Bir Zamanlar Anadolu’da: Şaşkınlık ve hüzün veren yorumlar arasında… – Zahit Atam

Bildiğiniz gibi Bir Zamanlar Anadolu’da filmi gerçek bir olaya dayanıyor, Ercan Bey daha henüz 25 yaşındadır, tıp fakültesinden mezun olmuş ve zorunlu hizmete gitmiştir. Lojman dolu olduğu için hastanenin bir odasında kalmaktadır. İdealleriyle birlikte, tek göz odasında kalırken yatağının başına bir İsrailli fotoğrafçının kırsal kesimde çekilmiş fotoğrafını asmıştır, bir dergiden kesmiş. Gerçek olaydan yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra senaryo yazılıp film çekileceği sırada Nuri Bilge’ye kendi odasını tarif etmektedir, bir dergiden kesip aldığı fotoğraftan itinayla söz eder, ama kimin fotoğrafıdır hiç bilmiyordur, fotoğrafı da yıllarca saklamıştır, ama yıllar önce atılanlar arasında kaybolmuştur. Nuri Bilge hiç görmediği fotoğrafı, Ercan’ın iyice tarif etmesiyle, bulur. Nasıl mı?

“Kendi payıma, belki kimsenin aklına gelmediği bir noktaya işaret etmek istiyorum. Öldürülen veya diri diri gömülen şahsın giysisi, boyu, kilosu, uzun tıraşlı sakalı ve kalın kaşlarıyla son zamanların en popüler sinema şahsiyetiyle yani Recep İvedik ile benzerliği… Kasıtlı olduğunu hiç zannetmesem de bu benzerlik benim için olağanüstü ilginç ve anlamlı geldi…”

Bana tuhaf geliyor bu satırların bir sinema profesörüne ait olması, dahası kendisince bir sinema âlimiyim diye ortalıkta dolaşması.

Senarist Ercan Kesal’la konuşuyorum, filme hazırlık süreçlerinden söz ediyor. Bildiğiniz gibi Bir Zamanlar Anadolu’da filmi gerçek bir olaya dayanıyor, Ercan Bey daha henüz 25 yaşındadır, tıp fakültesinden mezun olmuş ve zorunlu hizmete gitmiştir. Lojman dolu olduğu için hastanenin bir odasında kalmaktadır. İdealleriyle birlikte, tek göz odasında kalırken yatağının başına bir İsrailli fotoğrafçının kırsal kesimde çekilmiş fotoğrafını asmıştır, bir dergiden kesmiş. Gerçek olaydan yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra senaryo yazılıp film çekileceği sırada Nuri Bilge’ye kendi odasını tarif etmektedir, bir dergiden kesip aldığı fotoğraftan itinayla söz eder, ama kimin fotoğrafıdır hiç bilmiyordur, fotoğrafı da yıllarca saklamıştır, ama yıllar önce atılanlar arasında kaybolmuştur. Nuri Bilge hiç görmediği fotoğrafı, Ercan’ın iyice tarif etmesiyle, bulur. Nasıl mı? İlk önce fotoğrafın kompozisyonundan ve izleyicide uyandırdığı izlenimden yola çıkarak, kendi bilgisinden bu tür fotoğrafları bir İsrailli’nin çektiğini söyler. Daha sonra internet üzerinden araştırma yapar, fotoğrafları tarar ve sonunda bir fotoğraf bulup Ercan’a getirir, “bu mudur?” Ercan şaşırmıştır, evet o fotoğraftır, aynı şekilde doktorun odası Ercan’ın bizzat kaldığı hastane odasında çekilmiştir, elbette yatağın başucuna da o fotoğraf asılmıştır.

İkinci olarak maktul bildiğiniz gibi filmde çok az görülür, başta çilingir sofrasında, filmin ortasında bir an için bir sanrı sırasında çay içerken, filmin finalinde topraktan çıkarılmış ve en sonunda da otopsi yapılırken. Nuri Bilge’nin amacı filmdeki karakterin gerçek maktule olabildiğince benzemesidir, ararlar tararlar ve Ercan Beyin tanıklığı ile filmdeki karakteri seçerler. Keskin Kasabasında film çekilirken her zamanki Nuri Bilge klasiği birinci sahneden çekime başlanır, çilingir sofrasından, güneş batarken. Bu sırada kalabalık çekim ekibi, çok sayıda araç nedeniyle kalabalık bir kasabalı merakla toplanmıştır, bir lastikçide çekim yapılmaktadır, sahne hazırlanırken, kalabalıktan 50 yaşlarında birisi “Abi, bu Yaşar abiye ne kadar benziyor ya, hayret bir şey” der, “yirmi yılda hiç değişmemiş” diye şaşkınlıkla söylenir. Yani Bir Zamanlar Anadolu’da öldürülen karakter Yaşar’ı ararken Nuri Bilge için birinci motivasyon gerçekliğe sadakat ilkesi uyarınca pek çok noktada bir kazı bilim araştırması yapar gibi davranmaktır. Şimdi ise ne oldu? Elbette herkesin ve popüler kültürün etkisiyle, insanlar kendi hınçlarını almak için Nuri Bilge’yi bir araç olarak kullanıyorlar, hakikaten bir deli bir kuyuya taş atıyor, kırk deli ne güzel taş diye kuyunun başında toplanıyor, gel de kalabalığı dağıt. Ardından şöyle yorumlar yapılıyor, “lütfen bir dahaki filminizde maktulünüz Hıncal Uluç’a benzesin”, kolektif histeri devam ediyor, kendi taleplerini filme aktarıp onunla duygudaş gibi görünürken, gerçeklik aradan çekiliyor kurgu öne çıkıyor. Oysa bu anlayış Nuri Bilge Ceylan’ın itinayla çekindiği, kaçtığı, gerçekliği olduğu gibi yakalamanın, yaşanmış, duyumsanmış olanı vermek hedefinden uzaktır, Nuri Bilge filmindeki her şeyin hesabını verebilir bir yönetmen olmayı ister.

İkincisi bir başka tuhaf kaynaktan geliyor, gerek Üç Maymun’da gerekse Bir Zamanlar Anadolu’da nihayetinde bir benlik çözülmesi olayıyla karşılaşıyoruz. Üç Maymun’da hem oğul hem de baba kaybettikleri çocuğu hatırlıyor, tam da benlikleri çözülürken ve gerçeklik onlara dayanılmaz gelirken bir destek biçiminde. Bir Zamanlar Anadolu’da filminde ise suçlu uykusuz, hırpalanmış, aşırı yorgun, pişmanlık içinde, geleceğe dair kaygılara gömülmüş halinde muhtarın evinde bir an için bir melek biçiminde muhtarın kızını, gece üstelik elektrikler kesikken, mum ışığında gördüğünde çözülür ve bir hezeyan görür, kızın bir an için maktul Yaşar abiye de çay verdiğini ve bütün bunların bir an için geçtiğini, onun ölmediğini sanır. Her iki filmdeki bu sahneleri bir tür Nuri Bilge’nin filmlerinde yeni bir eğilim, bir tür spiritüellik izleri olarak yorumlayanlar var.

Sevgili dostlar insanın sanrı görmesini spritüellik olarak yorumlamak cahilliktir, benliğin çözülmesi ve sanatın bu anları anlatması yüzyıllardır olan bir şeydir, tükenmişlik anlarında, insanın yanılsamalar yaşaması insanların genelde tecrübe ettiği bir şeydir. Bir Zamanlar Anadolu’da üzerine yazılanları okurken, denilenleri dinlerken Anadolu üzerinde cehalet söylevlerinden şaşkınlığa düştüğümü belirtmek isterim.,

Zahit Atam

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here