EDUARDO GALEANO: BEŞİĞİN BİR ANLAMDA MEZARIN, KÖKENİN DE KADERİNDİR!

Uygarlığın kısa tarihi

Ve günün birinde, ormanların içinde ve ırmakların kıyısında boş boş yürümekten sıkıldık.
Ve orada kalmaya karar verdik. Kabileyi ve ortak bir yaşamı icat ettik; kemikten iğne yaptık, dikenden de olta; kullandığımız aletler elimizi uzattı ve ucuna taktığımız sap baltanın, çapanın ve bıçağın gücünü arttırdı.
Pirinç, arpa, buğday ve mısır yetiştirdik; koyunları ve keçileri ağıla kapattık; havaların kötü gittiği dönemlerde açlıktan ölmemek için tahıl depolamayı öğrendik.
Ve işlenen tarlalarda, geniş kalçaları ve cömert memeleri olan bereket tanrıçalarına taptık. Ancak zaman ilerledikçe onların yerini savaşçı erkek tanrılar aldı. Bunun üzerine kralların, savaşçı komutanların ve üst düzey rahiplerin başarısını öven marşlar söyledik.
Ve senin ve benim sözcüklerini keşfettik ve toprağın bir sahibi oldu ve kadın erkeğin malı oldu ve baba çocukların sahibi oldu.
Ne evimiz ne de gidecek bir yerimiz olmadan öylece dolaşıp durduğumuz zamanlar artık çok gerilerde kalmıştı.
Uygarlığın sonuçları çok şaşırtıcıydı: yaşamımız eskisine oranla çok daha güvenli ama çok daha az özgürdü ve artık daha çok çalışıyorduk.

Toplumsal sınıfların ortaya çıkışı

Açlığın hüküm sürdüğü o ilk zamanlarda, güneş ışınları arkasından girdiğinde toprağı eşelemekte olan ilk kadındı. Bunun üzerinden çok fazla zaman geçmeden bir yaratık doğdu.
Güneşin bu davranışı Tanrı Pachacamac’ın hiç hoşuna gitmedi ve yeni doğmuş canlıyı paramparça etti. Ölen yavrucuğun parçalarından ilk bitkiler filizlendiler. Dişleri mısır tanelerine, kemikleri yukalara, etleriyse patates, yerelması ve kabağa dönüştü…
Güneşin buna öfkesi hiç gecikmedi. Işınları Peru kıyısını kavurdu ve sonsuza dek kuruttu. Ve güneş bu topraklara üç tane yumurta bıraktığında intikamı zirveye çıktı.
Altın yumurtadan senyörler çıktılar.
Gümüş yumurtadan senyörlerin kadınları çıktılar.
Ve bakır yumurtadan onlara çalışanlar çıktılar.

Emeğin bölünmesinin ortaya çıkışı

Hindistan’ daki kastlara ilahi saygınlık kazandıran kişinin Kral Manu olduğu söylenir.
Onun ağzından rahipler filizlenmiştir; kollarından krallar ve savaşçılar; baldırlarından tüccarlar; ayaklarındansa serfler ve zanaat- kârlar.
Ve o günden itibaren toplumsal piramit inşa edildi ve bu piramidin Hindistan’da üç binden fazla katı vardır.
Herkes nerede doğması gerekiyorsa orada doğar, ne yapması gerekiyorsa onu yapar. Beşiğin bir anlamda mezarındır, kökenin de kaderin: şu anki yaşamın daha önceki yaşamlarında yaptıklarının bir cezası ya da ödülüdür. Mirasın senin bu dünyadaki yerini ve işlevini tayin eder.
Kral Manu kötü davranışları düzeltmeyi tavsiye ederdi: Eğer aşağı kasttan bir kişi kutsal kitapların sözlerini dinlerse kulaklarının içine eritilmiş kurşun dökülecektir; eğer bunları tekrarlamaya kalkarsa, dili kesilecektir. Bu tür terbiye etme biçimleri artık uygulanmıyor, ama aşk, iş ya da başka bir nedenle ait olduğu kastı terk edenler hâlâ halkın öldürmeye varabilecek sert tepkisini göğüslemeye razı olmak zorundalar.
Beş Hindudan birinin dahil olduğu kastsızlar en alttakilerin de altındadır. Onlara dokunulmazlar denir, çünkü bulaşıcıdırlar: sadece birbirleriyle ilişki kurarlar, diğerleriyle konuşamazlar, onların yürüdükleri yollardan yürüyemezler, onların bardaklarına ya da tabaklarına dokunamazlar. Yasa onları korur, ama gerçeklik dışlar. Her önüne gelen onları aşağılar; her önüne gelen onlara tecavüz eder ve bu durumda dokunulmazlar dokunulmuş olurlar.
2004 yılının sonlarında tsunami Hindistan kıyılarını vurunca, dokunulmazlar çöpleri ve ölüleri toplama işini üstlendiler.
Her zaman olduğu gibi.

Hükmedenler ve hükmedilenler

Kudüslü İncil diyor ki, İsrailoğulları Tanrı’nın seçtiği halk, yani Tanrı’nın evladı halk oldular.
İkinci ilahiye göreyse, bu seçilmiş halka dünyanın hâkimiyetini verdi:
İste benden, sana miras olarak ulusları vereceğim
ve sen dünyanın sınırlarının sahibi olacaksın.
Ama nankör ve günahkâr oldukları için, İsrailoğulları aynı zamanda onun canını da sıkıyorlardı. Dedikoducuların söylediğine göre, bir sürü tehdit, lanet ve cezanın ardından en sonunda Tanrı’nın sabrı tükendi.
O andan itibaren bu seçilmiş olma özelliğini başka halklar üstlendiler.
1900 yılında, Birleşik Devletler senatörü Albert Beveridge şöyle buyurdu:
-Her şeye kadir yüce Tanrı, bugünden itibaren dünyayı yeniden yapılandırmamız için bizi seçilmiş halkı olarak işaret etti.

Yazının bulunuşu

Irak daha Irak değilken, ilk yazılı sözcükler orada doğdular.
Kuşların ayak izlerine benziyorlar. İşinin ehli eller sivriltilmiş kamışları kullanarak onları kilin üzerine çizmişler.
Kili pişirmiş olan ateş onları o zamandan beri korumuş. Yok eden ya da kurtaran, öldüren ya da hayat veren ateş: aynen tanrıların ya da bizim yaptığımız gibi. Çamurdan tabletler ateş sayesinde, iki nehrin arasındaki bu topraklarda binlerce yıl önce anlatılmış olanı bugün de bize anlatmayı sürdürüyorlar.
Belki de yazının Teksas ’ta icat edildiğinden emin olan George W. Bush, yaptığının yanına kâr kalacağının sevinciyle, bugün Irak’a karşı bir yok etme savaşı başlattı. Bu savaşın binlerce ve binlerce kurbanı oldu ve bunların tamamı etten kemikten insanlar değiller, orada tarihin birçok hatırası da katledildi.
Canlı bir tarih vazifesi gören sayısız toprak tablet ya çalındı ya da bombardımanlarda yok oldu.
Tabletlerden birinde şöyle diyordu:
Biz tozdan ve hiçlikteniz.
Bütün yaptığımız bir rüzgârdan başka bir şey değil.

Biz çamurdanız

Eski Sümerlilerin inanışına göre, dünya iki nehir ve aynı zamanda da iki gök arasındaki bir toprak parçasıydı.
Yukarıdaki gökte hükmeden tanrılar yaşıyorlardı.
Aşağıdaki gökteyse çalışan tanrılar.
Aşağıdaki tanrılar çalışmaktan bıkana kadar düzen böyle devam etti; sonra bir gün evrensel tarihin ilk grevi patladı.
Bir panik yaşandı.
Yukarıdaki tanrılar, açlıktan ölmemek için, çamurdan kadınlar ve erkekler yoğurup onları kendileri için çalıştırmaya başladılar.
Kadınlar ve erkekler Fırat ve Dicle’nin kıyılarındaki çamurdan doğdular.
Bu olayı anlatan kitaplar da aynı çamurdan yapıldılar.
Bu kitapların yazdığına göre, ölmek çamura dönmek anlamına geliyor.

Eduardo Galeano
Aynalar / Neredeyse Evrensel Bir Tarih
Sel Yayıncılık | Türkçesi: Süleyman Doğru

EDUARDO GALEANO: ADALET DE TIPKI YILANLAR GİBİ, YALNIZCA ÇIPLAK AYAKLILARI ISIRIYOR

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz