Kafka: Diğer hayvanlar arasından benim gibi kaçma isteğiyle yanıp tutuşan çıkıyor mu?

Patisiyle alnını ovalayan köpek, “Garip,” dedi, “gezmediğim yer kalmadı! Önce pazar alanından geçtim, çukur yoldan tepeye tırmandım, tepedeki düzlükte birkaç tur attım, sonra o dik yamaçtan aşağıya indim,

şosede dolandım, sola sapıp dereye doğru ilerledim, kilisenin önünden geçtim, nihayet buradayım işte. İyi de, neden yaptım tüm bunları? Hem, bayağı da karamsardım. Dönüp dolaşıp buraya gelmem mutluluk verici bir şey. Oraya buraya başıboş koşmalar, ıssız yerlerde turalamalar korku veriyor bana; böyle büyük alanlarda küçücük, çaresiz, zavallı bir köpeğe dönüşüyor, bir daha kimsenin bulamayacağı denli yitip gittiğim duygusuna kapılıyorum. Şu da var ki, buradan kaçıp gitmem için bir neden de yok, yuvam bu avluda, işte şu kulübe, her zaman değil ama yalnızca azgınlığım depreştiğimde vurulduğum zincir de burada, hepsi gözümün önündeler, yiyecek içeceğin bolluğu da cabası. Öyleyse? Elimde olsa, buradan kaçar mıydım hiç? Rahatım yerinde, buradaki varlığım da gurur verici; diğer hayvanlara kıyasla yerim, bana nasıl da böbürlenme olanağı veriyor. Yine de, diğer hayvanlar arasından benim gibi kaçma isteğiyle yanıp tutuşan çıkıyor mu?
Sadece bir tanesini, ne kimseye gereksinim duyan ne de kendisine gereksinim duyulan şu yumuşak tüylü ve tırmalayıcı yaratığı, kediyi katmıyorum bu sorunun içine. Onun kendine has kimi gizli tasarıları var gibi, bu tasarılar peşinde dolanıp duruyor çevrede ama onun da evin sınırlarından öteye geçtiği yok. Uzun sözün kısası, içinde kaçaklık özlemi yaşatan tek ben varım ve bu özlemin bir gün gelecek, bana bu evdeki ayrıcalıklı konumuma mal olacağı kesin. Bugünkü kaçışımı kimse sezmedi ama geçen gün, evin beyinin oğlu Richard ağzından kaçırdı: Pazar günü bir sıra üzerinde oturmuş purosunu tüttürüyordu, ben hemen yanı başında yere uzanmış, bir yanağımı toprağa yaslamıştım. Küçük bey, ‘Cesar,’ dedi, ‘seni kalleş köpek! Sabah nerelerdeydin bakalım? Saat beşte, bekçilik görevinin başında olman gereken bir saatte aradım seni, avluda değildin, ancak saat altıyı çeyrek geçe gittiğin yerden dönüp geldin. Görevini ihmal şerefsizliğidir bu, farkında mısın?’ İşte yine yakalanmıştım. Hemen ayaklanıp Richard’ın yanına o turdum, kolumu beline dolayıp dedim ki: ‘İki gözüm Richardcığım, bir kere daha idare et, sırrımızı açığa vurma. Sonuç bana bağlıysa, işte söz sana, bir daha yapmayacağım.’ Sonra ağlamaya vurdum işi, durumumdaki umutsuzluktan, ceza korkusundan, Richard’ın yüzünde beliren bağışlayıcı ifadeye duygulandığımdan, ceza aracının hemen orada el altında olmayışına sevincimden, akla gelebilecek pek çok nedenden dolayı öyle ağladım ki, Richard’ın ceketini sırılsıklam ettim, Richard da kaldırıp attı beni üzerinden, yat bakayım yerine diye azarladı beni. Yine uzattım sözü, daha o gün doğru davranacağıma yemin vermiştim; ama bak, şimdi yine yaptım o hatayı, hatta bu gün o günkünden de çok kaldım dışarıda. Fakat o gün, sonuç bana bağlıysa diye yemin vermiştim. Şimdi yine eskisi gibi davranmışsam, doğrudan suçun bende olmadığına dair…”

Franz Kafka – Hayvan Öyküleri
Kafka’nın Hayvanlarla İlgili Parçacıkları

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Mina Urgan’ın anılarında Aziz Nesin: “Tanıdığım çalışkan insanların en çalışkanıydı”

"Bir başka büyük devrimciye, Aziz Nesin'e değinmek istiyorum şimdi. Aziz Nesin üstüne çok yazıldığından, ileride daha da çok yazılacağından, kısaca...

Kapat