Mina Urgan: Bizi yaralayan olayları unutmuş gibi yapmak zorundayız yaşamak için

Yaşlılık ve Ölüm
İhtiyarlar ne yaparlar? Anılarını yazarlar. Ben de bunu yapıyorum işte. Günce tutmak alışkanlığım olmadığı; ancak altmışından sonra ve yalnız yolculuklarımda notlar tuttuğum için, bu dinozorun anıları biraz kopuk kopuk olacak. Üstelik belleğim de hiç güçlü değildir.

Devamı…Mina Urgan: Bizi yaralayan olayları unutmuş gibi yapmak zorundayız yaşamak için

Turgut Uyar: “Kimin nasıl bir anısı hâline geleceğimizi hiç birimiz bilemeyiz”

turgut uyarNe aklıma gelse bir bakıyorum unutmuşum
tren penceresinden bir tarlaeskiyip atılmış bir gömlek – hiç unutmam
“hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmam”
diyor birisi, yineliyorum
hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmam
çünkü hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmayın
insan nasıl direnir başka“hiç unutma”

Devamı…Turgut Uyar: “Kimin nasıl bir anısı hâline geleceğimizi hiç birimiz bilemeyiz”

“Hayata yabancı kalmanız için her düzenek hazır” Şiir Unutmamaktır – İbrahim Karaca

Bütün bu düşüncelerden sıyrılmak da yine şiirle mümkün oluyor. Eline aldığın bir şiir kitabı, seni kendine ait o tılsımlı dünyaya çekmeye başladığında anlarsın bunu. “Hayatı bir şiirden öğrendik.” diyen Zapatist önder Marcos doğru söylüyor. Çünkü, orada yılgıya yer yok. Duygularının onarıldığını, yenilendiğini hissedersin. Şiir gibi bir şiir okuduğunda, içinde bir depreşme duyarsın. İşte o zaman anlarsın şiirin boşuna yazılmış olmadığını. O şiirler, ister milyonlara ulaşsın, ister çok dar bir alanda sınırlı kalsın… İsterse bir tek senin için olsun. Önemi yok. İnsana yazılmış ya, o yeter. Artık, o şiir hayatın şiiridir bir anlamda. Dünsüz, bugünsüz, yarınsız bir moloz yığını yerine sahte olmayan bir hayattan sinyaller göndermektedir çünkü sana. Kayıp çocuktan bir mektup gibi, İhsan’dan bir selam gibi, bir kova kül içine saklanmış köz gibi.

Devamı…“Hayata yabancı kalmanız için her düzenek hazır” Şiir Unutmamaktır – İbrahim Karaca

Kolektif Suç tartışması ve Bir ‘idare etme’ tarzı olarak özür – Selami İnce

Basında ‘özür’ tartışmasıyla ilgili örnekler verilirken, Almanya gibi bazı ülkelerin geçmişlerindeki ‘kara lekeden özür dileyerek kurtuldukları’ hatta ‘demokratikleştikleri’ dile getirildi. Bunu söyleyenler aslında, özür dilemenin bir erdem olduğunu ve demokrasilerde ‘oldukça normal’ görüldüğünü anlatmak istediler ama en azından verdikleri Almanya örneği bazı açılardan sorunlar taşıyor.
Başbakan Willy Brandt’ın 7 Aralık 1970 tarihli Polonya ziyaretinde Varşova gettosundaki soykırım anıtının önünde diz çökmesi, sembolik olarak çok şey ifade etse de realitede Almanya’nın ‘tarihiyle yüzleştiğini’ söylemek biraz zor. Hele, son dönemde Almanya’daki Nazi cinayetlerinin arkasında gizli servis görevlilerinin parmağının olduğunun ortaya çıkması, RAF gibi radikal solun 1960’lardan itibaren söylediği “Almanya devleti Nazilerle hesaplaşmadı, hâlâ devlet aygıtında ciddi oranda Nazi var” tezinin yabana atılmaması gerektiğini gösteriyor.

Devamı…Kolektif Suç tartışması ve Bir ‘idare etme’ tarzı olarak özür – Selami İnce

Unutma ve Tarih: Oscar Wilde’ın Salome Oyununda Zamansal Temsil Biçimleri – Ahmet Bozkurt

“Ben ve Sen arasında benim benliğim eza kaynağıdır/ Benim benliğimi Senin olan benliğimle aramızdan kaldır”.
Hallâc-ı Mansûr, Le Dîvân.
“Varlığın unutuluşu, Varlık ile varolanlar arasındaki ayrımın unutuluşudur”.
Martin Heidegger, The Anaximander Fragment.
“Tüm yüzler O’nundur; işte bu sebeple O’nun yüzü yoktur”.
Edmond Jabes, Livre des Questions.
Oscar Wilde’ın Salomé’si[1] görme’nin hazzının bir arzu kayması eşliğinde giderek ölümün/cinayetin bir başka’sına sunulduğu mimetik kavrayışın hınç’la (ressentiment) beslenerek nasıl bir şiddete dönüştüğünün dillendirildiği bir metindir. Wilde’ın tragedyası, bekleyişin ve unutuşun soluk alıp verdiği bir uzamda trajik zaman çevriminin zamansal temsil biçimlerini oluşturan bir diyalektiğe sahiptir.

Devamı…Unutma ve Tarih: Oscar Wilde’ın Salome Oyununda Zamansal Temsil Biçimleri – Ahmet Bozkurt

Varlık, Benlik, Hatırlayış ve Unutuş Üzerine – A. Sait Aykut

1. Bu deneme, varlık, unutuş ve hatırlayış çevresinde kümelenen bazı kavramları önce açıklama sonra da İbn Arabî, Sühreverdî ve Heidegger üzerinden arama hedefini güder. Ancak amaç, birebir aynılıklar bulmak değil, daha çok, bağlam ve çağrışım açısından andırdıkları üzerinde yoğunlaşmaktır.
2. İnsan, “benlik” kavramı üzerine yoğunlaştıkça kendini kaybedecektir. Çünkü insanın bizatihi, her şeyiyle sahip olduğu bir benliği yoktur. Benlikten öte, mahiyetinin de olmamaklığını zımnında barındıran bu yaklaşım, tabii olarak, benin içinde mevcut sabit bir özü değil daima değişen ve kendini arayan bir oluşum sürecini savunur. Benlik insanlığın en büyük yanılsamalarındandır. Bellek de onun her şekle giren silahıdır.
3. Benliğimizin tamamen bize ait olduğunu sanmamız, insanlığın uzun tarihi boyunca daima egemen kalmış ve taraftar bulmuş bir kanaat değildir. Velev ki öyle olsun, ispatlanabilir değildir bu. Ancak olaylar meydana geldiğinde, sebepler ve sorumlular arandığında üretilen bir kavramdır ben.
4. Cüzî ben üretildikten sonra sen, siz, öteki ve başkaları da üretilmiştir.
5. Benin yaslandığı en güçlü platform bellektir. Belleğin acı ve sisli derinliği olmasa

Devamı…Varlık, Benlik, Hatırlayış ve Unutuş Üzerine – A. Sait Aykut