Çıplak ayaklı filozof: Sokrates – Alain de Botton

M.Ö. 469 yılında Atina’da doğdu. Babası Sophroniskos’un heykeltraş, annesi Phainarete’nin de ebe olduğu söylenir. Sokrates gençliğinde filozof Arkhelaos’un öğrencisi oldu, sonra da düşüncelerinin hiçbirini yazıya geçirmeden felsefe yapmaya başladı. Verdiği felsefe derslerinden para talep etmediği için yoksul düştü ama mal mülk edinme kaygısı zaten hiç yoktu. Bütün yıl aynı giysiyi üstünden çıkarmıyor, neredeyse her zaman çıplak ayak dolaşıyordu (ayakkabıcıları sinir etmek için dünyaya geldiğini söyleyenler bile vardı). Öldüğünde evli ve üç erkek çocuk babasıydı. Karısı Ksanthippe’nin huysuzluğu dillere destandı (niçin böyle bir kadınla evlendiği sorulduğunda filozof, at terbiyecilerinin en huysuz atlarla çalışması gerektiğini söylerdi). Zamanının çoğunu evin dışında, Atina’nın halka açık alanlarında arkadaşlarıyla söyleşerek geçirirdi. Arkadaşları onun bilge kişiliğine ve mizah yeteneğine hayrandılar. Ama herhalde çok az kişi dış görünüşüne hayran olabilirdi.

Kısa boylu, sakallı ve keldi; acayip, sanki yuvarlanırmış gibi bir yürüyüşü vardı. Onu tanıyanlar yüzünü çok çeşitli şeylere benzetiyorlardı: Bir akrebe, bir satire ya da bir soytarıya. Burnu yassı, dudakları kalındı; pörtlek, şiş gözlerini, çalı gibi karmakarışık kaşları gölgeliyordu.

Yine de, en garip özelliği şuydu: Farklı sınıflardan, farklı yaş ve meslek gruplarından AtinalIların yanma yaklaşıp, kendisini biraz garip bulacaklarını, hatta sinirlenebileceklerini düşünmeden onlara damdan düşer gibi niçin herkes tarafından doğru kabul edilen şeylere inandıklarını ve hayatın anlamının onlara göre ne olduğunu soruyor, sorusuna açık ve net yanıtlar vermelerini istiyordu. Bu davranış karşısında şaşkınlığa düşen generallerden biri şöyle diyor:
İnsan ne zaman Sokrates ile karşılaşsa, onunla sohbet etmeye başlasa, hep aynı şey oluyor. Önce siz bambaşka bir konudan söz etmeye başlıyorsunuz, sonra Sokrates sizi yönlendirerek istediği yere çekiyor, en sonunda da sizi tuzağa düşürüp şimdiki yaşam biçiminiz ve geçmiş yaşamınız ile ilgili ayrıntılı bilgiler edinmeden, yaşamınızı her açıdan didik didik incelemeden sizi bırakmıyor.

Bu alışkanlığı bağlamında iklimden ve kent planlamasından da yardım gördüğü söylenebilir. Atina yılın altı ayı sıcaktı; dolayısıyla insanlarla, ev ortamı dışında, resmi bir tanıştırma olmaksızın sohbetler yapabilme olanağı fazlaydı. Kuzey bölgelerinde, loş, dumanaltı kulübelerin balçıkla sıvanmış duvarları arasına sıkışıp kalan etkinlikler için, burada cömert Atina semalarından başka bir şeye gereksinim duyulmuyordu. Agora’da, Boyalı Avlu’da ya da Zeus Eloterios avlusunda, sütunlar arasında gezinmek ve akşama doğru, öğle vaktinin hayhuyundan da gecenin huzursuzluğundan da uzak o özel saatlerde, yabancılarla konuşmak adettendi.

Kent büyük olduğu için çok da şenlikliydi. Atina’da ve Atina Limam’nda yaklaşık 240.000 kişi yaşıyordu. Kentin bir ucundan öteki ucuna, yani Pire’den Ege kapısına yürümek bir saatten fazla zaman almıyordu. Burada yaşayanlar, tıpkı bir okuldaki öğrenciler ya da bir düğündeki davetliler gibi kendilerini birbirlerine çok yakın hissediyorlardı. Yani, sokağın ortasında yabancılarla sohbete başlayanlar yalnızca deliler ve ayyaşlar değildi.

Hğer varolan düzeni sorgulamaktan kaçmıyorsak, bunun nedeniiçinde yaşadığımız kentin iklimi ve büyüklüğü bir yanaloplum tarafından kabul gören her şeyin doğru olduğunu düşünmemizdir aslında. Çıplak ayaklı filozof ise, toplum tarafından benimsenen her şeyin anlamlı olup olmadığına ilişkin bir sürü soru sormuştu.

Alain de Botton
Sokrates’in Hayatı
Kaynak: Felsefenin Tesellisi 

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Rüyaların Rolü Ve İşlevi Nedir? – Jacques Montangero

Kapat