Oğuz Atay: Haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar

Her nefes alışında bu cümleyi alıp vermeli insan: kötülüğe karşı direnmeyeceksin. İlk tokadı yediği zaman insan bu gerçeği bilse… yapılan işkenceler önemini kaybeder. Önemsiz bulduğunuz için de işkence yapılmaz size: faydasız hareketlerden kaçınır insanlar.

Devamı…Oğuz Atay: Haksızlığın insan ruhunu nasıl yıprattığını biliyorlar ve bunun için ısrar ediyorlar

Oğuz Atay: Hem kılıç hem demeç kullanıyorlar Olric

Oğuz AtayBana iyi haber getirin; ölümden, yenilgilerden bahsetmeyin. Nöbetçiler! Bu adamı dışarı çıkarın; çürümüş et kokuyor.
Sıcak yüzünden, efendimiz. Çok uzun yoldan gelmiş.
Elbiseleri tozlu: havayı dolduruyor, nefes alamıyorum. Pencereleri açın, duvarları yıkın: efendimiz nefes alamıyorlar. Bir elleriyle şemsiyelerini tutmaya çalışırlarken, öteki elleriyle kılıçlarını nasıl sallayabildiler?
Işığı görünce pencereye uçan, cama yapışan sinekler kadar da dayanamadılar mı? Tespihböcekleri gibi kıvrılıp ölüverdiler efendimiz. Borular çalınsın, halka haber verilsin. Yağmur duasına çıkılsın.

Devamı…Oğuz Atay: Hem kılıç hem demeç kullanıyorlar Olric

Oğuz Atay: “Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar”

oguz-atayÖnsözler okudun hayalinde: bize yeni bir şey öğretmedin. Kaybettin. Mahkemeyi de mi kaybettim? Mahkemeyi de kaybettin. Mahkeme masrafları, ücreti vekâlet filan da bana mı yıkıldı? Hepsi sana yıkıldı. Ben mahkemede sevimli görüneceğimi sanıyordum, benim bu kadar kayıp içinde olmamdan utanırlar da beni daha çok severler sanıyordum. Aldanıyorsun. Burası mahkeme: düşkünler yurdu değil. Sakın kıyameti koparmaya kalkma: mahkemenin manevi şahsiyetine hakaretten de mahkum olursun. Bir insan eşyayı da suçlayamazsa, divana istediği gibi bir tekme atamazsa insanlığı nerede kalır? Eşya da isyan eder mi insana? İnsan mahkemelerinde eşyalar davayı kazanır mı?

Devamı…Oğuz Atay: “Öyle bir kapı olmalı ki çalınca, insana hiçbir şey sormadan açsalar”

Oğuz Atay: Bir de vatan denen bir şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu

oguz-atay“Ben savaş yıllarının çocuğu olduğum için, ilk talihsizliğim beslenme şartlarının kötülüğüyle başlamıştır. Bütün savaş yılları kara ekmekle geçti benim için. Ekmekle birlikte her şey bozuldu. Bana henüz verilmeye başlanan terbiyem okula gitmeden bozuldu. Bütün çocuklar gibi, kötülüğünü, anlamını bilmeden küfür etmeyi öğrendim ve sebebini bilmeden dövüşmeye başladım. Sokak aralarında, biriktirdiğim gazoz kapaklarıyla lik oynamak ve jilet kapaklarının en iyisi olan giletteyi arkadaşlarımdan çalmak suretiyle kumara ve hırsızlığa alıştım. Babam beni mektebe götürdüğü zaman, çantamla birlikte artık uzun bir hayat tecrübesini de omzumda taşıyordum.

Devamı…Oğuz Atay: Bir de vatan denen bir şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu

Oğuz Atay: İsa Mesih’in yanına da yaklaşmak, devlet büyüklerinin yanına girmek kadar zor muydu acaba?

oguz-atayRainer Maria Rilke, hayatının hiçbir döneminde, aydın olmayan ve tanımadığı bir terlikçiyle bütün bir gece içip, dönüşte de tramvayın sahanlığında gedikli bir çavuşla, hem de bütün içtenliğiyle sohbet etmemiştir. Bu olaydan beş yıl sonra da aynı içtenlikle pişman olmamıştır. Kendini mi, terlikçiyi mi aldattığını bilememenin ıstırabını yaşamamıştır. Çünkü Almanlar, esas itibariyle, Türklerden daha derin romantizmi olan bir millettir. Bunun tarih boyunca birçok örnekleri görülmüştür. (Görülüyor ki, Almanların tersine, hiçbir düşünceyi ciddiyetle sonuna vardıramıyorum. Bundan da Almanlar utansın insanlık adına. Bu düşüncelerimin acıklılık derecesini kimse tayin edemeyecektir. Almanlar bile.)

Devamı…Oğuz Atay: İsa Mesih’in yanına da yaklaşmak, devlet büyüklerinin yanına girmek kadar zor muydu acaba?

Oğuz Atay: Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim

Oğuz AtayKendini çözemeyen kişi kendi dışında hiç bir sorunu çözemez
Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? En basit sorunların çözümünde bile bocalayan bu sözde devrimci gölgeyi, hiç düzeltmeden, biraz olsun çekidüzen vermeden, amaç edindiğimiz ülküleri gerçekleştirmek için hemen kavganın ortasına atıverelim mi? Kendini yönetmeyi beceremeyen kişileri, toplumları yönetmek, onlara yeni yollar göstermek için hemen başa geçirelim mi? Yoksa, toplu eylemlerde kütlelerin başına bela olan zayıf kişilikleri önce sert ve sıkı bir sınavdan mı geçirmeli?

Devamı…Oğuz Atay: Bana bugün, ne yapmalı? diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim

Oğuz Atay: İlk çekingenlikler ne tatlıdır oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır

Oğuz Atayİlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. Oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır. Bütün gücüyle büyüyü bozmak, buzları kırmak için uğraşır. Birlikte yapılan her yeni hareket de, istenmediği halde bu büyüyü geri getirir: insana yeni bir fırsat verir. Turgut da, bu sefer acele etmedi. Yemek seçmekteki kararsızlıkların, tabaklara uzanmaktaki çekimserliğin, her duruma uygun söz bulma güçsüzlüğünün ayrı ayrı tadına vardı. Kendini bıraktı: uzun sessizlikleri bozmak için çaba göstermedi. Gözlerini Aysel’in bakışlarından kaçırmadı. Dalgaların üstünde oynaşan güneş ışınlarına daldığı zaman söylenen sözleri duymadığı için üzülmedi. Zamanı unuttu: oraya gelmeden başından neler geçtiğini, ayrıldığı zaman neler geleceğini düşünmedi. Selim’den bahsetmek istediği sırada da, acaba şimdi konuşmasam daha mı iyi olur diye bir endişeye kapılmadı.

Devamı…Oğuz Atay: İlk çekingenlikler ne tatlıdır oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır

Süleyman Kargı: “Selim öldü, kendini öldürdü” dedi. Allahım, nasıl izin verdin buna – Oğuz Atay

Turgut, yorgun bir gülümsemeyle: “Cahil Turgut’u gizlemesini iyi bilirim. Kimse anlayamaz,” dedi. “Bütün dünyayı kandırabilirim gibi geliyor bana.” Ayağa kalktı, yazı masasını süzdü. “Ne yazık ki bu meziyetimle çok övünürüm. Kendimi ele veririm.” Süleyman Kargı güldü; “Bir kadın olsaydı şimdi, ‘İnanmıyorum,’ derdi size.” Turgut başını kaldırdı: “Bakın bunu anlamam için, kitap okumama lüzum yok.” “Selim de bunu ifade etmek istedi işte.”
Omlet ve patlıcan kızartmasından ibaret yemek güzeldi. Yemekte konuşmadılar. Sonra, Süleyman Kargı, sofrayı itinayla topladı; hemen bulaşıkları yıkadı. Turgut’un kurulamasına izin verdi. Odaya döndükleri zaman: “Yemek ve bulaşık işlerinde titizimdir,” dedi. “Bunları bir zevk haline getirmezseniz, çok çabuk bıkarsınız.” “Bu öğütü nasıl kullanacağımı pek bilemiyorum,” dedi Turgut elini uzatarak.

Devamı…Süleyman Kargı: “Selim öldü, kendini öldürdü” dedi. Allahım, nasıl izin verdin buna – Oğuz Atay

Oğuz Atay: “Yok canım, o kadar değil, diyorlar her zaman. Ölmezsin, diyorlar”

Beklemesini bilmiyorum. Masanın yanındaki aynaya takıldı gözü. Orada zavallılığını gördü, “büyük ve güzel” şeylerin yokluğunu gördü yüzünde. Yıllarca yanıbaşında yaşayan Selim’in, bu yüzü güzelleştirmesine nasıl izin vermediğini, sunulan zenginlikleri nasıl kör bir inatla geri ittiğini gördü. “Bir dostun varlığı güzel bir şeydir; fakat bir dosta ihtiyaç duymadan yaşayabilmektir önemli olan” sözünü söyleyen Turgut’un fakir suratını gördü. Aynalarla arası iyi değildi bugünlerde. Yanımda dururken, ona elimi uzatmak mesele değilken… farkında olmadığım bir varlığı sadece elimden kaçırdım diye peşinden… “Başka çare göremedi demek kendini anlatmak için,” dedi Süleyman Kargı. “İnanmıyorlar ki. Elle tutulur deliller istiyorlar.

Devamı…Oğuz Atay: “Yok canım, o kadar değil, diyorlar her zaman. Ölmezsin, diyorlar”

Oğuz Atay: Tolstoy, Dostoyevski’yi anlayamamış aynı devirde yaşadıkları halde hiç görüşmemişler

oguz-atayBu adamların bizden uzakta ve ölmüş olmalarına dayanamıyorum. Öldükten sonra insanların bir yerde buluştuklarını söyleyenlere inanmak isterdim. Yaşarken, ne sıkıcı ve soluk insanlarla birlikte geçiriyoruz ömrümüzü. Hiç olmazsa öldükten sonra, aralarında bulunmaktan zevk alacağımız insanlarla yaşasaydık. Fakat ne garip, onlar da yaşarken görmek istemiyorlar birbirlerini. Belki öldükten sonra anlarlar. Kavga gürültü eksik olmaz aralarında gene. Elbette olmaz. Önemli olan bu değil.

Devamı…Oğuz Atay: Tolstoy, Dostoyevski’yi anlayamamış aynı devirde yaşadıkları halde hiç görüşmemişler

Oğuz Atay: “Sensin ümidi bütün karanlıkların bütün yaralı Donkişotların yeraltında yaşayanların…”

Oğuz AtayYeni baştan aynı kâbusları yaşamak istemiyorum sana roman gibi gelse de senin hatırın için bile yapamam aynı şeyleri oysa karikatürlerde ne kadar sevimli gösterirler bu insanları başka yerlerde de sevimli gösterirler yalnız yaşarken kimse sevimli görmez bütün bunları oysa okurken resimlerini seyrederken ne kadar acırsınız onlara gene de gülmeden duramazsınız ben bile gülerim oysa onlar gülemezler ben de aslında gülemem beni en çok seven annem bile bana benim aptal oğlum derse buna gülemem işte anlıyorum Günseli gene de Selim bir Günseli’si olduğu için bütün bunları anlatabildi ya Günseli’si olmayanlar ne yapacak aylardır işte bunu düşünüyorum gerçi Selim bazı yollar gösterdi bana bu arada gene de ne yapabileceğimi bu insanlar için ne gibi tedbirler alınabileceğini bilemiyorum bu insanların haklarını hangi partinin koruyacağını düşünemiyorum her örgütte idare edenlerle edilenler birbirlerinden öyle çabuk ayrılıyorlar ki tedbir almaya zaman kalmıyor aynı şeyleri söylerdi

Devamı…Oğuz Atay: “Sensin ümidi bütün karanlıkların bütün yaralı Donkişotların yeraltında yaşayanların…”

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org