Koltuğunda Rahat Oturamayan Adama Mektup – Aziz Nesin

Sayın Bay,

Görünüşü rahat, geniş, sağlam, pahalı, çok güzel bir koltuğunuz var. Ama neden siz koltuğun içinde rahat değilsiniz? Üstelik, o yumuşak, geniş koltuğunuzun önündeki o koca masaya dirseklerinizi de dayayınca, koltuğunuzda rahat rahat oturmanız gerekir. Oysa siz oturduğunuz koltukta tedirginsiniz. İğneli fıçıya düşmüş gibi hep kıpır kıpır kıpırdayıp duruyorsunuz. Nedir bu tedirginliğiniz? Sanki haşarı öğrenciler koltuğunuzun oturak yerine, uçları yukarı gelen raptiyeler koymuşlar da. siz de oturunca altınıza batmış gibi… Hayır, hayır, öyle de değil, o geniş, o rahat görünüşlü, o güzel koltukta, ha düştünüz, ha düşecekmişsiniz gibi sallantıdasınız. Elindeki denge sırığının bir ucunda su dolu bir kova, öbür ucunda taş dolu sepet asılı bir ip cambazı bile, havada gerili ipin üzerinde, sizin o koltukta oturduğunuzdan çok daha rahat duruyor. O cambazın ip üstünde yürümesi, sizin koltukta oturmanızdan çok daha dengeli. Sanki altınızdaki o koltuk canlanıp huylu bir katır olmuş da, siz de yaşamınızda ilk olarak, tırnaklarınızı da geçirerek koltuğunuzun dayanak yerlerine, düşmemek için, sanki katırın yelesine yapışır gibi sıkıca yapışmışsınız. Sizi o koltukta öyle ha düştü, ha düşecek durumda gördükçe, biz de yüreğimiz ağzımızda, korkular geçiriyoruz. Bu yürek çarpıntılarından kurtulmamız için en iyisi, sizin o tedirgin durumunuza, tehlikeli görüntünüze sırtımızı çevirip bakmamak. Ama elde mi? Bir insan, oturak yerine dikenler yada iğneler batmış gibi koltuğunda acılar çekerek kıvranırken, ha düştü ha düşecek diye korkudan soğuk terler dökerken, böyle birine kim arkasını dönebilir?

Altınızdaki koltuk geniş. Önünüzdeki masa büyük. Hele odanız sımsıcak, koskocaman. Peki, nedir derdiniz? Nedir bu tedirginliğiniz? Düşseniz bile, yere yumuşak halı serili olduğundan bir yeriniz de acımaz. Ne oluyor size böyle? Sanki çok derin bir uçuruma yuvarlanıp paramparça olacakmışsınız gibi, siz öyle yuvalarından fırlamış fincan fincan gözlerle korkular içinde çırpındıkça, biz de gerçekten büyük bir tehlike içinde olduğunuzu sanarak size acıyoruz.

Ay yapmayın, ne olur… Bir o yana, bir bu yana, bir sağa, bir sola yalpalayıp durmayın… Oturun şu koltuğa! İyice yerleşin!

Oturduğunuz o koltukta rahat ettirebilmek için ne yapmalıyız, bilmem ki… Sizi koltuğunuzda ha düştü, ha düşecek korkuları içinde gördüğümden beri düşündüğüm işte bu: Koltukta oturan bir insan neden yuvarlanır?

Hah, bakınız, düşünürken düşünürken, şimdi birdenbire eskiden tanığı olduğum bir olayı hatırladım. Belki sizin koltuktan düşmemenize yarar diye, anlatayım.

Çok yıllar oldu. Bir yaz gecesi, bir açık hava gazinosuna gitmiştim. Çok zengin programı olan gazino o gece çok kalabalıktı. Orkestra çalıyor, şarkılar söyleniyor, artistler türlü gösteriler yapıyorlardı. Bir ara gazino bahçesinin ortasındaki pistte bir akrobat, iki sandalyenin üstüne çıkarak, zor cambazlık numaraları yapmaya başladı. O sırada seyircilerden bir sarhoş müşteri boyuna konuşuyor, cambaza laf atıyor, yöresindekileri tedirgin ediyordu. Bir yabancı dilde ‘konuştuğundan sarhoşun ne dediğini anlayamıyorduk ama, davranışlarından ortaya çıkıp cambazlık etmek istediği belli oluyordu. Laf atmakla yetinmedi, saldırıya da geçti. Cambazın numaralarını beğenmemişti. Kendisinin cambazdan çok daha iyi numaralar yapabileceğini göstermek istiyordu. Sarhoş müşterinin sululuğu yüzünden gazinoda soğuk bir hava esmişti.

Lüks bir gazinoydu. Müşteriler de seçkin kişilerdi. İşte bu yüzden garsonlar, o sulu sarhoşun kolundan tutup dışarı atmıyorlardı. Bir adam gazinonun müdürü olacak ortaya çıktı, esprili bir konuşmayla, yabancı sarhoşu yatıştırmak için istediğini yapmasına seyircilerin izin vermelerini diledi. Bunun üzerinde iki ayağının üzerinde bile zor duran sarhoş, masalara sandalyelere çarpa çarpa piste geldi. Ağzının kenarında bir cigara, ortadaki masaya çıkmaya çalıştı. Ama bir türlü masanın üstüne çıkamıyordu. Sarhoşun sallanıp yalpalayıp durması, seyircileri eğlendiriyordu. Bir alay konusu bulan müşteriler sarhoşu alkışlamaya başladılar. Bundan büsbütün yüreklenen sarhoş, dört sandalye alıp masanın üstüne koydu. Tam bir sarhoş sarsaklığıyla önce masanın, sonra da masanın üstündeki sandalyelerin üstüne çıktı, oturdu, cigarasını tüttürdü. Sarhoşun hiç beklenmeyen bu başarısını seyirciler daha çok alkışladılar. İyi işte, başardı, artık yatışsa da yerine gitse ya… Sarhoş hiç yatışır mı! İndi aşağıya. Kollarına üç sandalye taktı. O üç sandalyeyle, masa üstündeki dört sandalyeye tırmanmaya çalıştı. Nasıl bir korkulu görüntüydü, anlatılır gibi değil… Yukarı çıktı. İkidebir ayağı tökezliyordu. Ha düştü, ha düşecek… Gazinodaki kadınlar korkudan çığlıklar atıyorlardı. Birkaç kez, sarhoşun tepe üstü yere çakılmasına kıl payı kalmıştı. Tam düşecekken, sandalyelerden birinin ayağına, arkasına, bir yerine tutunup dengesini buluyor, düşmekten kurtuluyordu. Yukarı tırmanıp çıkması kadar inmesi de bizler için heyecanlı oluyordu. Neyse indi… Artık bu tehlikeli numarasını bitirdi diye hepimiz alkışladık… Siz misiniz alkışlayan… Kollarına iki sandalye takmış, geldi. Yine ağzının kenarında cigara, iki kolunda birer sandalye tırmanmaya başladı. Önce masaya, sonra masanın üstündeki dört sandalyenin üstüne, sonra onun üstünde duran üç sandalyenin üstüne, kolundaki iki sandalyeyi yerleştirip en üste çıktı, oturdu. Ama bütün bunlar, anlatıldığı kadar kolay, çabuk olmuyordu. Sarhoş, altı-yedi metre yükseklikteydi. Her sendeleyişinde kadınlar çığlık çığlığa bağrışıyorlardı.

Sarhoş, sandalyeye oturdu. Nerdeyse dudağını yakacak kadar içilmiş ola.n cigara izmaritini yere attı. Cebinden cigara paketini çıkardı. Ağzının kenarına cigarasını yerleştirdi. Cigarasını çakmağıyla yaktı. Bütün bunları yaparken birkaç kez düşme tehlikesi geçirdi, hepimizi korkuttu. Cigarasından birkaç soluk aldıktan sonra inmeye başladı. İnmesi bir zorluk, çıkması bir başka zorluk… Az kaldı yuvarlanacaktı. Neyse indi. Oh kurtulduk, demeye kalmadı;koluna bir sandalye daha takıp yeniden tırmanmaya davrandı. Bu kez, engel olunması için bağırıp çağıranlar oldu. Ama kimse sarhoşu tutamadı. O, kolunda sandalyeyle bu kez bir maymun çevikliğiyle birden tırmanıp ta en üste çıktı, kolundaki sandalyeyi, altındakilerin üstüne yerleştirip üstüne oturdu, cigarasını tüttürdü. Sonra ayağa kalktı. Bir ayağını havaya kaldırıp tek ayağının üstünde durdu. Ama yine sallanıyordu. Öyle ki, onun düşüşünü görmemek için kadın seyircilerden elleriyle yüzlerini kapatanlar vardı.

İşte o sırada… Hiç olacak şey değil. Sarhoş, iki elini sandalyenin arkalığına koyup ayaklarını havaya kaldırdı. Sandalyenin arkalığını tutmuş iki elin üstünde amuda kalkmıştı. O durumda bile fırtınada bir dal gibi sallanıyor, ama düşmüyordu. Üstelik, cigara da hala ağzının kenarındaydı.

Ancak o zaman, bir sarhoş müşteriyi değil, büyük bir cambazı seyrettiğimizi anlayabildik.

Sayın bay! Sizin büyük ve ılık bir salonda, önünüzdeki kocaman masaya dirseklerinizi dayayarak oturduğunuz o rahat görünüşlü, yumuşak, geniş koltuktaki tedirginliğinizi, bir türlü rahat oturamayıp kıvır kıvır kıvranmanızı, sanki derin bir uçuruma düşecekmişsiniz gibi korkular çektiğinizi görünce, yıllar önce bir gazinoda seyrettiğim, kendisine sarhoş müşteri süsü vermiş olan o usta cambazı hatırladım.

O cambaz, masada üstüste duran dört katlı sandalyelerin üstüne tırmanıyor, en tepedeki sandalyenin arkalığına tutunup amuda kalkıyor, yine düşmüyor da, siz neden geniş, sağlam koltuğunuzun içinde bir türlü rahat oturamıyorsunuz? «O cambaz da ondan…» diyeceksiniz. Sizin neyiniz eksik o cambazdan, demeyeceğim. Evet, o cambaz olduğu için de altı-yedi metre yükseklikteki sandalyenin üstünde amuda kalkıyor. Size, koltuğunuzun üstünde amuda kalkın diyen yok, koltuğunuzda rahat rahat oturun, altınıza dikenler batmış gibi ‘kıpırdayıp durmayın, yeter diyoruz. Cambaz o denli yüksekte amuda kalkıp düşmüyor da, siz neden geniş koltukta otururken düşme korkulan çekiyorsunuz? Bunu anlamak için cambazın neden düşmediğini bilmemiz gerekir. O cambaz düşmez bayım. Çünkü, üstünde amuda kalktığı bütün sandalyeler dengede duruyor. Cambazla, altındaki sandalyelerin ağırlıkları, sandalyelerin hem sağ, hem sol ayaklarına dengeli olarak dağılmış. Oysa hem sizin, hem üzerinde oturduğunuz koltuğun dengesi bozulmuş. Lütfen başınızı birazcık eğip, üzerinde oturduğunuz koltuğun ayaklarına bir baksanıza! Gördünüz mü koltuğun bir yanındaki ayakları var, öbür yanındaki ayakları yok. Nasıl? Düşersiniz bayım, düşersiniz, elbet düşersiniz. Sizin o geniş koltuğa yerleştirdiğiniz poponuz ne denli büyük olursa olsun, doğa yasalarına, toplum yasalarına karşı koyacak güçte değildir. Düşersiniz sayın bay! Hem de düşeceksiniz! Hiç olmazsa, neden düşeceğinizi, düşünce de neden düştüğünüzü anlamış olsaydınız… Sizden öncekiler de patır patır düştüler, ama ne yazık, neden düştüklerini bir türlü anlayamadılar. Siz de onlar gibi düşüvereceksiniz, yuvarlanarak düşeceksiniz!

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Balkanlar ve Ortadoğu’dan Dans Müzikleri: Tim Rayborn “Veils of Light” albümü

Kapat