Lunaçarski’nin Lenin’in ölümünden sonra kaleme aldığı bir makale: Lenin ve sanat

Lunaçarski, Sovyetler Birliği’nde gerçekleştirilen sanat ve kültür politikasının belirlenmesinde, örgütlenmesinde, düzenlenmesinde, geliştirilmesinde birinci dereceden rol oynayan kişilerden biridir. Temel olarak sosyalist gerçekcilik akımını savunan ve özellikle kültür alanında etkili çalışmalar yapmıştır. Sovyet kültürünün yaratılmasında başrollerden birini oynamıştır.

Lenin’in ölümünden sonra 1924 yılında kaleme aldığı bu makalesinde, kendi anılarına dayanarak Lenin’in sanat anlayışını aktarmakta makalenin girişinde Lenin’in sanat anlayışı üzerine şunları söylemektedir:
“Lenin’in hayatı boyunca, ciddi bir şekilde sanatla uğraşmak için çok az zamanı oldu ve o her türlü amatörlüğe yabancı olduğu ve bu tür davranışlardan nefret ettiği için sanat sorunları üzerine görüş belirtmeyi pek sevmezdi. Ama buna rağmen onun zevki belirgindi. O, Rus klasiklerini; edebiyatta, tiyatroda ve resimde vs. gerçekçiliği severdi.” (s. 142)
Lunaçarski, makalenin devamında devrimden önce ve sonra Lenin’e birlikte yaşadığı sanatın sorunlarıyla ilgili bir dizi anısını dile getirerek Lenin’in sanat anlayışının doğru bir biçimde kavranılmasına çalışmaktadır. Lenin’in fütüristlere ve Proletkülte nasıl yaklaştığını örnekleriyle anlatmakta; kişi olarak Lenin’in “fütürizme karşı hep reddedici tavır takındı”ğını (s. 145) aktarırken, aynı Lenin’in “hiçbir zaman kendi estetik sempatisinden ya da antipatisinden yola çıkarak yön verici düşünceler geliştirmedi”ğine dikkat çekmektedir. (s. 146)
Lunaçarski, makalenin sonuna doğru, 1920 yılında yapılan Proletkült konferansı sırasında, Lenin’den aldığı ağır eleştiriler konusunda da tavır takınmaktadır. Lunaçarski, o konferansta Lenin’in kendinden istediği açıklıkta tavır takınmadığını belirterek, yaptığı konuşmanın “epeyce kaçamaklı ve uzlaşıcı” olduğunu belirtmektedir. (s. 147) Lunaçarski, buna gerekçe olarak “orada toplanan işçileri yaralamak bana hiç doğru görünmedi” demektedir. (Güney 13, sayfa 31)
Yaklaşık 400 bin üyesi olan Proletkült örgütlenmesi, o yıllarda bütün ülke çapına yayılmış olup, yirmiden fazla dergi çıkarmaktadır. (s. 390) Lenin, Lunaçarski’yi konferansta yaptığı bu uzlaşıcı ve oldukça kaçamak konuşma yüzünden oldukça sert eleştirir. Lunaçarski, Proletkült örgütlenmesinin zamanla Lenin’in direktifiyle yeniden yapılandığını aktardıktan sonra “şunu tekrarlamak istiyorum, o (Lenin) kesinlikle onu (Proletkültü) dağıtmak istemedi. Tersine onun (Proletkültün) saf sanatsal hedeflerini anlayışla karşılıyordu.” (s. 147) demektedir.
Lenin’i endişelendiren, Proletkültün sanatsal faaliyetlerinden çok, onun içinde yuvalanan Bogdanov gibi burjuva unsurların Proletkült üzerinden kendi yanlış siyasi hedeflerini yayma tehlikesiydi.
Lunaçarski’nin aktardığı anılardan, Lenin’le kendi arasında, ülkenin sahip olduğu kaynakların kullanılmasında bazı kültürel faaliyetlerin yeri konusunda fikir ayrılıkları olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bolşoy Tiyatrosu’na süren devlet desteğinin devam etmesini savunan Lunaçarski’ye karşı Lenin, “Köylerde en basit okullar için bile araçlarımız yoksa, lüks bir tiyatro için büyük paralar harcamamız olacak iş değildir” diyerek bu desteğe karşı çıkmaktadır. Lunaçarski’yle Lenin arasında benzer bir tartışma, Mayakovski’nin “150 milyon” adlı eserinin basılması konusunda da yürümüştür.
Lunaçarski, ülke kaynaklarının kullanılmasında, kültürel ve sanatsal faaliyetlerin en önde gelmesini vs. savunmamaktadır. Daha önce “Kitabın özgürlüğü ve devrim” adlı makalenin incelenmesi sırasında gördüğümüz gibi, “yemeğin”, “felsefeden” önce geldiğinin bilincinde olan Lunaçarski için, ülke kaynaklarının kullanımında sanat ikincil derecede bir önem arz etmektedir.
Lunaçarski, “Devrim esnasında oluşan yeni sanatsal ve edebi yaratıcılıklar ve örgütlenmeler, büyük ölçüde Lenin’in görüş alanının dışında kaldılar. O’nun bunlarla uğraşacak zamanı da yoktu” (s. 147) demekte ve Lenin’in artık “devrim üzerine daha sonra oluşan ve daha olgun edebi eserler üzerine fikir belirtecek durumda olmamasının üzücü olduğu”nu (s. 147) belirtmektedir. Bu anlamda, Lenin’in devrim esnasında ortaya çıkan yeni örgüt, akım, kişi ve onların sanat eserleri üzerine yaptığı -zaten oldukça kısa olan- değerlendirmeleri bu çerçevede ele alınmalıdır. Lenin, bu alanda dile getirdiği kimi düşüncelerini, konunun uzmanı olarak değil, bir dizi iş arasında tavır takınmak zorunda olan biri olarak dile getirmiştir. Lenin, Lunaçarski’nin yukarıda belirttiği gibi kendi beğenilerini çıkış noktası almamıştır. Lenin, sanat alanında fikir belirtmek zorunda kaldığında, sürekli bu alandaki yetersizliğini vurgulamış ve alçakgönüllü davranmıştır.
Lunaçarski, bu makalesini şöyle bitirir:
“Vladimir İliç’in sinema sanatına karşı gösterdiği büyük ilgi, herkes tarafından da bilinmektedir.” (s. 147)
Hiç kuşkusuz, zamanımızdaki sinema sanatının önemiyle, 1920’lerin başındaki sinema sanatının önemi arasında büyük fark vardır.

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Sanat ve Sanatçının Tarihsel Diyalektiği, Sanatçının Nitelikleri

Sanatçı bir yönüyle içinde yaşadığı zaman diliminden uzaklaşan, taş içindeki heykeli, sözcük yığınları içerisinde imgelenmeleri, mırıltılardan ahenkli ses-zincirini, görsel zenginliği...

Kapat