ROLLO MAY: BU ÇAĞDA DUYARLIKLA YAŞAMAK GERÇEKTEN CESARET İSTİYOR

“Felsefe somut gerçeklikten yola çıkmalı ve sonra tekrar somut gerçekliğe dönmelidir. Felsefenin hareket noktası öyle bir nokta olmalıdır ki, kişi bu noktadan başka bir noktadan başlayamasın. Başka hiçbir şeyden değil de yalnız ondan başlamamızı zorunlu kılan, kendini kayıtsız şartsız üstümüze dayatan bu nokta, acıdır. Acı, ondan yola çıkmamızı gerektiren somut noktadır. Ve, acının karşısında aradığımız da mutluluktan başka bir şey değildir. Tüm düşünce, acı ve mutluluğun somut kutupları arasında kuşatılmıştır.”
[René Le Senne, La découverte de Dieu]

GÜZELLİĞİN KAVRANIŞINI, DOĞRUYA GİDEN BİR YOL OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN!

Yaşamım boyunca yaratıcılığın büyüleyici soruları aklımdan çıkmadı. Bilim ve sanatta özgün bir fikir, bilinçdışından niye şu anda “fırlayıveriyor?” Yetenek ile yaratıcı edim (act) ve yaratıcılık ile ölüm arasındaki ilişki nedir? Bir mim ya da bir dans, neden böylesi bir tad veriyor? Homer, Truva Savaşı gibi külliyetli bir olguyla karşılaştığında, bunu nasıl tüm Yunan uygarlığının ahlakı için yol gösterici olan bir şiire inceltti?

Bu soruları kenarda duran biri olarak değil, sanata ve bilime bizzat katılan biri olarak sordum. Bu soruları, mesela, kâğıt üzerindeki iki rengin önceden tahmin edilemeyecek bir üçüncüyü doğuruşunu görmenin heyecanından çıkarıp sordum. İnsan olmanın ayırdedici özniteliği, onun, evrimin yakıcı koşuşturması içinde bir an için durup, Altamira ya da Lascaux’daki mağara duvarlarına bizi hâlâ hayranlık ve huşu içinde şaşkınlığa düşüren şu kahverengi-kırmızı geyik ve bizonları resmetmesi değil mi?

Bizzat güzelliğin kavranışını, doğruya giden bir yol olduğunu düşünün; “zarafet”in —fizikçilerin buluşlarını anlatmada kullandıktan anlamda— nihai gerçekliğin bir anahtarı olduğunu; Joyce’un, sanatçının, “soyunun yaratılmamış vicdanı”nı yarattığını söylerken doğruyu söylediğini düşünün!

YARATMA CESARETİ

Bir çağ ölürken, yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Cinsel törede, evlilik biçimlerinde, aile yapılarında, eğitimde, dinde, teknolojide ve modem yaşamın neredeyse tüm diğer yüzlerindeki kökten değişiklikleri görmek için çevremize bakınınca, bundan şüphemiz kalmıyor. Ve tüm bunların gerisinde, biraz uzağa çekilmiş olan, fakat asla yok olmayan atom bombası tehdidi var. Bu çağda duyarlıkla yaşamak gerçekten cesaret istiyor.

Bir seçimle yüz yüzeyiz. Dayanaklarımızın sarsıldığını hissedince kaygı ve panik içinde geri mi çekileceğiz? Tanıdık sularda demir taramanın ürküntüsüyle kaskatı kesilip, tutukluğumuzu duygusuzluğumuzla mı örtüp saklayacağız? Böyle davranırsak geleceğin biçimlendirilmesine katılma şansımızdan feragat etmiş olacağız. İnsan varlığının ayırdedici özniteliğini elden kaçırmış olacağız: Kendi evrimimizi, kendi farkındalığımızla (awareness) etkileyebilmeyi, Tarihin kör silindirinin önüne uzanıp, geleceği daha insanca ve adil bir toplumun kalıbına dökme şansımızı yitireceğiz.

Yoksa, gerekli cesareti toplayıp, kökten değişiklik karşısında duyarlığımızı, farkındalığımızı ve sorumluluğumuzu koruyabilmek için zorluğu, modem çağda yaşamanın zorunlu sonucu olarak görüp, bu durumu trajik bir paradoks olarak niteler: “Bir çeşit duygusuzlukla kendimizi korumalıyız,” der. Duygusuzluk, insanın aşırı dürtüldüğü bir ortamda, “iz bırakacak bir hasara uğramadan yenilgiyi yaşamasıdır, ancak duygusuzluk hali uzarsa, salt zamanın geçişi ile, kişi zarar görür.” Duygusuzluk, bir havlu atma, es koyma, geçici bir pes etme gibi görüldüğünde, “insan en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliği koruyan bir mucizedir”.

“ÖZGÜRLÜĞÜN İLK EYLEMİ, ONU SEÇMEKTİR” İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ – ROLLO MAY

Duygusuzluk korkaklık olarak birikir. Bu yüzden bağlanışımızı her zaman kendi varlığımızın merkezinde temellendirmek zorundayız, yoksa hiçbir bağlanma otantik* düzeye varamaz. Üstelik cesaret gözüpeklikle de karıştırılmamalı. Cesaret kılığında ortaya çıkan şey kişinin bilinçdışı korkusunu örtmek için kullandığı sıradan bir kabadayılık ve II Dünya Savaşandaki “ateşli’ pilotlar gibi kendi maşizmosunu kanıtlamak olabilir.

Rollo May
Kaynak: Yaratma Cesareti

* Otantik (authentic): Otantik sözcüğü edimle, edimsellikle, olgu ile olan bağlılığı, ayrılmazlığı vurgular, burada önemle üzerinde durulan nokta, araya hiçbir taklit, sahtelik, ikiyüzlülük girmeden bahsedilen edimin ya da olgunun belirli bir kaynakla ya da özle (gelenek, adet, usul, örf, psikoloji) lam bir içtenlikle uyum, bağlılık içinde olmasıdır. Varoluşçulukta otantiklik (authenticity) eyleme, edime en içten bir merkezin sağlanabilmesi için büyük önem taşır. 

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz