MURATHAN MUNGAN: ZAMANIN GÜCÜ UNUTKANLIĞINDAN İLERİ GELİR

Yürümeye başladı. Kafasındaki sorulan silkelemişti. H. sokağının bir yanında uzun, upuzun eğimli bir duvar vardır. (C. sokağının tam karşısına düşer.) Üzerinde küme küme otlar biten bir duvar, (yeşil salkımlar, suçsuz kır kokulan) Bu duvar ona tarihi hatırlatıyor. Geçmişi, yaşamışlığı, ölümü. Her şey sonsuz bir unutkanlık içerisinde. (Bütün fotoğraflar sararıyor ve inanılmaz oluyor. Belleğimiz sık sık depremlere uğruyor.) Duvarın ardında Galatasaray Lisesi olduğunu düşündü. (Galatasaray, böyle bir duvardı onun için) Galatasaray Lisesi’ni düşündükçe Mussolini’yi düşünürdü. Korkardı, ürkerdi. Sanki o yıllar geri gelecekti. Tarihte bazı yanlışlar yapılmıştı; ne, ne zaman yapılmıştı, bilmiyordu. Unutmuştu. Hatalar nelerdi? Onu da tam olarak kestiremiyor. Ama bir yerde, bir zaman mutlaka bir hata yapılmıştı. (Tarihin de bir hayatı vardı nasıl olsa) Yerleşik bir hataydı hem. Kalıcı, çabuk çoğalan, yayılan. Pek ad koyamadığı, ama duyumsadığı şeylerdi bunlar. Eşber seziyordu. (Hem de sezgilerini onca körletmesine karşın düşüncelerin de, insan kafasında bir süre sonra bağımsızlaştığını, kendi kendini doğurduğunu ve artık insanı dinlemediğini düşündü. “En güzel düşünce unutkanlıktır,” diye geçirdi içinden. “Zamanın gücü unutkanlığından ileri gelir.”

Torbasını daha sıkı kavrayarak, ellerini koltuğunun altına soktu. Bir anıtı seyrediyormuş gibi duvarı seyretti. Bu duvar da bütün duvarlar gibi bir giz saklıyor. Tarihin yinelendiğini de, yinelenmediğini de düşündürmekten uzak. (Tarih yalancıydı. Bütün kötülükleri, bütün usdışı eylemleri, bütün vahşetleri geçmiş zamanmış gibi anlatıyordu. Her olaya bir masal uzaklığı katıyordu. Şimdiki Zamanın tarihini neden kimse anlatmıyor? Şimdiki Zamanın da bir tarihi vardı kuşkusuz, daha yaşanırken tarih olan bir yanı. Niçin her göz, geçmiş için gözyaşı döküyor, neden her yürek geçmişe yanıyor? “Benim de yaptığım farklı değil biliyorum,” diye düşündü. “Her şeyin farkında olup da hiçbir şey yapamayan insanlarız biz.” insanlar, neden her şey olup bittikten, zamanın unutkan sisine büründükten sonra tarih yazıyorlar?) Soruların serpintisi başlamıştı gene. Hiçbir hesaplaşma hiçbir şeyi çözmüyordu. Her hesaplaşmada bir kader tadı vardı artık. Bunu öğrendiğinden beri, sorulardan uzak durmuştu. Bütün yaşamı boyunca sorularını yanlış seçmişti. “Ne yazık ki, ömrümün sonuna doğru sorularımı hayata uy durabildim,” diye geçirdi içinden. “Geç elde edilmiş bir meziyet benimkisi. Ama artık neye yaran olur ki? Her şey okuduğum romanlarda kaldı”)
Sessiz duvar (her sorudan korunaklı) önünde oynayan çocuklarıyla, havada uçarken ansızın donup kalan kırmızı-beyaz çizgili lastik topuyla, bir İstanbul kartpostalına kendini yerleştirmiş gibiydi. Esintinin eğleştiği yeşil otlarıyla Eşber’e, Eşber’in çakılıp kaldığı sokağa bakıyordu.
Sanki yüzleşiyor gibiydiler.

Bu duvarı üstünde binlerce suç işlenmişti.
(Suskun bir tanıklığı yaşamıştı bu duvar) Galatasaray Lisesi’ne verilmiş yatılı, mutsuz öğrenciler kendilerini bu duvarın üstünden atarak intihar etmişler, (bahçeye çıkma izni olmayanlarsa, ertelemişler intiharlarını), Mussolini bu duvarın dibinde binlerce insanı kurşuna dizmiş, buraya binlerce genç yazılar yazmış, bu yazıların çoğu yarım kalmış, tamamlanamamış, ya da bir kurşun deliğiyle noktalanmış. Ardından binlerce insan, aralıksız uzun uzun, saatler boyu işemişler bu duvarın eteğine. Ar(; tık kimse İtalya’dan kaçmıyordu. Taşların arasından fışkıran otlar boyunlarını uzattıkları güneşten sararıyor, kuruyorlar. (Kaç tarihten çalınmış taşlarla yapılmıştı bu duvar? Neyi koruyordu? Bütün okullar niye uzun duvarlıydı? Her intihar kesinlensin diye mi?)

(Reha, Galatasaray Lisesi’nden mezundu. Liseye değin ilginç düşünceler sahibiydi. “Çok az düşünerek, çok az çalışarak, çok az emek vererek çok önemli yerlere gelmiş insanlardır bunlar,” diyor. “En kabadayısı bile yan-aydındır, ara-aydındır. Daha kendileri yetişmeden önce yerleri ayrılmıştır bunların. Parsellenmiş bir ülkede veliaht eğitimi yapar Galatasaray Lisesi. En solcu yazarından, en sağcı diplomatına dek bir konfeksiyonun değişik bedenleridir bunlar.”
“Sen de Galatasaray’dansın ama,” diyenlere yanıtı daha açık daha kesindi:
“Kendimden hoşnut muyum sanıyorsunuz? Kendimi de sevmiyorum ki! Her şeyi yarım pörçük bilen, yarım pörçük hisseden insanlarız biz. Ne oluyorsak, adam yokluğundan oluyoruz!” ;
Bir içtenlik krizine tutulmuştu Reha. Arada bir böyle olurdu. Kendini ve başkalarını alabildiğine hırpalardı.)
Göbektaşında pazar sefaları yapılırdı.
Bu sefaların şamatası bir hafta öncesinden başlar. Başkalarının yanında yapılan telefon konuşmalarında kimse anlamasın diye örtük bir dille, “Pazara sisideyiz değil mi?” denilir. Sisi, ÇC’dir.

Murathan Mungan
Son İstanbul

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz