İlk Acı: Düşünceler bir kez içini kemirmeye başladıktan sonra, sonu gelir miydi hiç? – Kafka

Günlerden bir gün menecerle trapez sanatçısı, yine bir turneye çıkmışlardı; trapez sanatçısı bagaj filesinde uzanmış yatıyor ve düşler kuruyor, menecer ise pencere önündeki koltuklardan birinde oturmuş, kitap okuyordu. Ansızın trapez sanatçısı, menecere usulca seslendi.

İlk Acı

Bir trapez sanatçısı —bilindiği üzere yukarılarda, büyük sirk sahnelerinin kubbelerinde sergilenen bu sanat, insanoğlunun üstesinden gelebileceği en çetin sanatlardan biridir— ilkin mükemmelliğe ulaşma çabasından, sonraları giderek işkenceye dönüşen bir alışkanlıktan yaşamını o türlü düzenlemişti ki, aynı toplulukta çalıştığı sürece, gece gündüz trapezden ayrılmıyordu. Zaten pek fazla olmayan gereksinimleri, sırayla birbirinin yerini alan görevliler tarafından karşılanıyor, görevliler aşağıda nöbet bekleyip, yukarıda gereksinim duyulan öteberileri özellikle bu iş için yapılmış kaplarla yukarı yolluyor, aşağı çekiyorlardı. Böyle bir yaşam biçimi, çevre için alışılmamış güçlükler doğurmuyordu pek; gelgelelim programdaki öbür numaralar seyircilere sunulurken, onun gözlerden kaçamayacak gibi hâlâ yukarıda bulunması ve kendisi çokluk sessiz durmasına karşın, seyirciler arasından sık sık gözlerini kaldırıp ona bakanların çıkması biraz tatsız bir durumdu. Ama yeri doldurulamayacak olağanüstü bir sanatçı olduğundan, sirk müdürleri bu duruma göz yumuyordu. Ayrıca, onun keyfinden böyle bir hayat yaşamadığı, aslında ancak bu yoldan kendisini sürekli formda tutup sanatını mükemmelliğe kavuşturabileceği de anlaşılır sayılıyordu.

Hem sağlığa elverişliydi yukarısı, hatta sıcak mevsimde kubbeyi çepeçevre kuşatan yan pencereler açılıp serin hava ve güneş ışığı bütün gücüyle içeri sızdığında güzel olduğu bile söylenebilirdi. Doğru, insanlarla pek sık görüşüp konuşamıyordu trapez sanatçısı, ancak, bazen bir meslektaşı ip merdiveni tırmanıp geliyor, trapez üzerinde yan yana oturup sağda ve soldaki iplere yaslanarak çene çalıyorlardı; ya da tavanı onarmaya çıkan işçiler kendisiyle birkaç laf ediyor, bazen de itfaiye memuru en üst balkona çıkıp yedek lambaları gözden geçirirken ona seslenerek saygılı, ama pek de anlaşılmayan birkaç söz söylüyordu. Bunların dışında sessiz kalıyordu trapez sanatçısının çevresi; ancak arada bir, örneğin ikindi üzeri, boş sirke yolu düşen bir müstahdem düşünceli bakışlarını nerdeyse gözün ulaşamadığı yükseklikteki yere yöneltiyor, kendisine birinin baktığından habersiz, tepede hünerlerini sergileyen ya da o sırada dinlenmekte olan sanatçıyı seyrediyordu.

Hani kendisini enikonu rahatsız eden bir yerden bir başka yere o kaçınılmaz yolculuklar araya girmese, rahat rahat böyle yaşayıp gidebilirdi I rapez sanatçısı. Gerçi meneceri, onun bu gibi lurnelerde çektiği sıkıntıların elden geldiğince uzamamasına çalışıyordu; kent içindeki yolculuklar yarış arabalarıyla yapılıyor, mümkünse geceleyin, olmazsa sabahın pek erken saatlerinde, henüz bomboş caddelerden dolu dizgin geçiliyordu; ama yine de kuşkusuz, trapez sanatçısının içindeki özleme cevap verecek kadar hızlı bir lempo değildi bu. Trende bir kompartıman olduğu gibi kapatılıyor, yolculuğu kompartımanın tavana yakın bagaj filesinde geçiren sanatçı burada her zamanki normal yaşamının acınası bir benzerini sürdürmeye çalışıyordu. Bir sonra gidilecek kentin sirkinde onun gelişinden çok önce trapez kurulmuş hazır bekliyor, ayrıca sirkin bütün kapıları ardına kadar açık, bütün koridorlar gelip geçişlere serbest tutuluyordu. Her şeye karşın, bütün bu hazırlıklardan sonra trapez sanatçısının ayağını ip merdivene dolayıp bir solukta yine yukarılara çıkarak trapezine sarılması, menecerin hayatındaki en güzel anları oluşturmaktaydı. Şimdiye kadar bir sürü turneyi başarıyla yönetmişse de, her yeni turne menecer için tatsız bir şeydi; çünkü turneler başka sakıncaları bir yana, trapez sanatçısının sinirleri için kuşkusuz hayli yıpratıcıydı.

Günlerden bir gün menecerle trapez sanatçısı, yine bir turneye çıkmışlardı; trapez sanatçısı bagaj filesinde uzanmış yatıyor ve düşler kuruyor, menecer ise pencere önündeki koltuklardan birinde oturmuş, kitap okuyordu. Ansızın trapez sanatçısı, menecere usulca seslendi. Hemen kulak kesildi menecer. Trapez sanatçısı, dudaklarını ısırarak, bundan böyle gösterileri için bir değil, karşılıklı iki trapeze gereksinim duyduğunu açıkladı. Menecer, hemen uygun buldu isteği. Trapez sanatçısı ise, sanki menecerin isteğini kabul etmesinin, isteğine karşı çıkması kadar önem taşımadığını göstermek amacıyla, tek bir trapez üzerinde artık asla, ne olursa olsun gösteride bulunmayacağını belirtti. Belki bu işi bir kez dahct yapmak zorunda kalacağı düşüncesinden irkilir gibiydi. Menecer, bir yandan duraksayıp, bir yandan sanatçıyı izleyerek isteği olumlu karşıladığını, iki trapezin bir trapeze üstünlüğünü, ayrıca bu yeniliğin yararını ve gösterilere renk katacağını bir kez daha vurguladı. Birden ağlamaya başladı trapez sanatçısı. Menecer, iyice korkmuş, sıçrayıp kalktı; nen var, ne oldu diye sordu. Bir yanıt alamayınca, kanepenin üzerine çıktı, trapez sanatçısını sevip okşayarak yüzünü yüzüne dayadı; dolayısıyla, sanatçının gözyaşları menece-rin de yüzünü ıslattı. Ancak bir sürü sorular ve tatlı sözlerden sonra, trapez sanatçısı hıçkırarak şöyle dedi: “Elimin altında hep bir tek trapezle nasıl yaşarım ben!” Bu durumda trapez sanatçısını yatıştırmak kolaylaşmıştı; hemen nıenecer ilk tren istasyonundan, bundan sonra uğrayacakları kentteki sirke ikinci trapezin hazırlanması için telefon edeceğine söz verdi; trapez sanatçısını onca zaman yalnız bir tek trapez üzerinde çalıştırdığı için kendi kendini suçladı ve nihayet böyle bir hataya dikkatini çektiğinden, trapez sanatçısına teşekkür edip övücü sözler söyledi. Böylece onu yavaş yavaş yatıştırmayı başardı ve dönüp yine köşesine oturdu. Ancak, kendisi bir türlü yatışmamıştı; bir yandan kitap okuyor, bir yandan büyük bir tasayla belli etmeden trapez sanatçısını izliyordu. Bu çeşit düşünceler bir kez trapez sanatçısının içini kemirmeye başladıktan sonra, artık sonu gelir miydi hiç? Zamanla bunlar daha güçlenmeyecek miydi? Onun varlığını tehdit eden şeyler değil miydi hepsi? Ve gerçekten menecer, ağlama nöbetini izleyen görünürdeki sakin uyku sırasında, trapez sanatçısının pürüzsüz çocuk alnında şimdiden ilk kırışıkların belirdiğini görür gibiydi.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cemal Süreya’nın TRT Arşiv’inde çıkan söyleşisi: Kendimi şiirin içinde buldum

İkinci Yeni şiir akımının en önemli temsilcilerinden Cemal Süreya’ya ait arşiv görüntüleri ortaya çıktı. TRT Arşiv’de bulunan görüntülerde gazeteci-yazar Doğan...

Kapat