Ceylan’ın Cannes’dan jüri büyük ödülü ile dönen “Bir Zamanlar Anadolu’da” filmi gösterime girdi


Nuri Bilge Ceylan’ın yönettiği ve Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel ile Fırat Tanış’ın oynadığı Bir Zamanlar Anadolu’da (Once Upon a Time in Anatolia), 23 Eylül 2011 tarihinde vizyona girdi. Nuri Bilge Ceylan’ın bir önceki filmi Üç Maymn 57 kopyayla gösterime girmiş ve 127 bin kişi tarafından izlenmişti. Bu filmi ise 60 kopya ile gösterime giriyor.

Başrollerini Yılmaz Erdoğan ve Taner Birsel’in paylaştığı film, bir doktor ile cinayet soruşturması yürüten bir savcının 12 saatlik gerilimli hikayesini konu almaktadır. On bir hafta süren filmin çekimleri Keskin’de gerçekleşti.

TRT’nin de katkısıyla, Bosna Hersek ve Türkiye’nin ortak yapımı olan film 11-22 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen 64. Cannes Film Festivali’nde büyük ödül Altın Palmiye için yarışacak filmler arasına girdi ve “Jüri Büyük Ödülü”‘nü kazandı.



“Bu yağmur yüzyılardır yağıyor, oysa yüzyıl sonra hiçbirimiz olmayacak”

Sadık Hidayet, Dostoyevsky ve Çehov’dan derin izler taşıyan varoluşsal açmazların kaygı ve kederini insanın omzuna bütün ağırlığıyla yükleyen olanüstü bir film.

Ceylan’ın en iyi eseri diyebileceğimiz “Bir Zamanlar Anadolu’da” Yılmaz Erdoğan’ın bazı diyaloglara elinin değmesi  genel olarak Nuri Bilge Ceylan duranğanlığına eğlenceli bir akıcılık yüklüyor.
Filmin önemli bir bölümün geçtiği masalsı mekansızlık, içiçe geçen ve doğal bir döngüyle devam eden hikaye, (öleceği günü bilen kadın) kendine özgü anlatım tarzı, gizemi, yaşamın ve insanın dışındaki  doğayı bir bütünlük içerisinde elle alan bütünlüklü yaklaşım, arka fonda günümüz sineması açısından vazgeçilmez bir destekleyici unsur  olan müziği kullanma kolaylığına kaçmayacak  ve bu müziksizliği hissetirmeyecek kadar güçlü bir anlatıma sahip olması ile  dikkat çekiyor.

Sonuçta; Hıncal Uluç gibi düşen ve yuvarlanan   elmadan ancak ve ancak yerçekim kuvvetini çıkaran,  elmanın gidip aranan cesede değeceğini bekleyen ve artık bir yeşilçam sendromuna dönüşen mutlu son yerine, hayatın ve geride kalan herşeyin durduğu yerden devam etmesi gerçekçiliğine tahamül edemeyen yüzeysel izleyicilerin asla anlayamayacağı bir  eser.
Dostoyevsky’nin edebiyata yaptığı “sıradan insan” devrimini Nuri Bilge Ceylan sinemada yapıyor.  

Barış Kişin

Bir Zamanlar Anadolu’da; Nuri Bilge Ceylan, Ercan Kesal ve Ebru Ceylan tarafından yazıldı. Filmin temelinde Ercan Kesal’in doktorluk yaptığı dönemde yaşadığı ve Kırıkkale’nin bir kasabasında işlenen cinayetin soruşturma süreci var. Ebru Ceylan, filmin öyküsüne olan yakınlığını “Memur dünyasını yakından biliyorum, deneyimlerimi paylaştım. Kadınlar bu filmde çok yok ama erkek dünyasında ortaya çıkan masumane kadın imgesinin önemli olduğunu sanıyorum.” sözleriyle belirtti. 64. Cannes Film Festivali’nde basın gösterimi önceki gün yapılan toplantıda filmdeki “bol diyaloglar” hakkında sorulan sorulara Nuri Bilge Ceylan, bürokrasi dünyasında konuşkanlığın daha iyi geleceğini belirtti.. Hikayenin bürokrasiyle olan “göbek bağı”nı Çehov sağladı. Hatta filmde Çehov’dan birkaç alıntı var.

Bir Anadolu destanı 
Yine aynı üçlü tarafından yazılmış: Ercan Kesal, Ebru Ceylan ve de Nuri Bilge. Yine dramatik bir olaylar dizisi, sapasağlam ve nüanslı karakterler, yine Gökhan Tiryaki’nin dijital görüntüleriyle bir sihirbaz gibi canlandırılmış bir zaman ve mekan: Anadolu’da ıssız bir gece… Ve bir kez daha, klasik Nuri Bilge suskunluğunu aşan, sıradan insanlar kadar, onlar gibi konuşan kişiler, bir diğer deyişle geveze bir senaryo. Ama yine de, sanki tek bir fazla sözcük bile içermeyen… Ve ön planda polisiye bir öykü. İki kardeş tarafından öldürüldüğü anlaşılan bir adamın gömülmüş cesedinin aranması, gerçek nedenleri ancak finalde ortaya çıkan bir cinayet. Cesedin peşinde klasik Anadolu kasabasının kanun adamları: Savcı, polis şefi, görevli doktor. Ayrıca şoför ve yardımcısı, yeri göstermeleri için getirilen suçlu vs.

Ön planda polisiye bir öykü
Ercan Kesal’ın askerliğini yaparken bizzat yaşadığı bir olaydan yola çıkan senaryo, belirsiz bir zamanda geçen olayı bir tür Anadolu belgeseline dönüştürür: Bir yandan dağbaşlarının ürkünç yalnızlığı, suların ürperen yüzü, delibozuk bir rüzgar, bir anda çakan yıldırımla aydınlanan eski kabartmalar. Ve daha birçok şey. Ön plandaysa insan vardır: Bir avuç tipik Anadolu insanının öyküsü, usta ekip sayesinde evrensel bir macera olup çıkar. Ceylan’ın eski filmlerinde pek önem taşımayan, yakınlarına, akraba ve dostlarına oynattığı, hatta bizzat oynadığı roller, artık işin ehli, profesyonel, ama amatör ruhu bırakmamış oyunculara verilir: Kimilerinin o sevgili bıyıkları kesilerek ya da bilinmeyen bıyıklar eklenerek bir ‘fiziksel müdahele’ geçiren Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel, Ercan Kesal, Fırat Tanış, Ahmet Mümtaz Ceylan… Ve de yeni Ceylan oyuncusu Muhammed Uzuner gibi… Ve bu uzun gecenin elbet sabahı vardır. Ceylan polisiye öyküsüyle merakımızı, anlatımıyla sinemaseverliğimizi ve büyülü görüntüleriyle estet yanımızı iyice doyurduktan sonra, sabah artık çözümlerin vaktidir. Bir Agatha Christie veya Sherlock Holmes romanı gibi akıl ve zeka oyunlarına değil, yine ülkenin bir gerçeğine dayalı bir çözüm… Ceylan o gerçekçi/belgesel tavrından kopmuş değildir. Ama bu yeni tutulan ‘dramatik öykü’ yolu, ona şimdiden bol ödül getirdiği gibi, eminim sinemasına yeni zenginlikler ve yeni seyirciler de kazandıracaktır. Ve bu filmden de geriye unutulmaz bölümler kalacaktır: Bir dizi eski fotoğraf aracılığıyla hatırlanan ölmüş bir evlilik, inanılmaz bir keder duygusu içeren bir otopsi sahnesi, karayağız erkeklerle dolu bir odaya giren melek yüzlü bir kızın birden yarattığı mucize havası, su boyunca kayıp yuvarlanan bir elma. Ve başka şeyler…
Atilla Dorsay 


Nuri Bilge Ceylan
Nuri Bilge Ceylan (d. 1959, İstanbul) yönetmen, senarist ve fotoğraf sanatçısı.

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nde iki yıl sinema eğitimi gördü. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki eğitimi sırasında üniversitenin dağcılık ve mağaracılık kulüplerine katılarak, doğa etkinlikleri ile ilgilendi. 1980’lerde kimi portfolyoları Gergedan gibi dönemin nitelikli kültür ve sanat dergilerinde yayınlanan Ceylan, yaptığı dört filmin de, yönetmenliğini, senaryo yazarlığını ve yapımcılığını üstlendi. Sinemaya Koza adlı kısa filmiyle adımını atan Ceylan bu filmiyle, Cannes Film Festivali’nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi. Ceylan 1997’de ilk uzun metrajlı filmi olan ve başta Berlin Film Festivali olarak pek çok dünya festivalinde gösterilen üç bölümlü, otobiyografik ve pastoral Kasaba filmini, 1999 yılında da bir meta-film olan ve ilk iki filmdeki otobiyografik izleği sürdüren ve büyük başarı kazanan Mayıs Sıkıntısı’nı çekti. Film, Berlin Film Festivali’nin yarışmalı bölümünde gösterilmişti.

56. Cannes Film Festivali’nde yarışan ve favori filmler arasında gösterilen Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımlı dram filmi Uzak, Altın Palmiye’den sonra festivalin ikinci önemli ödülü olan ‘Büyük Jüri Ödülü’nü (‘Grand Prix’) aldı. Filmde yalnız ve yabancılaşmış iki kuzeni oynayan filmin başrol oyuncuları Muzaffer Özdemir ve film tamamlandıktan hemen sonra bir trafik kazasında ölen Mehmet Emin Toprak da ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaşarak Türk sinema tarihinin en parlak başarılarından birine imza attılar.

Ceylan’ın dördüncü uzun metrajlı filmi olan İklimler, 2006 Cannes Film Festivali’nin yarışma bölümüne kabul edildi. Ceylan’ın o güne kadar çektiği en büyük bütçeli eser olan film, dijital görüntü teknolojisiyle kotarıldı ve görüntü yönetmenliğini Ceylan’ın kendisinin üstlenmediği ilk filmi olma özelliğini kazandı. Filmin bir diğer önemli özelliği ise, Nuri Bilge Ceylan’ın bu kez kamera önüne de geçerek, eşi Ebru Ceylan’la başrolleri paylaşmış olmasıdır.

2008 Cannes Film Festivali’nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle “En İyi Yönetmen Ödülü”nü aldı. Ödülü aldıktan sonra yaptığı teşekkür konuşmasında “Bu ödülü birisine adamak istiyorum: Tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme…” dedi. 64.Cannes Film Festivalinde Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle Büyük jüri ödülüne layık görüldü.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Resmi Türk Kimliğinden Özgür Yurttaşlığa – Şeymus Diken

Ünü Diyarbekir'in dışına taşmış ve soyadı kanunuyla "Güzelses" olacak olan Diyarbekirli Celal Bey, 1930'lu yıllarda halkevinin musiki şefidir. Celal Bey'in...

Kapat