Oğuz Atay: “Beni dinlemeyeceksiniz biliyorum beni unutacaksınız geriye kuru bir gürültü kalacak”

Benim gibi okusaydınız kirli sokakları yosunlu duvarları çarpık taşlı binaları severdiniz tanışmadan severdiniz insanları onları birbirine benzemedikleri halde bir yanlarıyla derinde bir yerde aynı olduklarını görürdünüz beni dinlemeyeceksiniz biliyorum beni unutacaksınız geriye kuru bir gürültü kalacak benden anlaşılmaz sesler çıkardı ortalığı toza boğdu gitti diyeceksiniz bir bahar temizliği yapacaksınız arkamdan üzerinize sinmiş etkilerimi havalandıracaksınız odaya dolan bunaltıcı havamı değiştirmek için pencereleri açacaksınız yoksa ne yapacaktınız nasıl olurdu nasıl başarılırdı benim gibi olacak benim gibi doğduğunuzdan beri üstünüze yığılan bütün bilgilerin size verilen bütün şeylerin sizi ezmesine dağılıp yok etmesine izin verecek değilsiniz ya…

 “Ben senin gibi kolay bulamıyorum kelimeleri”

Ölü mevsimin mort sezonuna rastladınız beni daha önce görseydiniz daha önceleri neredeydiniz neden bana gülmeden cesaret verdiniz gülseydiniz dağılırdı derdiniz bilseniz ne rahat ederdiniz gülerdim tamam oldu artık size sen diye hitap edebilirim yorulmak bilmezdi gücünün son noktasına gelinceye kadar durmazdı vatandaşlarıma benzemiyorum kendimi korumasını bilmiyorum boyuna kendimi sıkıyorum bir limon gibi sonunda beni çöp sepetine atacaksınız ve garson bir limon daha diyeceksiniz garson bir votka daha biliyorum içmemeliyim sizi rezil ediyorum herkes bize bakıyor sizin de ekleyeceğiniz bir söz varsa benden fırsat bulup bir söz de siz edebilirseniz sizi bütün kalbimle ve kulaklarımla dinlemeye hazırım bana acıyın bütün bildiklerimi ortaya döktüm canım Selim derdim dinlen biraz ben dinlenirken siz konuşun nasıl böyle güzel olduğunuzu anlatın bana ben senin gibi kolay bulamıyorum kelimeleri kekelerdim ellerimi açar çaresizliğimi anlatırdım sen uzun boylu karışık saçlı bir Selim’sin hayır kendini anlat senden başlamalıyım canım Selimim senin gölgende çizgilerim ortaya çıkıyor sen araya girersen belki kendimi aşabilirim senin gibi biliyorsun seni tanıdığım zaman daha önce daha önce nasıldın onu anlat diye atılırdı beni tanımadan önce seni tanımadan önce güzel olduğumu bilmiyordum hayır biliyordun bilmeseydin bana yaklaşmazdın seni güzel bulduğum için sana yaklaştım Selim hayır evet hayır anlaşamazdık sen alıp götürüyorsun insanı Selim düşünemiyorum doğrusu sen düşün dediğin anlat dediğin için düşünmeyi anlatmayı ne kadar istiyorum hayır beni kandırıyorsun benden daha gerçek olduğun için daha gerçek yaşıyorsun benim uydurma dilimle anlatılmaz bu gerçekler seni seviyorum Selim seni dinlemek istiyorum senin masallarını yaşamak istiyorum senin dışındaysa gerçekler dediğin şeyleri yaşamak istemiyorum anlıyorum beni dinlemekle bana inanmakla gösterdiğiniz sabrı beğeniyorum kalbinizden kötü düşünceleri uzaklaştırın ve teyzenizi evden kovun yerine saygılarımı kabul edin bu günlerde iyi bir dinleyici bulmak o kadar güçleşti ki hayalimdeki kadınlardan bile bu kadarını beklemediğimi itiraf etmeliyim siz kurduğum hayallerden de güzelsiniz bütün hayallerim soluklaştı sizin yanınızda sizi düşünürken aklım duruyor heyecanımdan yemeğe verdim kendimi çocukken okuduğum detektif romanlarından da heyecanlısınız siz onları da okurken heyecanımdan durmadan yerdim seni düşünürken ve seninle yaşarken durmadan yemek içmek istiyorum bu romanın sonu nereye varacak uzun parmaklı elleri tabaklara uzanır bardakları kavrardı onu seyrederdim hayır olmaz benim tadımı çok çıkarıyorsun seni kıskanıyorum bütün hareketlerinin sevgi dolu olduğunu görürdüm kendi hareketleriyle çok ilgiliydi durmadan kendini seyrederdi hareketlerine farkında olmadan duyduğu ilgi yüzünden dalgın görünürdü oysa kendini davranışlarına o kadar kaptırıyordu ki dalgınlığı hatırlatılınca şaşırır gülümser anlamazdı onun dalgınlığına başka bir ad bulmak gerekti onun hareketlerinin güzelliğine ben de kapılır çevremi görmezdim onun istediği gibi çevreyi unutur yalnız onunla ilgilenirdim beni ilgilendirmeyen insanları olayları görmenin ne yararı var derdi seni seviyorum ve yalnız seni görüyorum seninle ilgiliyim başka her şeyi unutuyorum sözün gelişi değil bu ben sözümün eriyim başka anlamları olsaydı sözlerimin başka anlamlara uygun kelimeler bulurdum elleri de sözünün eriydi elleri de sözlerine uygun hareketler yapardı sürekli elimi tutar ve avucunun içinde kayboluşunu gülerek seyrederdi içtiği zaman aşırılığa kaçmadan cesaretli olurdu bütün aşırılığı sözlerindeydi kendisine sözleri kadar aşırı olmadığı söylenirse darılır ona çocuk muamelesi edildiğini cesaretinin aşırılığını ispat etmek için kendini öldüreceğini söyleyerek evet kendini öldürmekten o kadar az bahsetmişti ki o kadar çok konuştuğu halde bu konuda hemen hiçbir şey söylememiş olmasına bugün bile inanamıyorum beni korkuturdu sonra mahzun ve titrek bir sesle gerçekleşmesini istediği dileklerinin hayalini kurmayı kendine yasakladığını hayal kurduğu zaman onları bir türlü gerçekleştiremediği için artık hayal kurmaktan korktuğunu beni de hayallerinin içine almadığını hayallerine girersem beni kaybedeceğini beni düşünüyor musun diye sorduğum zaman ona bilmeden eziyet ettiğimi belki ölümü de bunun için düşünmüyordu söyleyerek beni suçlardı hemen arkasından benim farklı olduğumu her zaman hayallerimin gerçekleştiğini söylerdi nedense beni bu şekilde tarif etmeyi severdi benden başka hiçbir şey düşünmeni istemiyorum ya da yalnız bizi düşünmeni istiyorum derdi ağaçlı bir yolda yürüyorduk hafif yağmur çiseliyordu bana ceketini vermişti omuzlarıma koymuştu ceketin içinde kaybolmuştum ıslanıyordu gömleği derisine yapışmıştı bir yokuş çıkıyorduk beni bir gün kaybedersen ölürsem demek istiyorum üzülür müsün üzülürüm demeliydim onunla konuşmalıydım ağlamaya başladım ne söyleyeceğini bilemedi aptalca sözleriyle herkesi kırdığını anlattı nerede nasıl konuşacağını bilemiyordu gene kendini karıştırma işin içine Selim dedim burada benim üzülmem değil mi mesele dedim güldü gülümsedim beni güldürmeyi denedi cesaretlenerek Selim öldü yaşasın Selim dedi benim ölümüm başkalarınınkine benzemez dedi ben bir yolunu bulur gene dirilirim hayır mesele ben değilim ben anlatamıyorum başkalarını düşündüğümü kendimi anlatıyormuşum gibi oluyor Günseli olmak isterdim onun gibi hissettiklerimi tam yerinde ifade edebilmek isterdim ne yazık kocaman beceriksiz bir Selim’im ne kadar uğraşsam gene başlama Selim dedim gülerek kötü bir şey olmadığını anladı güldü yağmur dinmişti ağaçların kokusunu duyuyorduk benimle duyularının geliştiğini söyledi seni tanımadan önce hiç koku almazdım ya da yalnız kötü kokuları alırdım şimdi insanları bile kokularından tanıyorum kendimi bütün kokulara açık tutuyorum cebinden bir kâğıt parçası çıkardı ayaklarımızın altında hışırdayan yaprakların resmini çizmeye başladı dolmakalemiyle resmin altına tabiata döndüğüm gün diye yazdı mendiliyle gözyaşlarımı sildi ben mahvoldum dedi ben romantik oldum hiçbir ilaç beni iyileştiremez artık bu yaştan sonra elâleme rezil oldum gülüyordu tabiatta tozdan ve çamurdan başka şeyler de varmış diyordu o yaz bir inşaatta çalışıyordu sabahtan akşama kadar o kadar kirleniyordu ki yüzü tanınmaz duruma geliyordu bir gün ona uğramıştım amelelerden utanmıştı yüzündeki kirden dudakları beyaz görünüyordu tozun içinde güzeldi heyecanlandım bir süre ayrılamadım ayrılmak istemiyordum ameleler bize bakıyordu kirliydi yorgundu utanıyordu terliyordu mutluydu ondan ayrılmak düşüncesine dayanamadım akşam yemeğe gelsene dedim teyzemden çekiniyordu yüzü yanmıştı elleri yanmıştı bana çiçek getirmişti kırmızı kareli bir gömlek giymişti beyaz örtüden ellerini saklamak istiyordu heyecandan yemeği yaktım evime ilk defa geliyordu yemeği beğendi oysa yemekten anlardı özellikle içerken uzun uzun güzel yemekler yemek isterdi yalnız kalmak istiyordu benimle teyzeme sudan cevaplar veriyordu kuşkuluydu ne sıfatla bulunuyordu benim evimde teyzeme karşı bir sorumluluk duymaktan korkuyordu benimle resmî bir bağı olduğunun düşünülmesinden korkuyordu kuzeyli bir ilah gibiydi yalnız saçları koyu renk güldüğü zaman çocuklaşıyordu sıkılganlığı geçince fazla yemem için ısrar etmeyin dedi teyzeme sonra pişman olursunuz bir dev gibi yiyordu beni büyülüyordu teyzemin hayretine gülüyordu onu seyretmekten yemek yiyemiyordum onu ne kadar sevdiğimi teyzeme belli etmemek istiyordum bütün hayatım boyunca hiçbir şey yemeden onu seyredebileceğimi yalnız onunla yaşayabileceğimi içimin titrediğini nefesimin kesildiğini Selim bilmiyordu benim kadar bilmiyordu içiyordu kahkahalar atıyordu teyzem içeri gidince elimi tutuyor yapma deyince bana kızıyordu bana sarılmak istiyordu yaşamakta geç kaldım sabrım tükendi diyordu ona hayran olmamaya imkân yoktu neşeli kaba gürültülü genç adamı oynuyordu kendi gülünçlüğüne dayanamıyordu alay ediyordu gene de kendini seyrederken beğeniyordu beğeniliyordu beğenilmenin coşkunluğuyla tutuk ve kendini yiyip bitiren yönüne karşı çıkıyordu kendine ve herkese meydan okuyordu beni de yemeğe çağırsaydınız Günseli hiç böyle görmemiştim onu şimdi bunu yeniden nasıl yaşamalı beğenilmenin tadına varıyordu kadehiyle birlikte yudumluyordu onu coşuyordu şiirler okuyordu bütün Selim’liğini ortaya koyuyordu utanmadan kızarmadan kendini aşmıştı onu sizin yanınızda görür gibi oluyorum hayır göremiyorum bu acıya nasıl katlanacağım katlanacağız alelade oldum herkes gibi oldum diyordu âşık oldum böyle oldum aptal bir yüz takınarak gülüyordu ağlıyorsunuz Günseli ben de ağlayabilseydim ne yazık bu huyumu unutalı yıllar oldu bana da öğretin nasıl ağlanır onun arkasından nasıl yas tutulur beni de yemeğe çağırsaydınız o gün belki şimdi birlikte ağlayabilirdik arkadaşlarından çekiniyordu belki sizden de çekiniyordu belki sizin yanınızda alelade olmazdı belki de yanılıyorum evet sizden duygulu sözlerle bahsederdi birlikte geçirdiğiniz günlerde çiçekli tepelerde gölgeli sokaklarda başıboş dolaşmalarınızdan bahsederdi evet başıboş dolaşırdık sokaklarda sahibimiz yoktu sokakları severdi bu kirli şehrin birbirine hiç benzemeyen sokaklarını caddelerini vitrinlerini özellikle kitapçı vitrinlerini ilk defa kitaplarımı görünce azarlamıştı beni uzun pantalon giyen bir erkek bunları nasıl okur birader demişti utanmıştım hepsinden kurtulmamızı teklif etmiştim hemen topladı kitapları böyle fırsatları hiç kaçırmazdı bir bavula koyduk götürüp sattık ben de sizin gibi onu on sekiz yaşında tanımak isterdim Turgut başınızdan geçenleri bana anlatınca kıskanırdım ne buluyorsun bu sıkıntılı günlerimde seni heyecanlandıracak derdi ben günlerine değin sana heyecanlanıyorum canım Selim derdim sinemalara gittiğimize de mi derdi sinemalara gittiğinize de derdim haftada üç kere beş kere bıkıncaya kadar gittiğimize de mi bıkıncaya kadar gittiğinize de Selim’im derdim bütün filmlerin Amerikan filmlerinin sonunu bildiğimiz halde filmin sonunu keşfedecek metotlarımız olduğu halde gene de gittiğimize de mi derdi metotlarınıza canım metotlarınıza rağmen gene de gittiğinize de canım Selim derdim seni anlamıyorum derdi hiç de bunun tadına varacak birine benzemiyorsun beni kızdıracağını bildiği halde böyle söylerdi beni de aranıza alsaydınız Turgut beni de aranıza alsaydınız Günseli bana bir yığın kitap aldırdı sattığımız kitapların parasıyla bana bir yığın kitap verdi okuyayım diye bana hemen okumalısın yetişmelisin diyordu bana bildiğim tanıdığım güzellikleri sen de öğrenmelisin diyordu ne olur benim gibi okuyun her dedikoduya kulak kabartmayın benim gibi okusaydınız kirli sokakları yosunlu duvarları çarpık taşlı binaları severdiniz tanışmadan severdiniz insanları onları birbirine benzemedikleri halde bir yanlarıyla derinde bir yerde aynı olduklarını görürdünüz beni dinlemeyeceksiniz biliyorum beni unutacaksınız geriye kuru bir gürültü kalacak benden anlaşılmaz sesler çıkardı ortalığı toza boğdu gitti diyeceksiniz bir bahar temizliği yapacaksınız arkamdan üzerinize sinmiş etkilerimi havalandıracaksınız odaya dolan bunaltıcı havamı değiştirmek için pencereleri açacaksınız yoksa ne yapacaktınız nasıl olurdu nasıl başarılırdı benim gibi olacak benim gibi doğduğunuzdan beri üstünüze yığılan bütün bilgilerin size verilen bütün şeylerin sizi ezmesine dağılıp yok etmesine izin verecek değilsiniz ya derdi Günseli derdi beni on sekiz yaşında tanısaydın hayır tanımasaydın hiç istemiyorum o günlere dönmeyi derdi aptallıklarıma beceriksizliklerime her dokunduğunu kıran ellerime kapıları bulamayan yanlış kapılar açan ellerimin dalgınlığına yanlış sözlerime teşekkür etmek yerine özür dileyen sarsaklığıma terleyen ellerime dönmek istemiyorum…

Oğuz Atay
Tutunamayanlar

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nejat İşler Berkin Elvan’ı yazdı: “Yoldaşlar, yolu güzel yapanlar”

Ertesi gün uyanınca, komadaki Lobna ve Berkin geliyor aklımıza, ziyaret etmeye karar veriyoruz. Önce Taksim İlkyardım. Lobna’nın ablası karşılıyor bizi....

Kapat