Aklın İsyanı: Felsefeye İhtiyacımız Var mı? – Alan Woods

“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez, ama gider düzineyle Tanrı yaratır.” (Montaigne)
“Tüm mitoloji, doğa güçlerine, hayal gücünde ve hayal gücüyle baskın çıkar, hakim olur ve şekil verir; bu bakımdan onlar üzerinde gerçek hakimiyetin çıkıp gelişiyle birlikte kaybolup gider.” (Marx)

Devamı…Aklın İsyanı: Felsefeye İhtiyacımız Var mı? – Alan Woods

Gilles Deleuze: İstencin özü hep keder ve ruhsal çöküntüde keşfedilir

Kötümserliğe ve Schopenhauer’e Karşı
Gücün iradesinin yukarda da sayılan bu üç karşıt anlamı, istenç felsefesine son derece talihsiz bir biçimde belli bir “renk tonu”, duygusal bir renk tonu katmamış olsaydı hiç önemli değildi. İstencin özü hep keder ve ruhsal çöküntüde keşfedilir.

Devamı…Gilles Deleuze: İstencin özü hep keder ve ruhsal çöküntüde keşfedilir

“Hayal gücünü kaybeden toplum yarınsızdır” Ütopya – Thomas More

utopyaEserleri, görüşleri ve yaşam tarzıyla Kral’a ters düşen Thomas More, 6 Temmuz 1535’te “kötü bir amaç uğruna haince ve şeytanca davranmak “ suçuyla idama mahkum edildi , kafası kesildi ve ibreti alem olsun diye Londra Köprüsü’den halka teşhir edildi. İdam edileceği kendine bildirildiğinde her zamanki güler yüzüyle şunları söyleyecekti; “Krala gönlüm borçlu kaldı. Bu berbat dünyanın acılarından beni böyle çabuk kurtarma yüceliği gösterdiği için.

Devamı…“Hayal gücünü kaybeden toplum yarınsızdır” Ütopya – Thomas More

“Hiçbir kötülük, kötülük olarak tarif edilmekle düzeltilememiştir” | Kültür Endüstrisi – Adorno

AdornoKültür endüstrisi asıl anlamı ve mantığı değil de faydası bakımından, gerçeklikteki konumu ve ortada bulunan iddiaları açısından değerlendirilecek olursa; dikkatler onun daima başvurduğu fayda konusuna yöneltilecek olursa, yapacağı etkinin potansiyelinin iki kat daha fazla olduğu anlaşılacaktır. Ama bu potansiyel, gücün yoğunlaşması sayesinde, çağdaş toplumun güçsüz bireylerinin mahkûm olduğu tanıtım ve insan zayıflıklarının sömürülmesinde yatar. Bu bireylerin bilinci daha da geriler. Bazı alaycı ABD’li film yapımcılarının on bir yaşındakileri de göz önüne alarak film çekmek durumunda olduklarını söylemeleri bir rastlantı değil. Ellerinde olsaydı, böyle yaparak yetişkinleri de on bir yaşına indirmek için canlarını verebilirlerdi.

Devamı…“Hiçbir kötülük, kötülük olarak tarif edilmekle düzeltilememiştir” | Kültür Endüstrisi – Adorno

M. Foucault: “Fabrika, okul, kışla ve hastanelerin, hapishanelere benzemesi bir tesadüf değil”

Mıchel FoucaultDisiplin ve gözetleme hapishanenin iki temel veçhesiydi, Foucault’ya göre; ve bunların hapishaneye özgü olmadıklarını görmek temel önemdeydi. Aksine, bunlar on dokuzuncu yüzyıl sanayi kapitalizminde öne çıkmış olan bir dizi başka organizasyonda da yaygın olarak kullanı- lıyorlardı: Disiplin, diyordu Foucault, fabrikalarda, bürolarda, hastanelerde, okullarda, kışlalarda vs. iktidarı bedenden koparıyordu ki bu bedene damgasını vuran geleneksel uygulamaların tam tersiydi – cezalandırma alanında, bu damga herkesin gözü önünde, sözün mecazi olmayan anlamıyla vurulurdu. Aynı zamanda, iktidarın “içselleşmesi” vurgulanıyordu. Disiplinci iktidar, Foucault’nun tabiriyle, “görünmezliği yoluyla uygulanıyordu”; onu yaşayanlar bu yeni iktidar teknolojisine razı oluyorlardı ve onların rızası bu yeni teknolojinin temel bir parçasıydı.

Devamı…M. Foucault: “Fabrika, okul, kışla ve hastanelerin, hapishanelere benzemesi bir tesadüf değil”

Albert Einstein ve Aklın Bunalımı | Maurice Merleau – Ponty

Auguste Comte zamanında bilim, kuramda ve uygulamada varoluşa egemen olmaya hazırlanıyordu. Teknikte de siyasette de doğayı ve toplumu kuran yasalara yönelmeyi, onları onların yasalarına göre yönetmeyi düşünüyorlardı. Ama bambaşka bir sonuç çıktı bundan. Bilimde aydınlık ve etkinliğin birlikte büyümesi şöyle dursun, dünyayı alt üst eden uygulamalar, son açıklaması üzerinde tam bir uzlaşmaya varılamayan aşırı kurgusal bir bilimden doğmuştur. Bilim siyasete kadar her şeye boyun eğmedi de, tersine, felsefi hatta siyasi tartışmalarla dopdolu bir fizikle karşı karşıya geldi.

Devamı…Albert Einstein ve Aklın Bunalımı | Maurice Merleau – Ponty

Hegel Estetiğinde Sanat ve Sanat Biçimleri – Taylan Özgür

Hegel’in estetik üzerine dersleri, sanatın doğası, mantıksal (ve tarihsel) gelişimi içerisinde sanatın büründüğü farklı biçimlere (sembolik, klasik ve romantik sanat) ve tek tek sanatların ayırt edici özelliklerine ilişkin felsefi bir çözümlemedir. Aynı zamanda bir “güzel teorisi” sunmakla birlikte, bu çözümleme, esas konusu olarak sanatı öne çıkarır. “Estetik” sözcüğünü kullanmayı sürdüreceğini bildirmekle birlikte, Hegel kendi felsefi estetiğini “Sanat Felsefesi” olarak adlandırmanın uygun olacağını belirtir. Bu durum, on dokuzuncu yüzyılda doğa güzelliğinin estetik teorinin gündeminden düşmesiyle ilgilidir. Adorno’nun belirttiği gibi, Schelling’le başlayarak estetik, doğada güzelin sistematik bir incelenmesini sürdürmeyi bırakıp, hemen hemen yalnızca sanat eserlerini tek ilgi konusu haline getirmiştir.1 Bu teorik dönüş, insanın özgürlüğü ve değeri kavramını her şeyin üstünde tutan dönemin tini ile ilişkilidir.

Devamı…Hegel Estetiğinde Sanat ve Sanat Biçimleri – Taylan Özgür