Sadık Hidayet: Huri ile fahişenin farkı nedir? Sen biliyor musun? Ben bilmiyorum!

Sadık Hidayet

“Tutsağı olduğum sefaletten kaçıyordum.
Sokaklarda belli bir amacım olmaksızın, rasgele yürüyor; para ve şehvet peşinde koşan, o tamahkâr suratlı ayaktakımını arasından rahat, umarsız geçiyordum.
Onları görmeye ihtiyacım yoktu, biri ötekinin kopyasıydı.
Hepsi bir ağız, ağza asılı bir avuç bağırsaktan oluşuyor, cinsel organlarında bitiyorlardı.”

***

Ben anlamıyorum! Ya sen?

Cehennemliklerin suçu seks ve içki idi.
Cennetliklerin mükafatı da seks ve içki..
Gelecektekiler bizim saflığımıza gülüyorlar..
Sen anlıyor musun?
Ben anlamıyorum!
Huri ile fahişenin farkı nedir?
Biri Allah’ ın çalışanı, diğeri kulunun..
İnananlarına rüşvet olarak Huri veren Allah
ve Genelev olan Cennet!
Hangisi günahsız?
Çaresizlikten karnını böyle doyuran fahişe mi?
Yoksa vücudunun hazzı, kulların iyi işlerinin mükafatı olan Huri mi?
Sen biliyor musun? Ben bilmiyorum!

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi
yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar

 Yalnız ölüm yalan söylemez!
Ölümün varlığı bütün vehim ve hayalleri yok eder. Bizler ölümün çocuklarıyız, hayatın aldatmacalarından bizi o kurtarır. Hayatın derinlerinden seslenir, yanına çağırır bizi. Ve biz, henüz insanların dilini bile anlamadığımız yaşlarda, ara sıra oyunlarımızı yarıda kesiyorsak, bunun nedeni, ölümün seslenişini duymuş olmamızdır. Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz?”

***

“Değişik dönemler, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, benim için boş sözlerden başka bir şey değil bunlar. Bunlar sıradan insanlar için, ayaktakımı için, evet işte aradığım kelime, ayaktakımı için, ki onların hayatları senenin mevsimleri gibi belirli mevsimlere, dönemlere bölünmüştür ve onlar, hayatın ılımlı kesimlerinde güvence altındadırlar. Hayat bana tek ve değişmez bir mevsim oldu hep. Bu hayat bir soğuk bölgede ve sonsuz bir karanlıkta geçti âdeta, öyle ki bağrımda hep aynı alev vardı ve o beni bir mum gibi eritti.”*

“Her yerde, her zaman
yabancı olduğumu hissettim”

“Vaktiyle onların arasına karışmıştım; başkalarını taklit edeyim dedim. Baktım, soytarıya dönmüşüm. Adına zevk dedikleri her şeyi denedim; gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. Her yerde, her zaman yabancı olduğumu hissettim. Diğer insanlarla aramda en ufak bir ilgi dahi yoktu.”

***

“Soluk alamıyordu; iğrenç olduğunu düşünüyordu hep. Dünyanın ve tüm insanların zulmüne, adaletsizliğine karşı dile getirilemeyen bir kin, bir nefret duydu kendinde. Onu bu halde, bu kılıkta dünyaya getirdikleri için belli belirsiz bir kin duydu annesine, babasına karşı. Hiç dünyaya gelmemiş olsaydı, böyle şeylerle karşılaşmayacaktı. Başkaları gibi yüzsüz, hafifmeşrep, dillere düşen, arsız, hayasız biri olsaydı, eski günleri yâd edecek güzel anıları olacaktı.”**

Modern İran Edebiyatı’nın Yasaklı Yazarı: Sadık Hidayet

17 Şubat 1903 tarihinde Tahran’da dünyaya geldi ve bu kentteki Fransız Lisesi’nde eğitim gördü. 1925 yılında eğitimini sürdürmek amacıyla Avrupa’ya gitti. Bir süre diş hekimliğine ilgi duyduysa da mühendislik okumak için diş hekimliğinden vazgeçti. Fransa ve Belçika’da geçirdiği dört yılın ardından İran’a döndü ve kısa sürelerle çeşitli işlerde çalıştı.

İlk hikâyelerini Paris’teyken yazdı. 1936’da Hindistan’a giderek Sanskritçe öğrendi. Buradayken Budizm’i inceledi ve Buda’nın kimi yazılarını Farsça’ya çevirdi.

Sadık Hidayet sonunda tüm hayatını Batı Edebiyatı çalışmalarına ve İran tarihi ile folklorunu araştırmaya adadı. En çok, Guy de Maupassant, Çehov, Rilke, E.A. Poe ve Kafka’nın eserleriyle ilgilendi. Hidayet birçok hikâye, kısa roman, iki tarihi dram, bir oyun, bir seyahatname ile bir dizi yergili komedi ve taslak kaleme aldı. Yazıları arasında ayrıca birçok edebiyat eleştirisi, İran folkloru ile ilgili araştırmalar ve Orta Farsça ile Fransızcadan yapılmış çeviriler yer alır. Sadık Hidayet, İran Dili ve Edebiyatını uluslararası çağdaş edebiyatın bir parçası haline getiren yazar olarak kabul edilir.

Sonraki yıllarda, zamanın sosyo-politik problemlerinin de etkisiyle, İran’ın gerilemesinin sebebi olarak gördüğü monarşiye ve ruhban sınıfına yoğun eleştiriler yöneltmeye başladı. Eserleri aracılığıyla bu iki kurumun su-i istimallerinin İran milletinin sağırlığının ve körlüğünün sebebi olduğunu gösterme çabasına girdi. Çevresine, özellikle de, çağdaşlarına yabancılaşan Hidayet, son eseri Kafka’nın Mesajı’nda ancak ayrımcılık ve baskı sonucunda yaşanabilecek bir melankoli, umutsuzluk ve ölüm halinden bahseder.

Sadık Hidayet’in en tanınmış eseri 1937 yılında Bombay’da yayımlanan Kör Baykuş’tur.
Beethoven ve Çaykovski dinlemeyi seven ve afyon tiryakiliği bilinen Sadık Hidayet, resimle de uğraştı.

Ölümünü yirmi beş yıllık arkadaşı Bozorg Alevi şöyle anlatır: “Paris`te günlerce, havagazlı bir apartman aradı, Championnet caddesinde buldu aradığını. 9 Nisan 1951 günü dairesine kapandı ve bütün delikleri tıkadıktan sonra gaz musluğunu açtı. Ertesi gün ziyaretine gelen bir dostu, onu mutfakta yerde yatar buldu. Tertemiz giyinmiş, güzelce tıraş olmuştu ve cebinde parası vardı. Yakılmış müsveddelerin kalıntıları, yanıbaşında yerde duruyordu.

Yılmaz Güney`in de yattığı Père Lachaise (okunuşu: per laşez) mezarlığında gömülüdür.

Sansürlenmesi
Sadık Hidayet’in eserleri günümüzde Avrupa’daki politik İslamcı çevrelerden yoğun eleştiriler almaktadır ve birçok romanı (özellikle de Hacı Ağa) artık Fransa’daki kitapçılarda ve kütüphanelerde bulunamamaktadır. Kör Baykuş ve Hacı Ağa adlı romanları 2005 yılında düzenlenen 18. Uluslararası Tahran Kitap Fuarı’nda yasaklanmıştır.
Kasım 2006 itibariyle Sadık Hidayet’in tüm eserleri geniş çaplı bir tasfiye politikası kapsamında İran’da yasaklı durumdadır.

Eserleri
Öykü
• Diri Gömülen (Zindeh be-gur) 1930
• Moğol Gölgesi (Sayeh-ye Moghol) 1931
• Üç Damla Kan (Seh qatreh khun) 1932
• Alacakaranlık (Sayeh Rushan ), Aleviye Hanım (Alaviyeh Khanum), Bay Hav Hav (Vagh Vagh Sahab) 1933
• Kör Baykuş (Bûf-i kûr) 1937
• Aylak Köpek (Sag-e Velgard) 1942
• Hacı Ağa (Haji Aqa) 1945
• islam kervanı (islam konvoyu) (karevane eslam)

Oyun
• Sâsân Kızı Pervin (Parvin dokhtar-e Sasan) 1930
• Mâzyâr (Maziyar) 1933

Seyahatname
• Isfahan: Cihan’ın Yarısı (Esfahan nesf-e Jahan) 1931
• Islak Yol Üzerinde (yayınlanmamış) (Ru-ye Jadeh-ye Namnak) 1935

İnceleme-araştırma
• Hayyam’ın Terâneleri (Rubaiyat-e Hakim Omar-el Khayyam) 1923
• İnsan ve Hayvan (Ensan va Hayvan) 1924
• Ölüm (Marg) 1927
• Vejetaryenliğin Yararları (Favayed-e Giyahkhari) 1957
• Kafka’nın Mesajı 1948 (Taranehha-ye Khayyam)

*Kör Baykuş’tan alıntılar
**Aylak Köpek

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: Hiçbir kavram, fikir veya teori eleştiriden muaf değildir

Kapat