“Zaman geçince her şey daha iyi anlaşılıyor…” Anılar – Cemal Süreya

Cemal SüreyaTurgut Uyar’ın şiirlerinden kendine en çok pay çıkaran ben olmuşumdur, Çünkü Turgut Uyar’la ben kendimdeki bazı yönlerin farkına varıyordum. Belki şiirindeki eğleni havası en uygun bana geliyordu da ondan.

Bin dokuz yüz kaç, şimdi aklımda değil. Ama iri bir yaz günüydü, Ankara’ydı, bazı arkadaşlardı, o aklımda. Fakültenin karşısına düşen bir çayevinde oturmuştuk. Mutlaka akşamdı. Varlıkta Turgut Uyar’ın “Tralala” adlı şiirini taze okumuştuk. Varlık o sıralar şiir bakımından bozulmaya başlamıştı ya yine de bugüne göre çok iyiydi. O şiiri ordaki arkadaşlara ben demiştim. Sonra bir, üç, beş gün hep o şiiri demiştim kimi gördüysem, nereye gittiysem. Kısa bir şiirdi, küçük, kapı resimleri gibi. Aklıma takmıştım ben. Şuramda bir yerimde yer etmişti benim. O günler nasıl bir günlerdi. Devrim Gençliği dergisinde, Vatan Sanat Yaprağı’nda “Tel Cambazının Serüvenlerinin yayımlanması da o günlere rastlar galiba. Kaynakta, Yenilikte boyalı bir kadınla adamı sabahlara kadar yatıran, havaya tabancalar sıktıran şiirlerin yayımlanması da o günlere rastlar. Yine galiba.

Gerçi dediğim sıralarda Türkiyem kitabıyla Turgut Uyar bir iyi ünlenmiş bulunuyordu. Hatta en ilginç genç şair olduğu Ataç Usta yönünden de onaylanmıştı. Ama ne ki asıl Turgut Uyar Türkiyem’den sonra yazdığı şiirlerle başlar. İşlevini kazanması, etkilerini dağıtması, şiirimizde kendine özel bir yer ayırması o kitaptan sonradır. Yukarda andığım şiirleriyle beni hemeninden etkilemişti. Şimdi düşünüyorum da belki benim “Dalga” şiiri Turgut Uyar’ın “Tralala”sının bende bir iki yıl sonraki kalıntılarıyla yazılmıştır, diyorum. Turgut Uyar’ın şiirlerinden kendine en çok pay çıkaran ben olmuşumdur, Çünkü Turgut Uyar’la ben kendimdeki bazı yönlerin farkına varıyordum. Belki şiirindeki eğleni havası en uygun bana geliyordu da ondan.
Öğrenciyken iyi bir sanat çevresi kurmuştuk kendi aramızda. Sezai Karakoç, Muzaffer Erdost, Orhan Duru, Seyfettin Başçıllar, ben sık sık toplanır, sanat üstüne, şiir üstüne konuşmalar yapardık. Arada Gülten Akın da katılırdı. Bir Yalçın vardı, o da katılırdı. Mülkiye ve Evrim dergilerinde yurtlamıştık. Konuşmalarımızda sık sık Turgut Uyar’dan söz ettiğimiz olurdu. Fazıl Hüsnü’nün şiirini, bir de onun şiirini hepimiz önemserdik. Sezai en çok önemseyendi aramızda. Hareketli, canlı, kıpır kıpır günlerdi o günler. Bir yanda Nedret Gürcan Dinar’da Şairler Yaprağı’nı çıkarmaya başlamıştı. Bir yanda Attilâ İlhan’ın başkanlığında Mavi milisi sevimli manevralar yapıyordu. Bir yanda Muzaffer Erdost şiir üstüne ilk ciddi yazılarını yayımlıyordu, bir yanda da İlhan Berk şiirini hızla yeniliyordu. Ama şimdi düşününce bütün bunların dışında yine de o sıralar genç, yeni yetme şairlerin yazdıklarında ağırlık noktasının, Turgut Uyar’ın mısralarında toplandığını görüyorum. Zaman geçince her şey daha iyi anlaşılıyor.

Sonra ne oldu. Sonra birkaç yıl geçti. Şiirimiz kendine bulduğu yeni çıkış noktasını işledi. Yeni şiiri yapanlardan biri de Turgut Uyar’dı. Şiirine organik bir yapı kurdu. Bir atmosfer kurdu. Dilin orgasm noktalarının büyüsünü elde etti. Turgut Uyar Türkiye’de şiir beğenisine güvenebileceğimiz birkaç kişiden biri oldu. Kişiyi yavaş yavaş boğan, alıştıkça kişinin soluğunu kesen bir şey var onun şiirlerinde. Tüylü, ıslak ve değişik şiirler.

Dil bir araç olduğu kadar da bir ortam onun en yeni şiirleri için. Hatta daha çok bir ortam. Kelimeler çok kere bağlı oldukları kavramları aşarlar. Düşüncenin Aristo’dan beri olan malum sebepten varamadığı nice karlı nice soyut bölgelere sık sık gidip gelme geleneğindedir Turgut Uyar’ın kelimeleri, mısraları. Niye mi, çünkü Turgut Uyar’ın yüreği gizli ve sonsuz bir tavşandır. Bütün şairlerin yüreği gizli ve sonsuz bir tavşandır. Denizi mutlaka görmek isteyen ve her halükârda denizi yaratan yumuşak, güllü, çok bir tavşandır. Turgut Uyar cinsel aşkı en çıplak, en yapmacıksız tutumuyla gizlilerden kurtarır, kendi bireysel alanına düşürür ya da indirger. Bütün duyguları böyle düşürür ya da indirger. Şimdilik dergisinde yayımlanan “Geyikli Gece”yi yazarken de böyleydi. Şairler Yaprağı’nda yayımlanan “Kan Uyku”yu yazarken de.
Kitabının yayımlanacağı haberi üstüne andım bunları. İnşallah kitap çıktıktan sonra da bir inceleme yazısı yazarım. Yavuz bir şair Turgut Uyar. Cins bir şair.

Pazar Postası, 18 Ocak 1959

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Franz Kafka: Yaşam ile imgeler arasında köhnemiş yargı sistemi ve hissizleşme

Subay, "Eşsiz bir alet" dedi yolcuya; ve kendisine hiç de yabancı olmayan makineyi hayranlıkla süzdü. Yolcu, büyüğe saygısızlık ve hakaret...

Kapat