Çöl Haydudu İle Dönek Ozanın Hikayesi – Eduardo Galeano

Hayatta kalmıştı. Haydutluk sanatının yaşlı ustası, Pernambuco kırsalına doğru kaçıyordu. Bir uçurumun dibinde kurulan pusuda ordunun kurşunları karısını ve bütün yoldaşlarını öldürmüştü, şimdi onlardan yoksun, yalnızlığına hüzünlenerek yürüyordu.

O gece çöle yağmur boşandı, görülmüş şey değildi ve yıldırımlar havaya tekmeler savuran, asker kasketi ve üniforma giymiş bir sürü iskeleti aydınlattı. Yıllarca süren zorbalığın daha vakitleri gelmeden bu dünyadan göçüp giden kurbanları, Firminio’ya, onlara borçlu olduğu zamanı ödet’ meye geliyordu, dehşetengiz çığlıkları İntikam habercileriydi.

Bıçak ve dipçik darbeleriyle Firminio, fırtınada ayaklanan kemik yığınlarına karşı dövüştü.

Ve sonunda yağmur başladığı gibi, aniden durdu. Ve bir anda bütün ıslaklıklar buharlaştı, ölüler yeniden uyumak için kuru toprağın altına indiler.

Böylece, krallığın en alçağı Firminio kaçışını sürdürebildi.

Ama günlerce yürüdükten sonra ateş yakmak için biraz dal kestiğinde çalılar kanamaya başladı.

Firminio anladı, ama yürümeye devam etti.

Kaybedenler bulacaklar, diye söylerdi şarkısını Ozan Sabino ve yeryüzünde gökyüzünün yıldızlarına boyun eğdirecek yıldızlar sürgün verecek. Dilsizler konuşacak ve bugün hastanesiz hastaların olduğu yerde hastasız hastaneler olacak.

Kıyının iç taraflarındaki köylerin pazarlarında şarkılar söyleyen şarkıcı Ozan Sabino, kırmızı ineğin kehanetlerini söylerdi. Düşlerinde uçuşan İnek ona çölün deniz olacağını haber verirdi, taşlık kıracın yeşilleneceğini ve müneccimlerin bir daha ölü doğumların olmayacağını ve bütün günlerin pazar olacağını göreceğini söylerdi.

Usanıncaya dek bu şarkıyı söyledi. Sonunda Ozan Sabino umut ederek şarkı söylemekten usandı. Ve bu taşlık cehennemde yoksullar ve düzülmüşler arasında gezginlik ederek bütün hayatını boşa harcamış olmaktan pişmanlık duydu. Şeylerin olduğu gibi olduğunu, eskiden de böyle olduğunu ve bundan sonra da Tanrı’nın istediği gibi olacaklarım fark etti. Ve ona zırva düşler gösteren çılgın ineği gecelerinden çıkardı Hükümetin tarafına geçti. Artık tahta kılıcını hüzün yılanını uyandırmak için değil, düzenin düşmanlarını cezalandırmak için kaldırıyordu.

Firminio yürümeye devam etti, Pernambuco kırsalına ya da bacaklarının onu götürdüğü yere doğru.

Bir sabah bir çiftlik evinden çok da uzak olmayan bir yerde, yakınlardan gelen bir çıtırtıyla uyandı. Firminio hemen gizlendi ve bıçağını çıkarttı. Ama fundalığın ortasında, takım elbisesi ve kravatıyla kızarmış tavuğa benzeyen Ozan Sabino’yu görünce, sakince kendine bir sigara sarmaya koyuldu.

Ozan önce kendini takdim etti: Sabino, mütevazı ozan, hizmetindeydi. Ardından hayatı boyunca onunla, kötülüklerin efendisi, çölün gaddar kırbacıyla tanışmayı düşlediğini açıkladı: Bugün bana kader şüphesiz hiç hak etmediğim bu sürprizi sundu, dedi, benim için çok fazla şey ifade ediyor, çok çok fazla…

Firminio sigarasını sardı, isteksiz, gevşek, yaktı.

«Büyük bir onur, diye mırıldandı Sabino tükürüğünü yutarak.

Bir sürü sinekten başka kimsecikler yoktu ortalıkta.

Haydut havaya birkaç küçük duman halkası üfledi ve bir hamlede işini bitirmek için bu okumuş kekemeyi tartmaya başladı.

Sabino, başı önde karıncaları sayıyordu, ama birden kılıcını çekti.

Tahta kılıcı elinde titriyordu, sesi ağzında:

Senin için bir iyilik yapmanızı isteyecektim, diye fısıldadı.

Alnını ve gözlerini bir mendille kuruladı ve kekeleyerek ricasını dile getirdi;

İzin verin… kafanızı keseyim.

Firminio uzun bir kahkaha attı. Ve hiç durmadan güldü, uzaktan gelip onun gülüşüyle birleşen pek çok yankının sonuncusu duyulana dek güldü. O zaman öksürdü.

Sonra boynunu uzattı:

Buyrun, doktor, dedi.

O zaman Sabino tahta kılıcını iki eliyle sıkıca tuttu, var gücüyle sıktı.

Haydut Firminio ayağa kalktı ve boynunu okşadı.

Ozan gözlerini kırpıştırdı, önce tavşan gibi inledi ve sonunda rica edebildi:

Hayır, deyin.

Haydudun hoşuna gitti. Hayır mı? Neden hayır? Bunu kimse reddetmezdi ki? Böylece kuzeybatının korkulu rüyası şöyle dedi:

Hayır.

Ama ozan homurdandı:

Başınızla… hayır deyin.

Ve haydut başıyla hayır deyince, başı bedeninden ayrıldı, yere düştü ve yerde yuvarlandı.

Uygarlığın barbarlık karşısındaki bu zaferi yerel, bölgesel, ulusal, kıtasal ve küresel basında birinci sayfalarda yer aldı. Sabino’ya para ödülü verildi. O da kamuoyu önünde parayı hayır kurumlarına bağışladı. Sabino’nun kahramanlığını anlatan kitap, İngilizceye Almancaya, Fransızcaya ve Esperanto diline çevrildi ve Ozan Sabino Times dergisi tarafından yılın adamı seçildi.

Firminio’nun ruhu doğru cennete çıktı.

Cesedi dünyada İki parça olarak kaldı. Bedenini akbabalara attılar, kafasını bilginlere. Sonunda Congaceiros Müzesi’nin vitrininde sergilenen kafayı mumyalamadan önce bilginler Firminio’nun Brezilyan-Xantodermik grubuna giren ektomorfik tipte üstün bir memeli olduğunu ortaya çıkardılar. Analizler, kafatasındaki belirgin tümsekler nedeniyle psikopat bir kişiliğe sahip olduğunu ve daha çok dağlık bölgelerde ve gizli coğrafyalarda görülen katillere özgü bir kişilik yapısına sahip olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Ayrıca, diğerinden dokuz milimetre küçük olan kulağı, yukarıya doğru sivrilen kafa yapısı ve öldükten sonra bile çiğnemeye devam eden uzun köpek dişlerine sahip geniş alt çene yapısı da deneğin suça eğilimli olduğunu gösteriyordu.

Fİrminio cennete gitti, çünkü karısı oradaydı ve çünkü birisi ona, saygın savaş sanatında ölü düşen gezgin şövalyelerin orada, yukarıda yer aldığını söylemişti.

O atsız bir şövalyeydi. Cennete yürüyerek çıktı, gitgide yükselen bütün o şatafatlı yola, elinde baston olarak kullandığı çiftesi ve kuşağında gümüş bir hançerle yaya olarak devam etti. Yürüyüşü ağır, kostümü afiliydi. Parfümler sıkınmış, saçları briyantinli Rrminio’nun göğsünde pırıl pırıl kurşunlardan bir haç ışıldıyordu, başındaki Napolyon şapkasına madalyalar, İngiliz sterlinleri ve bir sürü zamazingo İliştirilmişti ve elindeki her parmakta bir yüzük parıldıyordu. Nihayet uzun bir yürüyüşün sonunda Firminio cennetin kapısına vardı. Ama Aziz Pedro kapıyı açmadı.

Tanrı bizzat kendisi onun içeri alınmamasını emretmişti. Ulu Yaratıcı ‘meleklerin, başmeleklerin ve azizlerin ortak taleplerini duymazlıktan gelemezdi, çünkü Firminio’nun yanlışlıkla cennete giren karısı herkesle yatıyordu. Kadın o sonsuz hayatta yanmakta olan tek ateşti. O seviştiğinde ve dans ettiğinde, göbeğinden kıvılcımlar çıkar da, ilahi huzurun iç Sıkıcılığı biraz olsun dağılırdı.

Bu yüzden Aziz Pedro ona kapıyı açmadı. Firminio yalvarmadı, tek kelime etmedi. Sessizce bekleyerek orada kaldı.

Çok uzun zaman geçti, ama Firminio hala elinde şapkası dimdik o kapıda bekleyip duruyor.

Derinlerdeki gözetleme kulesinden Lucifer endişeyle durumu izliyor. Lucifer başına neyin geleceğini anladığında homurdanıyor:

Kötü talih hep beni bulur zaten.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Bazı Yazlar Uzaktan Geçer – Murathan Mungan

Kapat