Eminim, tüm fotoğraflarınızdan daha güzelsiniz – Murat Menteş

Şifa Şavk… Kim bu kadın, ruhumun derinliklerine baktı?

Çok acayip. İlk defa duyduğum bir ses beni kendine çekerken, ilk kez bir posterde gördüğüm yüz beni çarpmıştı. Sevda sinyali ile aşk ışınlan farklı yönlerden geliyordu. Gözlerime de, kulaklarıma da inanamıyordum. Hissikablelvuku, dejavu ve jetlag karışımı bir duyguya kapılmıştım! Gelmiş geçmiş tüm kelebeklerin toplam etkisine maruz kalmıştım.

Şarkı biterken kapıyı sessizce açıp, içeri yavaşça adım attım. Salondaki masalar boştu. Sahnede, konser provası yapılıyordu. Tek seyirci bendim. Şarkıcı kadının parfümü, kozmetik bir tokat gibiydi. Posterdeki yüz. Oydu işte. Ses ile ışık dengelenmişti. Romantik bir ekinoks. Bir adamı, erkek olduğuna şükrettirecek türden bir kadındı. Sesi öyle harikaydı ki, cehennemde konser verse, dinlemeye seve seve giderdim! Gözleri, kuyudan yeni çekilmiş zemzem kadar manalı ve berrak. O gözlere bakmak, kainatın penceresinden paralel evrenin bahçesini seyretmek gibi. İçimde melekler çiçekleri suluyor, ütü yapıyordu sanki. Saçları, köpürtülmüş zambak demeti. Böylesine güzel olabilmek için, tabiat kanunlarındaki boşluklardan faydalanmış besbelli. Yuvarlak hatları, evrimin altın halkalarından müteşekkil. Asırlar boyunca, atalarının nesilden nesle geçen seksiliği, onda son şeklini bulmuştu. Eteği, tutuşmuş sancak gibi dalgalanarak anbe-an kısalıyordu sanki. Cidden ateşliydi. Ayaklarını soksa, Atlas Okyanusunu kaplıcaya çevirir. Meyve aromalı dudakları aralandı: “Buyurun, ne istemiştiniz?” Sözleri, şarkının devamı gibiydi.

“Dünyanın en fotojenik insanısınız Şifa Şavk. Üstelik, eminim, tüm fotoğraflarınızdan daha güzelsiniz” deyiverdim.

Orkestra üyeleri, oturdukları tabureler kadar kıpırtısızdı. Şifa Şavk sordu: “Buraya, bunu söylemeye mi geldiniz?”

“‘Buraya’ derken, ‘dünyaya’ mı demek istiyorsunuz?” Sahne 20 adım ötemdeydi. Şifa Şavk’la aramdaki tüm kilometreleri, metreleri, santimleri, milimleri aşmak istiyordum. Ayaklarım kendiliğinden beni ona götürüyordu. Bir bakışma valsi yapıyorduk adeta. “Peki… siz neden buradasınız leydim? Cennetin kapılarını açık mı unuttular?”

Yüzünde pırlanta ışıltıları kımıldıyordu: “İltifatlarınız için teşekkür ederim. Fakat görüyorsunuz ya, prova yapıyoruz. Bize izin verir misiniz lütfen.” Kelimeler serin ve tatlı, dondurma gibi kayarak çıkıyor ağzından.
“Elbette…” Sahneye iyice yaklaşmıştım. “Fakat siz de burada oturup izlememe müsaade edin, benden bu bahtiyarlığı esirgemeyin, rica ederim.”

“Her ne yapmaya çalışıyorsanız, yeri ve zamanı değil bayım. Sizden, gitmenizi istemek mecburiyetindeyim.” Sözleri, bestelenmiş şükür duası gibi kulağımı okşuyordu.

“Size saçma geliyor, farkındayım. Fakat hayatım boyunca bu anı bekledim. Şansımı zorlamak belki bahtımı karartmaktan başka işe yaramayacak..
Sabrı, kaynayan süt gibi taşıverdi: “Hâlâ ne duruyorsunuz?”

“Senin zarafetine şapka çıkarmak, seksiliğine pantolon çıkarmak için. Yo! Yani… Kalbini bir kutu gibi açıp içine kalbimi koymak için Şifa. İki damla misali birleşip tek damla olalım seninle. Birbirimizin gözlerini ayna olarak kullanalım…”
“Of Allahım… Bu yaptığınız hiç de centilmence değil. Cüretkarlığınızla beni rencide ediyorsunuz.”

“Sizi görünce içimde bir yanardağ faaliyete geçti, ne tavsiye edersiniz, okyanusa mı atlayayım?” Şifa Şavk a bir ‘siz’ bir ‘sen’ diye hitap ediyordum. Üç dakika öncesine kadar bu kızın sesini duymamış, yüzünü görmemişim. Adını bilmiyordum, varlığından bile haberim yoktu. Bismillah demeden daha, benliğimi ilelebet fethetmişti. Bizi birbirimize bağlayan ezeli bir yemin deşifre olmuştu sanki: “‘Centilmence değil’ mi? Sizin cazibeniz de hiç adil değil hanımefendi. Çölü geçtikten sonra içilen soğuk suyun ilk yudumu gibisiniz, ne yapabilirim? Eğer ilk görüşte aşk suçsa, şu anda FBI’ın en çok arananlar listesinin başında benim adım yazılı olmalı…”

Dilini dudaklarında gezdirdi. “İsminiz ne, nereye yazılı bilemem…”
“Marcooo!” Hep birlikte dönüp, eşikte beliren sarışına baktık. Şaşkınlığı iyi yansıtan iri mavi gözlere. “Marco, sevgilim, nerelerdesin, her yerde seni arıyordum! Telefonun da kapalı? Ah, birtanem…” diyerek yanıma geldi ve boynuma sarıldı. Sersemlemiştim. Şakrak sarışının ortaya çıkışı muğlak bir sürprizdi benim için. Şifa Şavk ve orkestrası da hayrete kapılmıştı. Kınayıcı bakışları üstümüzdeydi.

“Aaaaa, merhaba?” diyerek metazori gülümsedim. Kıpırdayamıyordum.
“Haydi, nişanlına sıcak bir öpücük ver” deyip ördek gagası şeklindeki dudaklarını ağzıma yapıştırdı.
Nişanlım mı?! Öylesine afallamıştım ki utanamıyordum. Yutkundum.
Ensemi okşayarak, bir flört gülücüğü eşliğinde fısıldadı: “Hey, benim, Jojo!”
Alev alev yanan bir hapishanede bile, daha güvende hissederdim: “Hımmm?”
Jojo ellerini boynumdan omuzlarıma indirdi, kollarımda gezdirdi ve nihayet bir adım geri çekilirken ellerimi sımsıkı tutup sarstı: “Sevgilim, sana harika bir müjdem var!” derken, tebessümü yüzünden taşıyordu. Sevinçten nefes nefeseydi. Orkestra ve solist pür dikkat bizi izliyordu. Sahnede olan bizmişiz gibi.

“Müjde mi? Neden bahsediyorsun?” “Hamileyim!” ‘Ne?!’
“Hamileyim, Marco! Bir bebeğimiz olacak! Sonsuza dek mutlu yaşayacağız aşkım! İnanabiliyor musun?!”
İnanamıyordum. Dönüp, Şifa Şavk a baktım.

Şifa ve orkestra, bizi, bir geri sayıma tempo tutar gibi ağır ağır alkışlamaya başladı.
Bu, aynı anda hem suların, hem elektriklerin kesilmesi; gökten taş yağması ve güneşin bir daha hiç doğmaması, küsüp küllenerek dağılması anlamına geliyordu.
Ben, Titanik’ten önce batıyordum.

Murat Menteş 
Antika Titanik 

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Ensemble Al Asdeka “Oasis”- Arap müziği ve cazın hipnotik harmanı

Kapat