“Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana!..” Şair Hayyam – Sadık Hidayet

Temas edilenler de gösteriyor ki Hayyam’ın düşüncesinin nüfûzu, gönül okşayan ahengi, kılı kırk yaran görüşü, engin şiir yeteneği, ifade güzelliği, mantığındaki sıhhat, gereksiz şeylerden arınmış sade benzetmelerin bolluğu, özellikle çeşit çeşit ahenkle herkesin ruhuna hitabeden felsefesi ve düşünce tarzı, pek az filozof ve şair arasında ona yüce ve apayrı bir makam vermektedir.

Devamı…“Ne mutlu dünyaya hiç gelmemiş olana!..” Şair Hayyam – Sadık Hidayet

Sadık Hidayet: Yaşam ve ölüm üzerine düşünmeye hayatını harcayan “Garip” bir İranlı

Sâdık Hidâyet, özellikle başyapıtı Kör Baykuş’la ve öyküleriyle, modern İran edebiyatının kurucularından biri. Çoğu yazar gibi onun yaşamı da çelişkilerle dolu. Düşünceleri, sözleri ve yaptıkları üzerine giderek artan yorumlar, yaşamına retrospektif bir bakışı özellikle karmaşıklaştırıyor.

Devamı…Sadık Hidayet: Yaşam ve ölüm üzerine düşünmeye hayatını harcayan “Garip” bir İranlı

Füruğ Ferruhzad’an bir mektup: “Zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım”

Furuğ FerruhzadBen, bir gün doğup bir gün de bu dünyadan çekip giden ve artlarında herhangi bir iz bırakmayan yüzbinlerce insan gibi yaşayamam. Bende bu duygu var, fakat şimdiye kadar yaptıklarımın tümü doğrudur ve kimse buna itiraz edemez demiyorum. Hayır, yaşamım boyun­ca birçok hatalar yaptığımı kendim de biliyorum. Ama kim tüm yaşamı bo­yunca yaptıklarının, düşündüklerinin ve davrandıklarının doğru olduğunu söyleyebilir? Şairin dediği gibi: Bu dünyada yaşam iki olmalı / biri dene­yim kazanmak / diğeri deneyimleri kullanmak için. Ben kötü bir kız deği­lim ve asla ailemin utancına neden olmak istemedim. Şayet ben bu yola adım atmışsam, ailemin benimle gurur duyması içindi, hâlâ da Öyle ve emi­nim bir gün gayeme ulaşacağım.

Devamı…Füruğ Ferruhzad’an bir mektup: “Zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım”

Furuğ Ferruhzad’ın kardeşine yazdığı son mektuplar: “Ne kadar üzüldüğümü ve kalbimin nasıl sıkıştığını bilmiyorsun”

Furuğ FerruhzadNe kadar üzüldüğümü ve kalbimin nasıl sıkıştığını bilmiyorsun. Sizler gelinceye kadar belki ben boğulurum. Ne faydası var? Bu işlerin faydası ne?… …
Şimdiye kadar sen oradan memnunsun diye seviniyordum, çalışıyorsun ve işlerinde bu kadar başarı elde etmişsin. Şimdi sen kalkmış dönüyorsun ve benim bu kadar öğüdümün sende hiç etkisi olmamış demek. Yazık…
Sen burada, benim bütün hayatımı parçalayıp mahveden insanların arasında yaşamalısın – bunlar bir hiçler, hiçler – hiçler… bu gün senin fotoğraflarını dergilerinde basanlar ve ona buna yedirenler, yarın her yerde senin aleyhinde konuşmaktan başka işleri olmayacak ve nerede yazarlar yazsınlar seni kötüleyecekler… … senin dayanma gücün ne kadardır bilmiyorum, ben kendim olmam için – bunların arasında yaşamışım – bunların arasında ölmüşüm ama sen?…

Devamı…Furuğ Ferruhzad’ın kardeşine yazdığı son mektuplar: “Ne kadar üzüldüğümü ve kalbimin nasıl sıkıştığını bilmiyorsun”

Şair Furuğ Ferruhzad’ın yaşamı üzerinden İranda kadının yeri – Rıza Berahani

Füruğ Ferruhzad“Umutlarımı aşkımı tekmeleyen bir erkeğe, vefa ettim/ ne verdiysem ona helali olsun/ ancak karşılıksız kalbim ki hiçe bağışladım”

Tanrı İbrahim’e ateşin üzerinden geçmesini emrettiğinde, İbrahim soru sormaksızın ve neden aramaksızın tanrısal buyruğa boyun eğiyor. Sixous’ya göre bu iki öykü kadın ve erkeğin benliğini gösterici nitelikteler. Bu boyun eğme ve başkaldırı kavramlarından, Sixous’ya göre, iki tür cinsel libido ekonomisi doğmuştur: dişi ve erkek libido ekonomisi (Female and Male Libidinal Economy) dişi libido ekonomisinin temel özelliği, egemenliğin reddi ve bir çeşit olumlu kabullenmenin kabulüne dayalıdır. Öyle ki kadın, olumlu bir biçimde, dünyayı kabullenmeyi kabul ediyor, dünyaya karşı, her hangi bir beklentisi olmaksızın ve tam bir bonkörlükle kendini bağışlıyor, veriyor. Erkek, tersine, egemenlik peşindedir, bir tür fallu- sodakcıdır (Phallocentric, fallosantrik, ehlilodakcı) ve ondan doğan kültür ise gerçekte fallusodakcı bir kültürdür, babaerkil kültürler tarihi, geleneksel toplum, erel havanın salt anlatımı kültürü, fallusodakcılık kültürü, siyasi merkez komiteler kültürü, casusluk kültürü ve tarihsel casusluk sistemleri. Bunların tümü işte o erkek libido ekonomisi temeline dayanır. Bu ekonomide kadın bir cinsel matahtır.

Devamı…Şair Furuğ Ferruhzad’ın yaşamı üzerinden İranda kadının yeri – Rıza Berahani

Çağdaş İran Oyküleri: Zafer güçlükle mücadele etmekle, yenilgi ise mücadeleden kaçıştadır – Muhammed Hicazıõ

İran ÖyküleriKüçük Bir Taş
Belki sızın ayakkabınıza da bir gün küçük bir taş parçası girmiştir. Ayağınızı bir tarafa bastırıp taş parçasını bir köşede tutarsınız. Birkaç adım rahat yürür ve kendi âleminize dalarsınız. Ancak o davetsiz misafir kendisini düşünmediğiniz için gücenir ve harekete geçer. Nasıl mı? Hassas bir nokta bulup oradan kendisiyle ilgilenmenizi sağlar.
Bir süre lâfına kulak asmaz, yürürsünüz. Oysa o, sivri ucunu biraz daha batırır, ister istemez durur, onun için bir çukur ya da genişçe bir alan hazırlarsınız ayakkabınızda ve bundan böyle birbirinizi rahatsız etmeyeceğinizi kararlaştırırsınız.. Tekrar düşüncelerinizin parçalanmış zincirlerini yerden gökten toplar, birbirine dolaştırır ve gidersiniz.

Devamı…Çağdaş İran Oyküleri: Zafer güçlükle mücadele etmekle, yenilgi ise mücadeleden kaçıştadır – Muhammed Hicazıõ

“Kalbe dokunmasını biliyorlar, ama kırarak!..” Penceredeki Yalnız Kadın: Furuğ Ferruhzad

Furuğ FerruhzadNereye koşuyorsun?
Tahran’ın toprakla kaplı o sokağında, kagir duvarların sınırlarını çizdiği o sokakta nereye koşuyorsun? Gümrük Dörtyol’una gelmeden o daracık sokağın ortasından geçen arkın suyunu görmüyorsun bile. Atlıyorsun. Buğday sarısı, bukle bukle saçların omuzlarında kalkıp iniyor. Nereye böyle beyaz tenli, kara gözlü çocuk? Koşarken de bağıran sensin değil mi? En önde Emir Mesut Ağabeyin var. Senden bir yaş büyük Puran Ablan yine senin peşinden koşuyor. Puran hep senin peşinden koşacaktır. O daha esmerdir. Saçları karadır. Bakışları da seninkine pek benzemiyor. O sessizdir. Evdeyken de şimdi koşarken de sessizdir. Sanki o koşarken düşünüyor. Sense bağırırken, kahkaha atarken düşünüyorsun. Onun yaraları içine gömülüdür, denizlerinin karanlık diplerinde gömülüdür. Senin yaraların ise gül gül açıyor. Dilinde açıyor, gözlerinin kara deliğinde açıyor.

Devamı…“Kalbe dokunmasını biliyorlar, ama kırarak!..” Penceredeki Yalnız Kadın: Furuğ Ferruhzad

Çocukluk Kitaplarımızın Büyük Yazarı Samed Behrengi’nin Kaleminden Deli Dumrul’un Hikayesi

Samed BehrengiEski zaman içinde Oğuz kavminde Deli Dumrul adlı bir yiğit vardı. Çocukken dokuz vahşi boğayı öldürdüğü ve daha başka büyük işler yaptığı için deli derlerdi ona. Şimdi de kuru bir nehir yatağına bir köprü kurmuş, tüm kervanları ve yolcuları bu köprüden geçmeye zorlamıştı. Her geçenden otuz akçe alıyordu. Kim parayı vermeyip başka bir yerden geçmek istese, adamakıllı dövüyor ve kırk akçesini de alıyordu.
Dumrul’un neden böyle yaptığını sormuyorsunuz.
O diyordu ki: Güçlü bir yiğit çıksın karşıma. Emrime uymasın; benimle savaşsın. Ben de onu yere çalıp yiğitliğimi tüm dünyaya duyurayım. İşte Dumrul böyle bir yiğitti.
Bir gün bir grup insan gelerek onun köprüsünün yanına çadır kurdu. Aralarında iyilikte ve yiğitle ün salmış bir genç vardı. Derken ansızın hastalanıp can verdi. Ağıtlar, çığlıklar göklere yükseldi. Biri “Ah evladım!” diye saçını başını yoluyor, öbürü “Ah, kardeşim!” diye başına toprak atıyordu. Herkes ağlıyor, ağıt yakıyor ve yiğiti anıyordu.

Devamı…Çocukluk Kitaplarımızın Büyük Yazarı Samed Behrengi’nin Kaleminden Deli Dumrul’un Hikayesi

Sadık Hidayet: Hayatlarımızı acı ve sıkıntıyla dolduran bu insan soyu nasıl bir canavar!

Hidayetname: Bir Eşeğin Ölüm Vakti Hal Diliyle Söyledikleri

Ah! Vücudum acıdan titriyor. Bu acımasız, zalim iki ayaklı hayvana verdiğim bütün hizmetlerin karşılığı bu işte. Bugün son günüm, bu da benim son tesellim! Sıkıntı, acı ve dert dolu bir hayattan sonra, taşınmaz yüklere, üst üste inen sopalara, yoldan geçenlerin zincirlerine, lanetlerine katlandıktan sonra, Allah’a şükür bu berbat hayata veda ediyorum.
Burası Şemiran Yolu. Bugün sahibimin dikkatsizliği yüzünden bir araba kazasında bacaklarım ezildi. Bu durumda olmamın nedeni bu. Bana vurup aptalca şeyler söyledikten sonra, yaralı gövdemi yol kenarına sürükleyip orda bıraktılar – tek başıma. Nallarımı ve postumu hâlâ kullanabileceklerini unuttular herhalde. Galiba benden umutlarını kestiler.

Devamı…Sadık Hidayet: Hayatlarımızı acı ve sıkıntıyla dolduran bu insan soyu nasıl bir canavar!

Füruğ Ferruhzad’an babasına mektup: “Burada bir başına olmaktan mutluluk duyuyorum”

Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söylemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir gün-müş gibi geliyor. Belki şiir beni mutlu edemez gibi görünüyor olabilir ama ben mutluluğu başka bir şekilde algılıyorum. Benim için mutluluk güzel elbiseler, iyi yaşam ya da güzel yemekler değil, ben ruhen huzurlu olduğumda mutlu oluyorum ve şiir ruhumu huzurlu kılıyor, eğer insanı hırslandıran güzel şeylerin hepsini bana verip şiir söyleme kudretini benden alırlarsa kendimi öldürürüm. Siz bana bir zaman izin verin, bırakın ben diğerlerinin gözünde mutsuz ve derbeder olayım göreceksiniz asla hayatımdan sızlanmayacağım. 

Devamı…Füruğ Ferruhzad’an babasına mektup: “Burada bir başına olmaktan mutluluk duyuyorum”

Fars edebiyatından bir öykü: “Bana yardım edin bu kadar erken yok olup gitmeyeyim”

kahvehaneEv, ırmağın karşısındaydı. Sade, küçük, ahşap bir köprü, ırmağın iki yakasını birleştiriyordu. Irmağın öte yakası, karanlık ve bilinmeyen bir ormandı ve evin balkonundan, sürekli çalkanan geniş, yeşil bir deniz gibi görünüyordu. Her gün, günbatımına yakın, ihtiyar adam gelir, balkondaki koltuğuna oturur, piposunu yakar ve ormanı seyre dalardı. Genç karısı, sırtı ona dönük, odada dikiş makinesinin arkasına geçer ve kendi kendine bir şeylerle meşgul olurdu. Bazen dikiş nakış yapar, bazen ise düşüncelere dalardı. Kadın, akşamları ormana bakmaya korkardı ve arka cephedeki küçük pencereden vadiyi seyrederdi. Adam, karısı dikiş ve ev işleri ile meşguldür diye düşünür, bu nedenle onu rahat bırakırdı ve arada bir yüksek sesle karısına seslenirdi: “Şeycan, şu sesi duyuyor musun? Şu kuşun sesini diyorum, nasıl Tanrım, çok tuhaf değil mi?”

Devamı…Fars edebiyatından bir öykü: “Bana yardım edin bu kadar erken yok olup gitmeyeyim”

Sadık Hidayet Alaylı Bir Aldatmaca: Yaşam – Sabiha Kötek

Modern İran edebiyatının en önemli öncülerinden biri olan Sadık Hidayet 17 Şubat 1903 tarihinde Tahran’da aristokrat bir ailede dünyaya gelir. Altı yaşına kadar sevimliliği, cana yakınlığı ve konuşkanlığıyla ailenin ilgi ve sevgi odağı olmasına rağmen altı yaşında birden sessizleşip içine kapanır. O andan sonra yaşamı boyunca iflah olmaz bir münzevidir artık o. En sert, en radikal eleştirilerini bile sessizce, odasına kapanarak, oyun arkadaşlarından kaçarak ve yazarak haykırır bundan böyle.
İlkokul sonrası Avrupalı öğretmenlerin eğitim verdiği Dar’ül Fünun’a gider ancak buradaki fen ağırlıklı sıkı eğitimden sıkılarak Fransız dili eğitimi almak isteyince ailesi onu Saint Louis Akademisi’ne kaydettirir. Burada bilinmezliklerin bilgisi oldukça ilgisini çeker ve ruhsal gizemlerle ilgili pek çok kitap okur. Ayrıca burada tek başına okul gazetesini de çıkararak ilkyazım denemesini gerçekleştirir. Belçika’ya giderek mühendislik okur ama kısa sürede bundan vazgeçer. Ardından mimarlık eğitimi için Fransa’ya gider.

Devamı…Sadık Hidayet Alaylı Bir Aldatmaca: Yaşam – Sabiha Kötek

“Siz şanslısınız. Çünkü sizin için savaş bitti” Fransız Esir – Sadık Hidayet

Bizansen’deydim. Bir gün odama girdim. Baktım ki görevli kirli mavi gömleğini bağlamış, toz almakla meşgul. Beni görünce gidip, savaş hakkında Almancadan daha yeni tercüme edilmiş olan bir kitabı masamın üzerinden alıp, “Bu kitabı okumak için bana ödünç vermeniz mümkün mü?” dedi.
Hayretle ona sordum: Ne işinize yarar? Bu kitap roman değil.
Cevap verdi: Biliyorum. Ama ben de savaşa katılmıştım. Boş’lara esir düştüm.
Almanların kötü davranışları hakkında doğru ya da yalan çok şey okuduğum için ilgimi çekti. Ağzından laf almak istedim. Fakat bütün Fransızlar gibi Almanlara binbir küfür savuracağmı zannediyordum. Ona sordum:

Devamı…“Siz şanslısınız. Çünkü sizin için savaş bitti” Fransız Esir – Sadık Hidayet

Furûğ Ferruhzâd’ın Bir Mektubu: Hakkında konuşan o sofu görünümlü insanlardan nefret ediyorum

Bir süre önce ünlü dergilerin birinde şiirim ile ilgili bir eleştiri okudum. O eleştiriye verdiğim cevabın da aynen dergide yayınlanmasını istedim.
Öncelikle eleştiride bulunan kişi kendi maksadını açıkça söyleyecek kadar cesaretli olmadığından dolambaçlı yollarla bir şeyler söyledi. Ben bu eleştiriye gülerken aklıma şu bilindik şiir geldi:

Şeyhin biri fahişenin birine: sarhoşsun, Her an birinin tuzağına düşersin dedi. Fahişe: ey şeyh sen ne dersen ben öyleyim, Ama bakalım sen göründüğün gibi misin?

Devamı…Furûğ Ferruhzâd’ın Bir Mektubu: Hakkında konuşan o sofu görünümlü insanlardan nefret ediyorum

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org