Kapitalist toplumda sanatçının emeği – Karl Marx | Artı-Değer Teorileri

Artı-değer, genel anlamda, gerekli-zorunlu olandan daha fazlasının üretilmesi anlamında kullanan Marx’a göre kapitalist ekonominin temel düzenleyici ilkesi, “emek-deger yasası”dır; bunun somut karşılığı  ise, toplumun temelini oluşturan ögenin canlı emek gücü olmasıdır. Artı-değer burada, başkaları tarafından el konulmak üzere, emek gücünün gerekli-zorunlu-ürünün ötesinde, belirli bir ücret ile satın alınarak fazla üretim yapmasıdır. İşçi, belli bir ücret karşılığında, emek gücünü satabiliyor olmak için, artı-ürün ya da artı-değer üretmek durumundadır.

Kapitalist toplumda sanatçının emeği – Karl Marx | Artı-Değer Teorileri

Üretken emek, burada, kapitalist üretim açısından tanımlanmış, iki Adam Smith burada meselenin can alıcı noktasına değinmiş, tam üzerine parmak basmış doğru bir biçimde yaptığı en büyük bilimsel hizmetlerden biridir bu (Malthus’un da gözlemiş olduğu gibi, üretken emek ile üretken olmayan emek arasındaki kritik ayrımlaşma, bütün burjuva ekonomi politiğinin değişmez bir temelidir). Smith, üretken emeği, doğrudan doğruya sermaye ile değişilen emek olarak tanımlıyor; yani onu, emeğin üretim koşullarıyla, ister para, ister meta olsun, genel olarak değerin, ilkin sermayeye (bilimsel anlamıyla, emeğin ücretli emeğe) dönüştüğü değişimle tanımlıyor.

Böylelikle, üretken olmayan emeğin de ne olduğu kesin saptanmış oluyor. Üretken olmayan emek; sermaye ile değil, doğrudan doğruya gelirle, yani (faiz ve rant gibi, kapitalistin kârına ortak olarak, ondan pay alanların çevirdikleri çeşitli dalavereler dahil) ücretlerle ve kârla değişilen emektir.(Örneğin, serflerin tarımsal emeği gibi) tüm emeğin kısmen kendi kendisini karşıladığı yerde, kısmen de (örneğin, Asya kentlerindeki manifaktür emeği gibi) tüm emeğin gelirle değişildiği yerde, burjuva ekonomi politik anlamda, ne sermaye, ne de ücretli emek vardır. O halde, bu tanımlamalar, emeğin maddi özelliklerinden (ne emeğin ürününün kendi doğasından, ne de somut olarak emeğin belli özelliğinden) alınmamış, tam tersine, emeğin gerçekleştiği belirli toplumsal biçimden, belirli toplumsal üretim ilişkilerinden alınmıştır. Bu tanımlamaya göre, örneğin bir oyuncu, hatta bir soytarı, ücret biçiminde aldığından daha fazla karşılığında emek verdiği bir kapitalistin (organizatörün) yanında çalışmaktaysa, üretken bir emekçidir; buna karşılık, kapitalistin evine gelip pantolonlarını yamayan, kapitalist için sırf bir kullanım değeri yaratan bir terzi, üretken olmayan bir emekçidir. İlkinin emeği sermaye ile değişiliyor, ikincinin emeği gelirle. İlki, bir artı-değer yaratıyor, ikincisi bir gelir tüketimi oluyor.

Üretken emek ile üretken olamayan emek burada hep paranın sahibi açısından, kapitalistin açısından düşünülüyor, emekçinin açısından değil; para kazandıran şey orospunun, uşağın, vb. emeği midir, gördüğü hizmet mi, yoksa gördüğü işlev mi diye soracak kadar meseleden az buçuk anlayan Ganilh’in, vs. yazdığı saçmalıklar buradan ileri geliyor. Bir yazar da üretken bir emekçidir, ama düşünce üretisiyle değil, eserlerini basan yayımcıyı zengin edişiyle, ya da bir kapitalistin yanında ücretli bir emekçi olarak çalışıyorsa. Bu türden emek, üretken emek de olabilir, üretken olmayan emek de.

Örneğin, Yitik Cenneti 5 pound’a yazmış olan Milton, üretken olmayan bir emekçiydi. Buna karşılık, yayımcısına fabrikasyon iş çıkaran yazar, üretken bir emekçidir. Milton, Yitik Cennet’i, bir ipek böceği nasıl ipek üretiyorsa öyle üretmiştir. Sonra da ürününü 5 pound’a satmıştır. Oysa, yanında çalıştığı yayımcının yönetimi altında; kitap (sözgelişi, İktisat Kılavuzu) imal eden Leipzig’li bir edebiyat işçisi, üretken bir emekçidir, çünkü, ürünü daha işin başında sermayenin sultası altındadır ve ancak o, sermayeyi artırdığı oranda varlığını kazanır. Kendi yazdığı sarkışım satan şarkıcı bir kadın, üretken olmayan bir emekçidir. Ama bu aynı şarkıcı kadın, eğer bir organizatör tarafından, kendisine para kazandırsın diye şarkı söylemesi için işe alınmışsa üretken bir emekçidir; çünkü, sermaye üretmektedir.

Maddi olmayan üretim, sırf değişim için gerçekleştirilse, yani meta üretse bile, ancak iki türlü sonuç verebilir:

1. Üretici ve tüketicilerden bağımsız, farklı biçimde kullanım değeıieri, metalar yaratır; yani bu metalar, üretim ile tüketim arasında bir yer alabilir; kitap gibi, resim gibi, kısacası, o işi yapan sanatçının kendi sanatsal yaratımından farklı bütün sanatsal ürünler gibi, satılabilir.metalar olarak, bu ikisi arasında bir yer alır. Burada, kapitalist üretim, ancak sınırlı ölçüde uygulanabilmektedir; sözgelişi, kolektif bir yapıtın (diyeİim, bir ansiklopedi) yazarının yanında birlikte çalışan öbür yardımcı yazarları sömürmesi ölçüsünde. Burada daha çok, çeşitli bilim ve sanat üreticilerinin, dişçilerinin ya da meslekten kişilerin, iş yapan yayıncının kolektif ticaret sermayesi hasabına çalıştıkları, kapitalist üretim tarzı ile doğru dürüst hiçbir ilişiği olmayan, hatta, biçimsel olarak bile henüz onun içinde yer almayan bir ilinti, kapitalist üretime bir geçiş biçimi söz konusudur. İşte tam bu geçiş biçimlerinde emeğin en yüksek dereceden sömürülmekte oluşu, olayı hiçbir biçimde değiştirmez.

2. Üretim, üretme eyleminden aynı tutulamaz; iş yapan bütün sanatçılarda, konuşmacılarda, oyuncularda, öğretmenlerde, hekimlerde, rahiplerde, vb. durum böyledir. Burada da kapitalist üretim tarzı daracık uzantıda, durumun kendi gereği, ancak birkaç planda yer alır. Örneğin, eğitim merkezlerinde çalışan öğretmenler, eğitim merkezi sahibi için ücretli emekçilerdir sadece; İngiltere’de birçok böyle eğitim fabrikası vardır. Öğrenciler karşısında bu öğretmenler üretken emekçi durumunda olmadıkları halde, iş sahibi karşısında üretken emekçilerdir. İş sahibi, ‘ sermayesini onlann emek gücüyle değiştirmekte ve bu süreç içinde kendini zenginleştirmektedir. Tiyatrolar, eğlence yerleri, vb. gibi işyerlerinde de durum böyledir. Oyuncunun izleyici kitlesiyle ilintisi tıpkı sanatçınınki gibidir, oysa iş sahibiyle ilintisi içinde, oyuncu, üretken bir emekçi’dir.-Kapitalist üretimin bu alandaki bütün belirtileri, üretimin tümüne kıyasla o denli önemsiz kalır ki, hiç hesaba katılmasa da olur.

Artı-Değer Teorileri

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ivan Pavlov, Şartlı Reflekslerin Doğası, İşleyişi ve Klasik Koşullanma Deneyi

Daha hayattayken "Dünya Fizyolojisinin Prensi" olarak kabul edilen Pavlov,  laboratuvarda mide üzerine çalışma yaparken köpeklerin yalnız yiyecek verildiği zaman değil,...

Kapat