Leo Tolstoy: İktidarlar halklar arasında varo­lan barışı bilerek bozuyor

Vatanseverlik ve İktidar

Pek yaşlı olmayan günümüz insanlarının bile hatırlayacağı üzere, kısa bir süre önce, Hıristiyan halk arasında vatanseverliğin yol açtığı şaşırtıcı esrimeyi en bariz biçimde gösteren bir hadise yaşandı. Almanya’nın hükümran sınıfları, kendi halk yığınlarının vatanseverli­ğini öyle tutuşturdular ki, XIX. yüzyılın ikinci yarısında, istisnasız tüm erkeklerin asker olmasını öngören bir yasa teklifi verildi; tüm oğullar, kocalar, babalar, okumuş adamlar ve din adamları cinayet işlemeyi öğ­renmek, üst rütbelilerin itaatkar köleleri olmak ve öldürmeleri emredilen herkesi -ezilen milletlerin insanlarını; haklarını savunan kendi çalışan insanlarını; ve hatta hükümdarların o en küstahı, II. Wilhelm tarafından halka ilan edildiği üzere, kendi babalarını ve kardeşlerini- öldürmeye tamamıyla amade bulunmak zorundaydılar.

İnsanın en iyi duygularının tümüne en iğrenç biçimde tecavüz eden bu dehşetli düzenleme, vatanseverliğin etkisi altında Alman halkının sessiz sedasız mutabakatını kazandı. Fransızlara karşı zafer kazanmaları sonucunu doğurdu. Bu zafer Almanya’nın vatanseverliğini daha da alev­lendirdi ve ardından da Fransa, Rusya ve diğer güçlerinkini; sonundaysa kıta ülkelerinin tüm insanları, direnmeksizin, genel askerlik hizmeti uygulamasına boyun eğdiler -yani, kadim dünyanın herhangi bir köleli­ğinden kıyaslanmayacak kadar beter derecede bir aşağılanma ve itaat gerektiren bir kölelik durumuna. Vatanseverlik çağrılarına yığınların bu köle itaatinden sonra, iktidarların küstahlığı, zalimliği ve çılgınlığı hiçbir sınır tanımadı. Asya, Afrika ve Amerika’da -kısmen keyif, kısmen övün­genlik, kısmen de açgözlülük yüzünden- diğer halkların topraklarını gasp yarışı başladı ve iktidarlar arası güvensizlik ve husumet de giderek arttı.

Tolstoy: Vatanseverlik, diğer milletlere yapılan her türlü haksızlığın kaynağıdır

Ele geçirilen toprakların sakinlerine kıymak tamamen doğal bir işlem olarak kabullenildi. Tek mesele, diğer halkların toprağını ilk önce kimin ele geçirip sakinlerine kıyacağıydı.

Tüm iktidarlar, fethedilen halklara ve birbirlerine karşı adaletin ilk şartlarını en bariz biçimde ihlal etmiş ve ediyor olmakla kalmayıp, her türden sahtekarlık, dolandırıcılık, rüşvetçilik, hile, casusluk, soygun ve cinayetten de suçluydular ve suçlu olmayı sürdürüyorlar; ve halklar bütün bunlarda onlara sempati duymuş ve halen duyuyor olmakla kalmayıp, dahası, böyle suçları işleyen iktidar başkalarınınki değil de kendilerininkiyse, sevinç duyuyorlar. Farklı halklar ve devletler arasın­daki karşılıklı husumet son zamanlarda öyle şaşılası boyutlara ulaştı ki, bir devletin diğerine saldırması için hiçbir sebep bulunmamasına rağmen, bütün iktidarlar, herkesçe bilindiği üzere, pençeleriyle dişlerini çıkarmış vaziyette duruyor ve mümkün olduğunca az riskle saldırıp par­çalamak için, birinin başına bir felaket gelip zayıf düşmesini bekliyorlar sadece.

Hıristiyan olduğu söylenen dünyanın tüm halkları vatanseverlikle öyle canavarlaştırıldılar ki, artık sadece öldürmeye ve ölmeye mecbur edilenler cinayeti arzulayıp bundan sevinç duymuyor; Avrupa’yla Ame­rika’nın tüm halkı, hiç kimsenin tehdidi altında bulunmadan, evlerinde huzur içinde yaşarken, her savaşta -iletişim araçlarının gelişmesi ve basın sayesinde- bir Roma sirkindeki seyircilere dönüşüp, onlar gibi cinayetten haz alarak, kana susamış çığlıklar atıyorlar: “Pollice verso.” (Roma anfiteatrlarmda mağlup bir gladyatörün katlini isteyen seyircilerin verdiği işaret baş parmağın aşağı çevrilmesiydi.) 

Ve sadece yetişkinler değil, çocuklar da, saf, bilge çocuklar, o gün lidit veya diğer toplarla öldürülüp parçalanan insan sayısının yedi yüz yerine bin İngiliz veya Boer olduğunu duyunca seviniyorlar, hangisinin ölümüne sevinileceğini duyanın milliyeti belirliyor.

Ve anne babalar -böyle durumlar biliyorum- çocuklarını bu gaddar­lıkta cesaretlendiriyorlar.

Ama hepsi bu değil. Bir devletin ordusundaki her büyüme (ki her devlet, tehlikede olduğundan, vatansever sebeplerle büyütmeye çabalar) komşularını da, yine vatanseverlik gereği, ordularını büyütmeye mecbur eder ve bu ilk ulusun tekrar büyütmesine yol açar.

Ve aynı şey istihkamlar ve donanmalarda da olur: bir devlet on tane zırhlı yapar, komşusu da on bir tane; sonra ilki on iki tane yapar ve bu böyle sonsuza kadar sürer.

“Seni cimcikleyeceğim.” “Yumruğu patlatacağım.” “Seni kamçılayaca­ğım.” “Seni sopalayacağım.” “Seni vuracağım.”… Sadece kötü çocuklar, sarhoş adamlar veya hayvanlar böyle dalaşıp kavga eder, ama en uy­gar iktidarların en yüksek temsilcileri arasında, tebaalarının eğitim ve ahlakını yönlendiren o insanlar arasında, sürüp giden tam da budur.

Vaziyet gitgide kötüleşiyor ve besbelli mahva sürükleyen bu inişin du­racağı yok. Saf insanların inandığı bir kaçış yolu, yakın zamandaki hadiselerle artık kapanmış durumda; Lahey Konferansı’nı ve hemen peşinden gelen İngiltere Transvaal savaşını kastediyorum.

Az ya da sadece yüzeysel düşünen insanlar, uluslararası hakemlik mahkemelerinin, savaş felaketlerini ve durmadan artan silahlanmayı azaltacağı fikriyle kendilerini avutabiliyordularsa, Lahey Konferansı ve peşisıra gelen savaş, meseleye bu yolla bir çözüm bulmanın imkan­sızlığını en somut biçimde göstermiştir. Lahey Konferansı’ndan sonra apaçık hale geldi ki, silahlı iktidarlar varoldukça, silahsızlanma ve savaşla­rın sonlandırılması imkansızdır. Bir anlaşmanın mümkün olması için, tarafların birbirine güvenmesi gerek. Güçlerin birbirine güvenmesi içinse, silahlarını bırakmaları lazım; beyaz bayrak taşıyıcıların bir toplantı için biraraya gelirken yaptıkları gibi. İktidarlar, birbirlerine güvenmemeyi sürdürerek, ordularını dağıtmak ya da küçültmek yerine, komşularının ilavelerine mukabil, hep büyüttükçe ve GüçTerden her birinin fırsa­tını bulur bulmaz komşusuna saldıracağını bilerek, casuslar yardımıyla orduların her hareketini izledikçe, bir anlaşma mümkün değildir ve her konferans ya bir budalalık, ya bir eğlence, ya bir aldatma, ya bir münasebetsizlik ya da bunların tümüdür.

Bu konferansta enfant terrible (Kötü çocuk.) olmak, diğerlerinden ziyade Rus ikti­darına özellikle yakışıyordu. Rus hükümeti öyle şımarmıştır ki, yurtta kimseye, düzmece oldukları besbelli bildiri ve tebligatlarına itiraz izni vermezken, en ufak bir tereddüt göstermeden kendi halkını silahlan­mayla mahvetmiş, Polonya’yı boğazlamış, Türkistan’la Çin’i yağmalamış ve özellikle de Finlandiya’nın nefesini kesmeye çalışmışken, herkesin inanacağına dair tam bir güvenle iktidarlara silahsızlanma teklifinde bulunmuştur.

Ama tam kendi ordusunda bir büyümeye hazırlandığı anda gelen böyle bir teklif, ne kadar tuhaf, beklenmedik ve münasebetsizse de, halk huzurunda açıkça öyle sözler telaffuz ediliyordu ki, diğer güçlerin hükümetleri, komik ve besbelli düzmece olan bu müzakereyi, kendi halklarının gözü önünde reddedemediler ve delegeler bundan hiçbir şey çıkmayacağını peşinen bilerek biraraya geldiler ve birkaç hafta, bu sürede iyi maaşlar alıp, içlerinden gülseler de, hepsi özen göstererek milletler arasında barışın düzenlenmesiyle dürüstçe uğraşır gibi yaptı.

Lev Tolstoy: Vatanseverlik; kötü bir eğilim, mantıksız bir öğretidir. İyisi, kötüsü yoktur!

Lahey Konferansı -ki peşinden, kimsenin durdurmaya yeltenmemiş olduğu veya şu an yeltenmediği korkunç kanlı Transvaal Savaşı geldi-asla beklendiği şekilde değilse bile, yine de bir işe yaradı; işe yaradı, çünkü iktidarların, halkları muzdarip eden melanetleri düzeltemeyeceğini ve gerçekten dileselerdi bile silahlanmaya da, savaşlara da son veremeyeceğini en açık biçimde gösterdi.
Varolmak için bir gerekçeleri bulunsun diye, iktidarlar, halklarını diğer halkların saldırılarından koru­malıdırlar; ama hiçbir halk bir diğerine ne saldırmak ister, ne de saldırır ve bu yüzden iktidarlar, barış istemek bir yana, özenle, diğer milletlerde kendilerine karşı bir nefret uyandırırlar. Kendilerine karşı diğer halkın nefretini ve kendi halkının vatanseverliğini uyandırdıktan sonra her ikti­dar, halkını, tehlikede olduğuna ve savunulması gerektiğine inandırır.

Ve gücü ellerinde tutan iktidarlar, hem diğer milletleri tahrik edebilir, hem de kendilerininkinde vatanseverliği uyandırabilirler ve her ikisini de özenle yaparlar; başka türlü de yapamazlar, çünkü varoluşları bu temel üzerine bina edilmiştir.

Eskiden halklarını diğer halkların saldırılarına karşı savunmak için iktidarlar lazımdıysa da, bugün aksine,  iktidarlar halklar arasında varo­lan barışı bilerek bozuyor ve aralarında düşmanlık uyandırıyorlar.

Ekmek için sürmek gerektiğinde, sürmek akıllıcaydı, ama tohum ekildikten sonra sürmeye devam etmek besbelli saçma ve zararlıdır. Oysa iktidarların halklarını yapmaya zorladıkları şey tam da budur: varolan ve iktidarlar bulunmasa hiçbir şeyin bozamayacağı birliği bozmak.

Kaynak: Vatanseverliğe Karşı Tolstoy

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here