Erich Fromm: İnsan, “farkında olursa” zorunluluğun zincirlerini kırabilir

Modern ruhbilimin kurucusu olan ve insanı belirleyen etkenleri gören Spinoza gene de bir ahlâk kitabı yazıyor. Spinoza’nın amacı insanın tutsaklıktan özgürlüğe nasıl geçebileceğini göstermektir. Onun “ahlâk” anlayışı özgürlüğün ele geçirilmesidir. Bu ele geçirme eylemi akılla, yeterli düşüncelerle, “farkında olma”yla gerçekleştirilebilir; ne var ki bu, birçok insanın göstermek istediğinden çok daha büyük bir çaba göstererek gerçekleştirilebilir ancak.

Spinoza’nın yapıtı bireyin “kurtuluş”unu amaçlayan bir öneriyse (burada kurtuluş, farkında olma ve büyük bir çabayla özgürlüğü ele geçirmektir) Marx’ın istediği de bireyin kurtulmasıdır. Ne var ki Spinoza yalnızca bireysel akıldışılıkla uğraşırken Marx bu görüşü genişletmiştir. O, bireyin akıldışılığının içinde yaşadığı toplumun akıldışılığından geldiğini, bu akıldışılığın da ekonomik ve toplumsal düzenin içinde bulunduğu plansızlık ve çelişkilerden doğduğunu görmüştür. Marx’da Spinoza gibi özgür ve bağımsız insan amaçlamış, ama bu özgürlüğe kavuşabilmek için insanın kendisini etkileyen, belirleyen güçlerin farkında olması gerektiğini görmüştür. Farkında olmanın ve çabanın sonucu özgürleşmedir. Daha özlü söylersek, işçi sınıfının evrensel insan özgürlüğünü sağlayacak tarihsel güç olduğuna inanan Marx insanın özgürleşmesi için gerekli koşulların sınıf bilinci ve mücadelesi olduğunu söylemiştir. Spinoza gibi Marx da şöyle dediği için bir gerekircidir: Gözlerinizi her şeye kapar, en büyük çabayı göstermekten kaçınırsanız özgürlüğünüzü yitirirsiniz. Ne var ki Marx, Spinoza gibi yalnızca yorumla yetinmez; dönüştürmek ister —bu yüzden Marx tüm çalışmalarını insanın farkında olma ve çabayla nasıl özgür olabileceğini öğretmeye yoğunlaştırmıştır. Çoğunlukla sanıldığı gibi Marx hiçbir zaman zorunlu olarak yer alacak tarihsel olayları önceden haber verdiğini söylememiştir. Her zaman bir seçenekçi olarak kalmıştır. Kendisini yöneten güçlerin farkında olabilirse, özgürlüğünü kazanmak için en büyük çabayı gösterebilirse, insan,  zorunluluğun zincirlerini kırabilir. Bu seçenekçiliği özlü bir biçimde dile getiren de en büyük Marx yorumcularından biri olan Rosa Luxemburg’tur. Yüzyılımızda insan “toplumculukla barbarlık” arasında bir seçme yapma durumuyla karşı karşıyadır.

Bir gerekirci olan Freud da insanı dönüştürmeyi amaçlıyordu: Nevrozu sağlıklılığa dönüştürmek, Id’in yerine Ego’nun egemenliğini geçerli kılmak istiyordu. Nevroz —hangi türü olursa olsun— insanın akla uygun bir biçimde hareket etme özgürlüğünü yitirmesinden başka nedir? Spinoza’yla Marx gibi Freud da insanın ne ölçüde belirlenmiş olduğunu görmüştür. Freud da belli akıldışı, bu yüzden de yıkıcı davranışlarda bulunma isteğinin —kendinin farkında olarak ve çaba göstererek— değiştirilebileceğini görmüştür. Bu yüzden Freud’un çalışması, nevrozu kendinin farkında olarak tedavi etme yöntemidir ve tedavinin dayandığı kural şudur: “hakikat seni özgür kılacaktır”

Ana kavramların çoğu üç düşünürde de ortaktır:
(1) İnsanın eylemleri daha önceki nedenlerle belirlenir; ama insan kendisini bu nedenlerin etkisinden farkında olma ve çabayla kurtarabilir.
(2) Kuram ve uygulama birbirinden ayrılamaz. “Kurtuluş”a ya da özgürlüğe ulaşanı bilmek için insanın bilmesi, “kuramı”nın doğru olması gerekir. Ama insan eyleme girişip mücadele vermedikçe bilemez. Bu üç düşünürün üçünün de en büyük buluşu kuram ve uygulamanın, yorum ve değişikliğin birbirinden ayrılamayacağıdır.
(3) İnsanın bağımsızlık ve özgürlük savaşını yitirebileceği konusunda gerekirci olsalar da bu düşünürler temelde seçenekçidirler: Hepsi de insanın belirlenebilir bazı olasılıklar arasında seçme yapabileceğini, bu seçeneklerden hangisinin gerçekleşeceğinin insana bağlı olduğunu söylemişlerdir; seçenekler arasında seçme yapma, özgürlüğünü yitirmemişse insana bağlıdır. Bu yüzden örneğin Spinoza herkesin kurtuluşa erebileceğine inanmamıştır, Marx toplumculuğun ister istemez başarıya ulaşacağına, Freud da kendi yöntemiyle her nevrozun iyileştirilebileceğine inanmamıştır. Gerçekten de bu düşünürlerin üçü de hem kuşkucu hem de büyük inanç sahibi kişilerdir. Onlara göre özgürlük, zorunluluğun farkında olarak davranmaktan öte bir şeydir; kötülüğe karşı iyiliği seçme konusunda insanın elinde bulunan en büyük olanak, farkında olma ve çaba gösterme temeline dayanarak gerçek olasılıklar arasında bir seçme yapma olanağıydı. Onların tutumları ne gerekircilikti ne de belirlenmezcilikti; gerçekçi, eleştirel insancılığa dayanan bir tutumdu.

Özgürlük, Gerekircilik, Seçenekçilik
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı – Erich Fromm

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Mısır Piramitleri Hakkında Dikkat Çeken 10 İlginç Bilgi

Kapat