KENDİNİ “ANARŞİST” OLARAK ADLANDIRAN İLK KİŞİ P. J. PROUDHON’A GÖRE MÜLKİYETİN ADALETSİZLİĞİ

15

Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865): Anarşist tezleri ile tanınan ünlü Fransız düşünürü. 1840’da yayımlanan Mülkiyet Nedir? adlı ilk eserinde mülkiyeti hırsızlık olarak tanımlamasıyla ün kazandı. Bugünün toplumlarının da, hiyerarşik ilkel toplumların da varoluş koşulunun anarşi olduğunu öne süren Proudhon, 1848’de Kurucu Meclis’e seçildi. 1849’da karşılıksız kredinin mümkün olacağını göstermek üzere halk bankasını kurdu. Ne var ki bu kurum çalışamadı. Daha sonra iktisadi konular yerine sosyal ve siyasi konularda çalışmaya yöneldi. Federasyon İlkesi Üzerine adlı eserini yayımladıktan bir süre sonra öldü.

MÜLKİYETİN ADALETSİZLİĞİ

Ne çalışmanın, ne de yasanın mülkiyeti yaratamayacağını ileri sürüyorum…. [Yasa mülkiyeti, ilk işgal edenin hakkına dayandırıyor Oysa]: İşgal yalnızca eşitliğe götürmez. Mülkiyeti engeller. Çünkü, her insan, varolması nedeniyle işgal etme hakkına sahip olduğu için ve yaşamak için bir sömürü ve çalışma maddesinden vazgeçemeyeceği için, diğer taraftan, işgalcilerin sayısı sürekli olarak doğumlar ve ölümlerle değiştiği için her çalışanın hak olarak ileri sürebileceği maddedeki pay miktarı işgalcilerin sayısı gibi değişecektir; bundan dolayı, işgal her zaman nüfusa bağımlı olacaktır; nihayet hak olarak sahip olma hiçbir zaman değişmez kalamayacağı için, mülkiyet haline gelmesi olanaksızdır…. İşgal hakkı herkes için eşittir.

İşgalin ölçüsü, istemin içinde olmayıp, alanın ve sayının değişen koşullarının içinde olduğu için, mülkiyet oluşamaz….Yararlı bir yabandomuzu gibi bu alanda yeniden mülk sahibi geri döner: korkunç bir heyecanla, işgal etmekten daha fazla şeyler yaptım, diye bağırır, çalıştım, ürettim, iyileştirdim, değiştirdim, YARATTIM…. Mülk sahibi çalışsın öyle mi? O halde neden ilk işgalden sözediyorsun?… Çalıştın! Ama, görevinin seni zorunlu kıldığı çalışma ile ortak şeylere sahip çıkma arasında ortak olan ne var? Havanın ve doğanın alanı gibi, toprak alanının zamanaşımı ile ele geçirilemeyeceğini bilmiyor musun? Çalıştın! Başkalarını hiçbir zaman çalıştırmadın mı? O halde, onlar için çalışmadan kazanmayı bildiğin şeyi onlar senin için çalışırken nasıl kaybettiler?

Diyelim ki kapitalist işçilerin günlerinin bedelini ödedi, doğru olmak için, kapitalistin işçilerden kullandığı her günün kullandığı kadar bir günlüğünün bedelini ödediğini söylemek gerekir, bu, hiçbir şekilde aynı şey değildir… İki yüz asker birkaç saatte Louqsor dikilitaşını kaidesine oturtmuştur; bir kişinin iki yüz günde bu işi yapabileceğine inanabilir miyiz? Bununla birlikte, kapitalistin hesabında, ücretlerin toplamı aynıdır. Tarıma açılacak bir çöl, inşa edilecek bir ev, işletilecek bir imalathane, yerleştirilecek bir dikilitaştır, yeri değiştirilecek bir dağdır. En küçük servet, en küçük kuruluş, en cılız sanayinin yoluna konması, aynı insanın yeterli olmayacağı çok farklı yeteneklerin ve çalışmaların bir katılımını gerektirmektedir…. Bireysel tüm çalışmalann bedelini ödediğiniz zaman, kollektif gücün bedelini ödemiş olmuyorsunuz; bundan dolayı, hiçbir şekilde kazanmadığınız ve haksızca yararlandığınız kollektif mülkiyetin bir hakkı her zaman kalıyor.

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz