pozitifliklerin betimlenmesinde başlangıç hizmeti görebilirler; fakat onlar pozitifliklerin sınırlarını tespit etmezler: pozitifliğe kesin kopukluklar empoze etmezler; çözümlemenin sonunda oldukları gibi bulunmazlar; kurulmuş disiplinlerle söylemsel oluşumlar arasında birebir karşılıklı ilişki gerçekleştirilemez.

Bu uyumsuzlukla ilgili, işte bir örnek. Deliliğin Tarihinin ilgi odağı, xıx. yüzyılın başında, bir psikiyatri disiplininin ortaya çıkışı idi. Bu disiplinin, xvııı. yüzyıl tıbbının incelemeleri içinde bulunan «baş ağrıları» ya da «sinirsel hastalıklar» hakkındaki geleneksel bölümle ne aynı içeriği, ne aynı iç örgütlenmesi, ne tıbbın içinde aynı yeri, ne aynı pratik fonksiyonu, ne aynı kullanım biçimi vardı. Oysa, bu yeni disiplin incelenmekle iki şeyin farkına varıldı: ortaya çıkarıldığı dönemde onu mümkün kılmış olan şeyin, kavramların, çözümlemelerin ve kanıtlamaların ekonomisi içindeki bu büyük değişmeyi belirlemiş olan şeyin, bu, hastaneye yatırma, göz altına alma, toplumdan tecrit etmenin koşulları ve gelişim evreleri, hukuk biliminin kuralları, endüstriyel işin ve burjuva ahlâkının normları arasındaki bütün bir ilişkiler oyunu, kısacası bu söylemsel uygulama için onun ifadelerinin oluşumunu belirginleştiren bütün bir toplamdır; fakat bu uygulama yalnızca bir disiplinin içinde bilimsel statüde ve iddiada görülmez; aynı zamanda o hukuk metinlerinde, edebî ifadelerde, felsefî düşüncelerde, siyasî düzenle ilgili kararlarda, günlük söyleşilerde, kanaatlerde de görülür. Psikiyatri disiplininin varoluşunu tespit etme olanağını verdiği söylemsel oluşum onunla birlikte yayılan değildir, tam tersine: söylemsel oluşum psikiyatri disiplininin her yanından taşar ve onu her tarafından kuşatır. Fakat dahası var: zaman içinde geriye doğru gidildiğinde ve, xvıı. ve xvııı. yüzyılda, psikiyatrinin kuruluşundan önce gelebilmiş olan şey araştırıldığında, daha önceden varolan hiç bir disiplinin bulunmadığı görülür: Klâsik çağın doktorları tarafından aşırı düşkünlükler, sayıklamalar, melankoliler, sinirsel hastalıklar hakkında söylenmiş olan şeyler hiçbir şekilde otonom bir disiplini oluşturmaz, fakat olsa olsa heyecanlar, mizaçların değişimleri, ya da akıl hastalıklarıyla ilgili çözümlemenin içinde küçük bir bölümü oluşturur. Böyle olmakla birlikte, kurulmuş her disiplinin yokluğuna rağmen, kurallara uygunluğu ve güvenilirliği bulunan bir söylemsel uygulama ortaya çıkmıştı. Bu söylemsel uygulama, hiç kuşkusuz, tıbbın içinde çepeçevre kuşatılmış idi, fakat tamamıyla yönetimsel tüzüklerin, edebî ya da felsefî metinlerin, kazuvistiğin, zorunlu iş ya da yoksullara yardım teorileri veya projeleri içinde olduğu gibi. Klâsik çağda, demek ki, psikiyatriyle kıyaslanabilir olan hiçbir belirli disiplinin kendilerine uymadığı, mükemmel bir biçimde betimlenmeye elverişli bir söylemsel oluşum ve bir pozitiflik bulunmaktadır.

Fakat, pozitifliklerin kurulmuş disiplinlerin basit kopyaları olmadıkları eğer doğruysa, pozitiflikler o zaman gelecek bilimler hakkındaki ilk taslak olmaz mı? Söylemsel oluşum adı altında, bilimlerin kendi geçmişleri üzerindeki geçmişe ait izdüşümü, onların kendilerinden önce olan ve böylelikle onların önceden profillerini çıkarıyormuş gibi görünen şey konusunda sahip oldukları belirsizlik gösterilmez mi? Örneğin, Zenginliklerin Çözümlenmesi ya da Genel Dilbilgisi olarak betimlenmiş olan şey, belki son derece sunî bir otonomiyi onlara ödünç vermek suretiyle, büsbütün basit olarak, tutarsız halde ekonomi politik, ya da nihayet dilin kesin bir biliminin kuruluşundan önceki bir evre olmaz mıydı? Meşruiyetinin ortaya konulması şüphesiz zor olacak olan geriye doğru bir hareketle, arkeoloji, suç ortaklığı bir bilimin kuruluşu için zorunlu olarak ortaya çıkacak olan bütün ayrışık ve dağınık elemanları bağımsız bir söylemsel uygulama halinde yeniden gruplamaya çalışmaz mı?
Bu durumda da, cevabın olumsuz olması gerekiyor. Doğa Tarihi adı altında çözümlenmiş olan şey, xvıı. ve xvııı. yüzyılda, bir hayat biliminin taslağı olarak değerlendirilebilecek, ve onun meşru soykütüğü içinde betimlenebilecek olan her şeyi, tek bir figür içinde, bir özet haline getirmez. Böylece gün yüzüne çıkmış olan pozitiflik gerçekten varlıklar arasındaki benzerlikler ve ayrılıklarla ilgili birçok ifadeyi, onların gözle görülebilir yapısını, özel ve cinssel karakterlerini, mümkün sıralamalarını, onları birbirinden ayıran süreksizlikleri, ve birbirine bağlayan intikalleri gayet iyi açıklar; fakat o aynı dönemin tarihini taşımakla birlikte biyolojinin atalardan kalma biçimlerini de gösteren öteki çözümlemelerin çoğunu bir yana bırakır: (sinir sisteminin bir anatomi-fizyolojisinin kuruluşu için bu kadar önemli olacak olan) refleks hareketinin çözümlenmesi, (evrimin ve genetiğin problemlerine el atıyor gibi görünen) tohumlar teorisi, (genelde organizmaların fizyolojisinin büyük sorunlarından biri olacak olan) hayvansal ya da bitkisel gelişmenin açıklanması. Ayrıca: gelecekteki bir biyolojiye el atacak yerde, Doğa Tarihi -işaretler teorisine ve düzen hakkındaki bir bilim projesine bağlı, taksinomik söylem-, sağlamlığı ve otonomisiyle, hayatın birleştirici bir biliminin kuruluşunu ortadan kaldırıyordu. Aynı şekilde, Genel Dilbilgisi olarak betimlenmiş olan söylemsel oluşum, tam tersine, klâsik çağda dil konusunda söylenebilmiş, ve daha sonra, filolojide, kalıtının ya da reddinin, gelişmesinin ya da eleştirisinin bulunması zorunlu olan her şeyi açıklamaz: o kutsal kitap metninin yorumlanmasıyla ilgili yöntemleri, ve Vico ya da Herder’de dile getirilmiş olan bu dil felsefesini bir yana bırakır. Söylemsel oluşumlar, o halde, henüz kendilerinin bilincinde olmayanların sessiz sedasız kuruldukları anın içinde geleceğin bilimleri olmazlar: onlar, gerçekte, bilimlerin belirli bir yöndeki evrimine göre teleolojik bir ard arda geliş halinde değildirler.

Klinik tıp kesinlikle bir bilim değildir

Bu durumda, pozitifliğin varolduğu yerde bilimin var olamayacağının, ve pozitifliklerin, ortaya konulabildikleri yerde, daima bilimlerden ayrı bulunduklarının söylenmesi mi gerekiyor? Bilimlerin karşısında kronolojik bir ilişki içinde bulunacak yerde, onların bir ard arda geliş durumu içinde olduklarının varsa-yılması mı gerekiyor? Onlar neredeyse belirli bir bilgi-kuramsal yanlışın olumlu biçimidirler. Fakat, buna eş bir durum içinde, bir karşı-örnek ortaya konabilir. Klinik tıp kesinlikle bir bilim değildir. Kesin ölçütlere cevap veremediği ve fizikten, kimyadan yahut da fizyolojiden bekleyebildiğimiz kesinlik düzeyine ulaşamadığı için değil yalnız; fakat empirik gözlemlerin, kaba denemelerin ve sonuçların, reçetelerin, tedavi yollu öğütlerin, kurumsal yönetmeliklerin, henüz örgütlenmiş, bir yığınını kapsadığı için de o bir bilim değildir. Bununla birlikte, bu bilim-dı-şılık bilimden ayrı da değildir: xıx. yüzyıl boyunca, o fizyoloji, kimya, ya da mikrobiyoloji olarak mükemmel bir biçimde kurulmuş bilimler arasında belirli ilişkileri gerçekleştirdi; ayrıca, o, kendisine sahte bilim adını vermenin hiç kuşkusuz bir kuruntu olacağı patolojik anatominin söylemi gibi söylemlere de yer verdi.
Demek ki, söylemsel oluşumlar ne bilimlerle, ne henüz bilimsel olan disiplinlerle, ne geleceğin bilimlerini uzaktan gösteren bu figürlerle, nihayet ne de daha baştan her türlü bilimselliğin dışında kalan biçimlerle aynılaştırılabilir. Pozitiflikler ile bilimler arasındaki ilişki nedir o halde?

Michel Foucault
Bilginin Arkeolojisi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dünya Dinleri ve İktidar: Dinin kökenine ilişkin Marksist analiz – Paul N. Siegel

Marksizm, daha eski materyalistlerin Epikür kaynaklı görüşünü paylaşır: Dinin kaynağında, vahşi insanın açıklayamadığı doğa olayları karşısındaki dehşet ve korkusu vardır....

Kapat