Hikmet Kıvılcımlı: “İş olacağına varıyor. İtler havladıklarıyla kalıyorlar…”

Hikmet KıvılcımlıGece, ay, ben ve İshak kuşu. Gâh uzaklaşıyor, gâh penceremin önündeymişçe yaklaşıyor. O sustu mu, aylı gecelerin kollektif aşıkları, su şairleri kurbağalar, hiç değilse anlam, benzetiş çatlatacağız diye kafa patlatmıyorlar. Tersine, insana tuhaf bir dinleni ve güven veriyorlar. Ne? Dünyanın en cılız, en savunmasız yaratığı kurbağa bile gökleri çınlata çınlata bağırıyor. Demek, ne yılan var, ne tehlike! Ayrıca, su bol ki, herifler sabahlara dek şenlikteler. Can rahatlıyor gibi. Ve hiç bıktırmayan monotoni, “Vararak! Vararak!” sürüp gidiyor. Arada bir ağız dolusu, “Miyop! Miyop!” yahut acele, “Berekete bak!” Bütün temaları bu üç dört gevrek gevezelik tıkırtısı. Ama, kimi alçalıp, kimi susarak öyle nüanslar döktürüyorlar ki. Hiç bıkmıyorum.

İştiham yok ama, ölmeye de pek niyetli görünmüyorum. Sakin, ılık gece. Yakın bir finocuk havlıyor. Ötelerden türdaşları arasıra karşılık veriyorlar. Yolunu yitirmiş arkadaşlarını kedi yavrusu miyavlamalarıyla arayıp çağıran, bir baykuş olmalı… Önce ay, ben ve İshak kuşu yalnızız sanmıştım. Meğer ne çok gece dolusu yaşayanlar varmış. Arasıra Gülistan Sokak 12/10’a gidiyor aklım. Yatmıştır karakız elektriği yakmadan geniş divan yatağına. Belki telefon bekler. Ötede tabusu “Dinim kinimdir!”. Ne düşünmüş olabilir?
İşte hepi topu bu kadar “kişicil izlenimlerim”. Geri kalan her şey sosyal. Yoksa, yumuşak bir hayvan gevşemesiyle, şu daracık köşede çoktan uyumuştum. Elektrik kesilmiş. Kara gözlü, yanık pekmez yüzlü kızcağızla ağabeyisi ellerinde lamba, yoğurt ve kaynamış patates getirdiler. Halâ öksürüyorum. Göğsüm son gecenin nezlesini attı. Soluk borum, iman tahtamın altında gıdıklanıp tırmalamıyor. Ama balgam, sonu gelmedi bir haftadır. Bereket ateş yok dünden beri. Arada keyif sahibi insanlar gibi kaideli öksürüyorum. Yol açılıp rahatlamıyor.
İshak kuşu, sanki penceremden beni görüp bir kaç kez seslendikten sonra dilsizce uzaklaştı. Gecenin huzurunu bir ukala altıpatlar sesi ansızın kırıp attı. Susan köpecikler heyecanlandılar. Aldıran yok. Onlar da akıllarınca gece sahiplerini bekliyorlar. Allah akıllar versin. Havlayışlarını dinleyen kim? İş olacağına varıyor. İtler havladıklarıyla kalıyorlar. İçlerinde bir tane bile koca köpek yok. Belli. Fukara kişiler, ancak fino kadarını besleyebiliyorlar. Üç el daha, büsbütün yakından patladı. Buraları için olağan şeye benziyor. Her gece silah sesleri. Kimin attığını bile biliyorlar. Şüpheli kıpırtılar dolaşıyor. Herhalde benimle ilgili değil. Bir kurbağa perdeyi yükseltti. İki üç arkadaşı tempo tutuyor. 1..2…3… 4 el ateş daha. Canı yanmış bir köpek sesi. 1-2-3-4 el silah daha. Ağalarım eğleniyorlar mı? Birini mi kovalıyorlar? Saat 21’i geçiyor. Burası için herkes uykuda. Bu tabancalar kime? Lambayı kısıp yattım. Uyumuşum da.

Hikmet Kıvılcımlı
07.05.1971 (Cuma)

Günlük Anılar – Kim Suçlamış – Mektuplar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Jordi Savall ve “Yitik cennet”inden geçmişe uzanan dilsiz şarkılar

1942 Igualada , Katalonya* doğumlu olan Jordi Savall, çalıştığı müzik gruplarıyla genelikle Ortaçağ, Rönesans ve Barok dönemlerinin az bilinen eserleri...

Kapat