Erich Remarque: “Çocuklar!” diyorum, Ne öğreteyim sizlere? “Evlerinize gidin. Bugün okul yok.”

çocuklar
Ben sizlere ne öğretebilirim? El bombasının nasıl yakalanıp çekileceğini ve insanlara nasıl fırlatılacağını mı öğreteyim? Bir insanın nasıl süngüleneceğini mi, kürekle nasıl ikiye bölüneceğini mi göstereyim? 

Sabah oluyor. Sınıfıma gidiyorum. Ellerini kavuşturmuş küçükler sıralarına oturmuşlar. İri iri gözlerinde çocukluk yıllarının o ürkek şaşkınlığı henüz duruyor. Bana öyle güvenle ve inanarak bakıyorlar ki! Kalbim tıkanacakmış gibi oluyor birden.

Ne öğreteyim sizlere? Yirmi yaşında içinizin boşalıp kavruk kalacağınızı, gelişmenizin en verimli çağında mahvolacağınızı ve acımasızca sıra malı olmaya zorlanacağınızı mı söyleyeyim?

İnsanlar Tanrı ve insanlık adına zehirli gaz, demir, barut ve ateşle birbirlerini boğazladıkça bütün öğrenim ve kültürün, bütün bilimlerin acı bir alaydan başka bir şey olmadığını mı anlatayım? Sizlere, bütün bu korkunç yıllarda temiz kalmış küçük yaratıklara ne öğretebilirim ben?

Ben sizlere ne öğretebilirim? El bombasının nasıl yakalanıp çekileceğini ve insanlara nasıl fırlatılacağını mı öğreteyim? Bir insanın nasıl süngüleneceğini mi, kürekle nasıl ikiye bölüneceğini mi göstereyim? Soluk alan göğüs, hayat taşan bir akciğer ve bir kalp gibi esrarlı mucizelere karşı bir namlunun nasıl doğrultulacağını mı anlatayım? Yoksa tetanosla nasıl kazık gibi olunacağını, parçalanmış bir bel kemiğinin ya da kafatasının ne hal alacağını mı anlatayım? Çevreye saçılan bir beynin, parçalanan kemiklerin ve dışarıya fırlayan bağırsakların görünüşünü mü anlatmalıyım sizlere? Yoksa karnından vurulanın nasıl inlediğini, ciğerden kurşun yiyenin nasıl da hırıltılı sesler çıkardığını ve başından yara alanın nasıl ıslık çalar gibi haykırdığını mı canlandırayım? Daha başka şeyler bilmiyorum. Daha fazlasını öğrenemedim.

Yoksa sizleri şu karşıdaki yeşilli grili haritanın önüne götürüp elimi üzerinde dolaştırarak “Sevgi işte burada boğazlandı” mı demeliyim? Ellerinizde tuttuğunuz şu kitapların tertemiz yüreklerinizi bir cümleler kargaşalığına ve sahte bilgiler engeline doğru çekecek tuzaklar olduğunu mu söylemeliyim?

Önünüzde duran lekeli ve suçlu insanın size şöyle yalvarması gerekiyor: Olduğunuz gibi kalın ve çocukluğun sıcacık ışığını nefret alevcikleriyle bozmayın. Alınlarınızın çevresinde tertemiz oluşun soluğu dolaşıyor. Ben bu halimle sizlere ne öğretebilirim ki? Benim ardımda geçmişin kanlı gölgeleri var hala. Bu durumda ben aranıza katılmayı nasıl göze alabilirim?

Bütün içerimin katılaştığını, taş kesilip sonra da küçük küçük parçalara ayrılacakmış gibi olduğunu sanıyorum. Ağır ağır sandalyeye bırakıyorum kendimi ve burada daha fazla kalamayacağımı kavrıyorum. Kendimi biraz olsun toplamaya çalışıyorum; ama beceremiyorum. Hiç bitmeyecekmiş gibi uzun gelen bir zaman sonra biraz açılıyorum. Ayağa kalkıyorum ve güçlükle:

“Çocuklar!” diyorum, “Evlerinize gidin. Bugün okul yok.”

Erich Maria Remarque


RemarqueErich Paul Remark Osnabrück’te katolik bir ailenin içinde doğdu. Babası Peter Remark bir basımevi ustasıydı. Osnabrück arşivlerinde bulunan nüfus kayıtlarına göre 17.yy’da ihtilalde katoliklere yapılan baskılar yüzünden Fransa’dan göç etmişlerdi. Önceleri Remarque olan soyisimleri Alman imlasına göre Remark olmuştu.Bir süre Münster Üniversitesi’nde öğrenim gördü ama 18 yaşında birçok kez yara aldığı I. Dünya Savaşı’na katılmak zorunda kaldı. Savaştan sonra öğretmenlik, taşçılık ve Berlin’de bir tekerlek firması için test sürücülüğü yaptı.

1929’da, Remarque’nin savaşın mutlak kötülüğünü 19 yaşındaki bir askerin gözünden anlattığı, en ünlü eseri, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (Im Westen nichts Neues) yayımlandı. Bu kitabın ardından savaş zamanı ve sonrasını yalın ve duygusal bir dille gerçekçi bir şekilde anlattığı, edebi ve teknik açıdan daha olgun başka eserleri de yayımlansa da bunların hiçbirisi ilk kitabının yakaladığı başarıyı yakalayamadı. Remarque, ne kadar bu durumdan rahatsız olsa da hayatı boyunca Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok kitabının yazarı olarak kaldı.
1931’de İsviçre’ye yerleşti. 1933’te, Naziler eserlerini yaktılar ve yasakladılar. 1938’de Alman vatandaşlığından çıkarıldı ve 1939’da Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Almanya’da kalan kız kardeşi Elfriede Scholz Nazi karşıtı propaganda yapmak suçu gerekçesiyle tutuklandı ve kısa bir yargı sürecinin ardından idam edildi. Hollywood’da tanıştığı Paulette Goddard ile 1958 yılında evlendi.
72 yaşında Locarno, İsviçre’deki Sant Agnese kliniğinde aylardır acı çektiği anevrizmadan dolayı öldü.

Eserleri
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok, (1929)
Dönüş Yolu, (1931)
Hayat Kıvılcımı, (1952)
Yaşamak Zamanı, Ölmek Zamanı, (1954)
Ölesiye Yaşamak, (1956)
İnsanları Seveceksin
Ana Baba Günleri
Üç Arkadaş
Lizbon’da Gece
Kara Dikilitaş
Zafer Takı
Cennetteki Gölgeler
Ufuktaki İstasyon
Vaat Edilmiş Ülke
Tanrı’nın Gözdesi Yoktur
Üç Yoldaş
Siyah Anıt

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Arno Gruen: Savaşı ikincil ve katlanılabilir bir şey haline getirdiler

“Gerçekçiler”in başarısının dayandığı tek nokta sadece kendilerini lider olarak vazgeçilmezleştirme sanatına hakim oluşları değildir, aynı zamanda kendi benliklerinden vazgeçebilmek için...

Kapat