Erkek ve Kadın İlişkisi: İşbölümü, Kadınlık ve Erkeklik – Alfred Adler

0
209

Ruhsal yaşamda egemenliğini sürdüren iki temel ilke vardır; ruhsal olayları etkileyen bu ilkeler, yaşam koşullarını hazırlayıp güvence altına alırken, sevgi, iş ve toplumdan oluşan üç ana ödevi yerine getirirken insanın hem toplumsallık duygusunu etkin durumda tutmasını, hem de saygınlık eğilimini, güçlülük ve üstünlük isteğini doyuma kavuşturmasını sağlamaktadır.

Nasıl bir durum baş gösterirse göstersin ruhsal olayları değerlendirirken adı geçen iki etkenin nicelik ve nitelik bakımından birbiriyle ilişkisini göz önünde tutmamız, insan ruhunu anlamak istiyorsak bu nicelik ve nitelik ilişkisini hiçbir zaman boşlamamamız gerekiyor. Çünkü ilgili etkenlerin varlığı bir insanın toplumsal yaşam mantığına ne ölçüde akıl erdirebileceğini ve söz konusu mantığın bir zorunluluk olarak karşısına çıkaracağı işbölümüne ne ölçüde uyabileceğini belirler.

İşbölümü, insan toplumunun ayakta kalabilmesi için mutlaka gerekli bir etkendir. Her bireyin toplumda belirli bir yeri doldurması zorunluluğunu içerir. Bu zorunluluğa uymayan bir kimse toplumsal yaşamın, kısaca insan soyunun varlığını sürdürmesini istemiyor demektir; dolayısıyla, toplumun bir üyesi olarak oynadığı rolden el çekip bir oyunbozana dönüşür. Böyle bir davranışın hafif şekillerini densizlik, arsızlık, burnunun doğrultusuna gitme diye nitelendirir, ağır şekillerine ise yoldan çıkma ve suça yönelme gibi adlar veririz. Toplumsal yaşamın gereklerinden kendini uzakta tutmak, bunlarla uzlaşmaya yanaşmak ilgili davranışları olumsuz bir özellikle donatır. Bu yüzden, bir insanın değeri, toplumsal işbölümünde üzerine düşen yeri ne ölçüde doldurduğuna bakılarak belirlenir. Birey toplumsal yaşama evet demekle başkaları için önem kazanır ve insan yaşamının ayakta kalmasını sağlayan zincirin binlerce halkasından birini oluşturur; halkaların sayısında görülecek fazlaca bir eksiklik durumunda toplumsal yaşam çöker. Sahip oldukları yetenekler, bireyin toplumsal ortak üretim süreci içindeki yerlerini belirler. Ne var ki, söz konusu işbölümünde de kimi karışıklıklar baş göstermiştir; bunun da nedeni güçlülük eğiliminin, başkaları üzerinde egemenlik arzusunun ve daha başka yığınla yanlış davranışın işbölümünde gerekli düzeye ulaşılmasını aksatması ya da engellemesi, insanın değerinin saptanmasında doğru sayılamayacak ilkelerin benimsenmesine yol açması ya da bireylerin toplum içindeki yerlerini herhangi bir nedenle gereği gibi dolduramamasıdır. Bazen de karşılaşılan sorunlar kimi bireylerin güçlülük hırsından ve açgözlülüğünden doğmuş olup, söz konusu bireyler toplumsal yaşamın ve dayanışmanın bu türlüsünü kendi bencil çıkarları uğrunda önlemeye çalışmıştır. Daha başka bazı güçlükler ise toplumun sınıfsal düzeninden kaynaklanmakta, kişisel güç ve ekonomik çıkarlar, işbölümünü etkileyerek daha çok güç sağlayan rahat yerlerin toplumdaki belirli grupların eline geçmesini sağlamakta, öteki gruplara ise bu gibi yerlerin kapıları kapalı tutulmaktadır. Söz konusu olaylarda güçlülük eğiliminin oynadığı büyük rolü bilirsek, işbölümü sürecinin neden asla doğru dürüst bir seyir izlemediğini anlayabiliriz. Zorbalık dediğimiz şey bu konuya sürekli el atmış, çalışmayı bazıları için bir ayrıcalık, bazıları içinse bir işkence durumuna sokmuştur.

Böylesine sağlıksız bir işbölümüne yol açan bir neden de, insanların iki ayrı cinsiyete ait olmalarıdır. Daha baştan beri insanlardan bir bölümü, yani kadınlar bedensel özellikleri dolayısıyla belirli işlerden uzak tutulmuş, belirli işler de yine bedensel özellikleri bakımından daha yararlı olabilecekleri düşünülerek erkeklere verilmiştir. Aslında bir işbölümünün önyargılardan düpedüz uzak bir ölçüte başvurularak yapılması gerekirdi; savaşın kızışmışlığı içinde yayı fazla germekten kaçınan feministler de bu tür bir işbölümünün temelinde yatan mantığı benimsemişlerdir. Kadınlığı kadınlığından yoksun bırakmak ya da kadınla erkeğin kendilerine uygun işlerle doğal ilişkilerini yok etmek gibi bir amaç, ilgili mantığın çok uzağında bulunmaktadır.

İnsanlığın gelişim sürecinde işbölümü öyle bir biçim kazanmıştır ki, kadın normalde erkeğin göreceği işlerden bir bölümünü üstlenmekte, bu da erkeğin sahip olduğu gücü insanlığa daha yararlı alanlarda kullanmasını sağlamaktadır. İş gücü yararlanılmadan bırakılmadığı, ruhsal ve bedensel yetenekler kötü yolda kullanılmadığı sürece, böyle bir işbölümü mantığa aykırı olarak nitelenemez.

Alfred Adler
İnsanı Tanıma Sanatı

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz